Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gül ve CHP üzerine

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son 30 Ağustos resepsiyonuna da katılmaması üzerine, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile CHP ilişkisini irdelemeye niyetlendim.

Ancak, CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ile Osman Korutürk’ün Irak’a yaptıkları gezi konusunda Gül’ü bilgilendirmelerini bekledim.
Konuya buradan girip Köşk’ün, CHP’nin talebini hızla karşıladığını, günün yoğunluğuna rağmen randevuyu 30 Ağustos’a verdiğini anımsatayım.
O randevunun gerçekleşmesine saatler kala Kılıçdaroğlu, Gül çiftinin ev sahipliğinde ilk kez Köşk’te verilecek resepsiyona katılmayacağını açıkladı.
Haberi aldığında üzülen Gül, “Kemal Bey’in o saatte bir programı var mı” diye sordu; yanıt “Hayır” olunca da bakın ne gelişme yaşandı?

O KURUMLARI KURAN PARTİ

Ekibinden, “Bugünkü programınız çok yoğun, yeni ilaveler de var. CHP heyetini kabulünüzü erteleyelim” önerisi geldi, Gül de bunu onayladı. (O kabul perşembe günü olağan seyrinde yapıldı.)
Köşk kaynakları böyle söylemese de bu açık bir karşılıktı.
Peki, Kılıçdaroğlu’nun, aynı öğlen Köşk’teki kabul törenine katılmış olmasını ve “Sayın Gül’e yönelik bir protestomuz yok” demesini nasıl görmeli?
Şurası net; Kılıçdaroğlu sonrası CHP’nin Köşk’e yaklaşımı değişime uğradı.
Kılıçdaroğlu bazı sorunları gidip Gül’e anlattı, müdahil olmasını istedi.
Ancak resepsiyonlar özelindeki tutumu, kafaları bulandırmayı sürdürdü.
Çünkü, bu politika önceki dönemin ürünüydü ve hep tartışılıp durdu.
Tartışmanın haklı görülebilecek şöylesi nedenleri vardı.
CHP, bir yandan Cumhuriyet’i ve TBMM’yi kurmak, ülkeyi bağımsızlığa götüren zaferlerin sahibi olmakla övünüyor; diğer yandan, bu kurumların ve günlerin devlet kademesindeki kutlamalarında yer almıyor.
Oysa, Köşk’te veya TBMM’de kim ya da kimler olursa olsun CHP, bu kurumlarla ilgili her kutlamada kendisini özel konumda görebilir.
Eseri diye baktığı ‘bağımsızlık günü’ kutlamasına, hem de anamuhalefet olduğu halde katılmamak ise dünyanın hangi ülkesinde görülen bir tutum bilinmez; ancak CHP’nin tavrı sanki dünyada ilkler arasında.

SARIGÜL TOTOSUNA KATKI

CHP liderlerinin, Cumhuriyet, 30 Ağustos ve 23 Nisan resepsiyonlarına katılmaması ‘net tavır’ anlamında da belirsizlik içeriyor.
Hem katılmamak hem de ‘Protesto niteliği yok’ demenin oluşturduğu muğlaklık kimilerinde ‘CHP’nin sorunu başörtü’ algısı yaratıyor; oysa Kılıçdaroğlu sonrası CHP’nin bu alanda da güçlü ileri adımlar attığını kabul etmeli.
Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun, “Resepsiyonlara katılmaktan hoşlanmıyorum” açıklaması da manidar; çünkü anamuhalefet liderinin, bu tür etkinliklere katılım sağlaması hem görev hem de halka verilen fotoğraf açısından önemlidir.
Ayrıca, lider dışındaki yöneticiler ile milletvekillerinin resepsiyonlara katılmaması da ‘protesto’ algısını güçlendiriyor.
Demeli ki, Gül’ün, iktidara destek/onay anlamına gelen her tutum ve uygulamasını eleştirme hakkı başka, onun şahsında kurumsal tavırlar almak başka.

SARIGÜL NOTU:
Çok sık, “Mustafa Sarıgül, CHP’ye katılacak mı” sorusu ile karşılaşıyorum. Geçen gün bir bakan, “Yüzde 99 gibi” dedi. Ben de o bakanla hemfikirim. Zaten zaman da daralıyor. ‘Az sonra’ der gibi biraz daha bekleyelim.

X