Gülçin yazıyor

Gülçin TELÇİ
Haberin Devamı

Sadettin Tantan açtı Hakkı Bey kapattı

İstanbul Belediye başkanlığı için benim favorim Sadettin Tantan'dı. Bunu defalarca açık açık söyledim ve yazdım. Ama, ANAP'ın büyükleri Tantan'ın yerine Ali Talip Özdemir'i uygun gördüler. Bu tercihleri beni son derece üzdü. Hele Fatih Belediyesi'nde Tantan'dan sonra yaşanan olaylardan daha da bir rahatsız oldum.

Sadettin Tantan, belediye başkanlığını yaptığı Fatih'te birçok projeyi hayata geçirmiş, Kur'an kurslarıyla kaynayan mekánları, semt çocukları için bilgisayarlı eğitim merkezleri haline getirmişti. Fener ve Balat semtlerinin restorasyonu projesi de bunlardan biriydi. Yüzlerce yıl öncesi İstanbul'undaki en parlak ve entellektüel semtlerin başında gelen Fener'le Balat bugünkü harap durumdan kurtarılıp baştan ayağa yenilenecek, eskisi gibi seçkin bir mekán haline getirilecekti. Proje milyonlarca dolara malolalacaktı ve Fatih Belediyesi'nin böyle bir projeyi tek başına hayata geçirmesi en başta mali bakımdan imkánsızdı. Tantan bunun için Avrupa'nın kapısını çaldı, UNESCO'dan destek sağladı. UNESCO belediye binasında şehircilerin ve mimarların faaliyet göstereceği bir büro açmaya karar verdi ve Tantan makam odasını küçültüp UNESCO'nun bürosunu buraya yerleştirdi.

AB'DEN DESTEK

Sonra daha başka kaynaklar bulmaya çalıştı ve Türkiye'de bugüne kadar hiçbir resmi kuruluşun yapamadığını yaptı, Avrupa Birliği'nden mali destek sağladı. Fener ve Balat projesi, artık UNESCO'yla Avrupa Birliği'nden gelecek paralarla gerçekleştirilecekti ve işin en ilginç yanı,Tantan'ın bütün bunları yaparken partisi ANAP'tan hiçbir destek alamamış olmasıydı.

Derken seçim konusu gündeme geldi ve ANAP Genel Merkezi, Tantan'dan başkanlıktan istifa etmesini istedi. Ya büyükşehir belediye başkanlığına aday gösterilecekti veya milletvekili olacaktı. Yasalar kamu görevlilerinin seçimlerden belli bir süre önce görevlerinden ayrılmalarını emrediyordu, Tantan istenileni yaptı, başkanlıktan ayrıldı. Yerine de Belediye Meclisi'nin ANAP'lı üyesi Hakkı Şenocak seçildi.

OFİSİ KAPATTI

Tantan'ın koltuğuna oturan Hakkı Bey'in ilk icraatlarından biri, başkanlık odasının hemen yanıbaşındaki UNESCO ofisini kapatmaya kalkmak oldu. Bu karara nereden vardığını, makam odasını genişletmeyi mi düşündüğünü bilmiyorum. Ama, bir sabah işlerinin başına gelen UNESCO'cular ‘‘Burayı yarın sabaha kadar boşaltacaksınız’’ talimatıyla karşılaştılar. Büronun kapanmasının hem projenin, hem de Avrupa'dan gelen yardımların sonu olacağını Hakkı Bey'e bir türlü anlatamadılar.

Oda boşaltıldığı sırada konu ANAP'ın il yönetimine ve Ankara'ya yansıdı. Hakkı Bey'e birkaç fırça telefonu geldi, ‘‘Bu gibi işlerle Fatih'i Fazilet'e mi teslim etmek istiyorsun?’’ dendi. Hakkı Bey de hemen UNESCO'cular'a gitti ve ‘‘Sözlerinin yanlış anlaşıldığını’’ ve yerlerinde kalabileceklerini söyledi.

Sadettin Tantan'la partisi arasındaki anlayış farkını bundan daha güzel sergileyebilecek bir başka örneğe gerek var mı?

Benim de oyum Ecevit'e

Geçenlerde sevgili dostum Meral Tamer beni evde ziyarete geldi. Uzun zamandır görüşmemiştik. Hemen politik gelişmeler ve kime oy vermek lazım konuları gündeme geldi. Tamer ertesi gün, ‘‘DSP'nin gücü, örgütsüzlüğü’’ başlıklı bir yazı yazdı. Yazı beklenenden çok ses getirdi. Ben de yazıyı çok beğenince hemen Meral'i aradım. Meral, ‘‘O gece senin beni cesaretlendirmen sayesinde kaleme aldım’’ diye bana iltifat etti.

Meral kısaca Ecevit'e bu seçimlerde oy atmaya karar verdiğini ve nedenlerini yazdığı yazısında, DSP'nin üstünlüğünü, parti mafyasının DSP'ye sızamaması sayesinde birikimli düzgün insanlara siyasetin yolunun açıldığını ve bu nedenle DSP'ye oyunu vereceğini yazmış. Oy verirken kötülerin en iyisi diye kerhen değil, bilinçli tercih yaparak vereceğini gönül rahatlığı ile anlatmış.

KALİTELİ BAKANLAR

Meral de benim gibi DSP'li bakanları kaliteleri nedeniyle kendine en uygun buluyor. Dürüstlüklerine inanıyor. Ben de inanıyorum. Şahsen Saadettin Tantan ile Ali Talip arasında, parti meclisinin Ali Talip'i tercih etmesini şimdi daha iyi değerlendiriyorum. Ben bu seçimlerde Ali Talip'i aday yapan partiye kesinlikle oy atmamamaya karar verdim.

ECEVİT'İN UĞURU

Ecevit'in Başbakanlığı Türkiye'ye uğur getirdi. Çetebaşı'nı yakaladık, Yunanistan'da siyasi kriz hükümeti salladı, Bir taşla iki kuş birden vurduk. Alaattin Çakıcı hapiste. Türkiye, dünyanın bir numaralı gündemine oturdu.

Ben de Meral Tamer gibi parti mafyasına teslim olmamış, eli yüzü düzgün, açıkları olmayan bakanların yönetiği, Türkiye'nin bugünkü Başbakanı'nın partisine oy vermeye karar verdim.

Üçüncü köprüye hayır!

Bütün dünya toplu taşımacılığı ekonomik ve mantıklı bulurken üçüncü köprü, güzelim İstanbul'un kalan son güzelliklerini de ayaklarının altına alacak ve İstanbul'u şantiyeye çevirecek.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından, tümüyle gizlilik içerisinde yürütülerek ön projesi yapılan 3. Boğaz Köprüsü, İstanbul Boğazı'nda kalan son tarihi ve doğal değerleri de beraberinde alıp götürecektir... Bununla da kalmayıp, İstanbullu'ların, semt halkının sağlık ve huzuruyla da oynayacaktır.

Bu projeden en büyük zararı görecek semtlerden biri de yalılarıyla, anıtsal yapılarıyla tarihi dokusunu şimdilik koruyabilen Arnavutköy.

Bedrettin Dalan belediye başkanıyken üçüncü köprü projesine sıcak bakıyordu... Eser Tümen'e ‘üçüncü köprüyü sana verdim’ dedi. Dalan, belediye başkanlığından düştükten sonra üçüncü köprü projesi rafa kalktı. Şayet İstanbul'da üçüncü köprü yapılırsa ben köprüye hayır projelerinin hepsine katılıcam.

Üçüncü köprüye benden de hayır...



Yazarın Tüm Yazıları