"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Gül, Dink cinayetinde devreye giriyor

STRASBOURG - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, iki gün süren Strasbourg ziyareti sırasında en çok vurguladığı temalardan biri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Avrupa’da hukuk düzeninin korunması ve ileri gitmesi açısından oynadığı rolü konu aldı.

Bir başka anlatımla, Gül’ün verdiği mesaj “İyi ki AİHM var” diye özetlenebilir.
Gelin görün ki, Gül’ün bu ölçüde yaşamsal bir önem atfettiği AİHM, geçen eylül ayında Hrant Dink cinayetinden dolayı Türkiye’yi mahkum etmişti. AİHM, suikast düzenleneceği bilindiği halde önlem alınmadığı, ayrıca Dink’in ölümünde kusuru olan kamu görevlileri hakkında etkili bir soruşturma yürütmediği için Türkiye hakkında 4 ayrı ihlal kararı vermiş, ayrıca 133 bin Euro da para cezası kesmişti.
Peki Cumhurbaşkanı Gül, AİHM’nin bu kararını duyduğunda ne hissetti?
Bu konudaki sorumuzu “Mahcup hissettim” diye yanıtladı Gül ve şöyle devam etti:
“Bu kararı hazmedemem. Şundan dolayı: Böyle bir mahkumiyet bizim başımızı dik tutmaz. Zaten kendi vatandaşını koruyamamışsın... Göz göre göre cereyan etmiş. Oradaki ihmaller belli. İkincisi, insanlar yakalanmış ama bu kadar süre geçmesine rağmen her şey daha neticelenmemiş. Bu bizim için büyük bir zaaf. Kendimi çok mahcup hissederim açıkçası... Çıkıp da savunmam, yani ‘Hayır biz her şeyi doğru yaptık, şöyle yaptık da böyle yaptık’ diye gerekçe bulmamam... Bunların olmaması lazım...”
Cumhurbaşkanı Gül’ün önceki gece bir grup gazeteciyle yaptığı sohbetin ana konusunu Dink cinayeti ile ilgili adli ve idari süreçlerin yarattığı soru işaretleri oluşturdu. Tam 4 yıldır sonuçlanmamış olan bir mahkeme, akıbetleri belirsizliğe girmiş olan idari soruşturmalar ve Türkiye cephesinde pek çok şey karanlıkta kalırken AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm etmesi...
Gül, Türkiye’deki sistemin Dink cinayetiyle ilgili işleyişi karşısında duyduğu infiali oldukça kuvvetli ifadelerle kayda geçirdi, genel tablo için “vahim” ifadesini kullandı.
Ve konu kendisinin Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK) devreye sokarak oynayabileceği sorusuna çevrildi.
Gül, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği 2009 yılındaki helikopter kazasının gerisinde bir suikast planı olup olmadığını incelemesi için DDK’yı devreye sokmuş, Kurul’un bu konuda hazırladığı 800 sayfalık rapor geçenlerde kamuoyuna açıklanmıştı.
Gül, Dink cinayetiyle ilgili soru işaretlerini gidermek üzere Yazıcıoğlu’nun ölümünde olduğu gibi aynı kurulu harekete geçiremez mi?
Cumhurbaşkanı, önce “Her problemli işi de DDK’ya sevk edelim diye bir şey mümkün değil. Önemli olaylar olduğunda gerek görülüyor, kamuoyunun vicdanını görünce bu talimatı veriyoruz. Doğrusu bununla ilgili mahkeme açıldığı için, mahkemede epey bir merhale kat edildiği için böyle bir şey aklımıza gelmedi doğrusu, ama olmaz diye bir şey yok tabii” diye konuştu.
Bu noktada Cumhurbaşkanı’na “Mahkeme dışında, doğrudan idarenin tasarruflarıyla ilgili konularda örneğin AİHM’nin verdiği ihlal kararındaki konularla ilgili bir soruşturma talimatı veremez misiniz?” diye sorunca şu karşılığı aldık:
“Veremezsiniz diye bir şey yok. Ben bir konu hakkında talimat vermeden önce çağırıyorum, ‘Bu sizin alanınıza girer mi’ diye soruyorum. Girerse hemen veriyorum talimatları. Ben gidince konuşacağım. Bilmiyorum yapabilecekleri bir şeyse, tereddüt etmem doğrusu...”
Gül’ün Dink cinayeti dosyasının karanlıkta kalmasıyla ilgili bir dizi kaygısı var. Birincisi, olayların üstüne gidilmediği takdirde bir “şaibe”nin ortaya çıkmasından endişe ediyor. Ayrıca, yargı süreciyle de ilgili kaygıları olduğunu “Diğer taraftan yargılamada bir aksaklık söz konusu olursa bu ayrı bir utanç olur şüphesiz ki...” sözleriyle kayda geçiriyor.
Ayrıca, “Herhangi bir şekilde buna benzer olayların tamamen olmamasını garanti etmenin yolu bunları tam aydınlatmaktan geçiyor. Bu tür şeylerde güçlü bir tavır konulursa bir dahakini önlüyor bunlar... İşte o zaman caydırıcı oluyor” diye konuşuyor.
Gül, Türkiye’nin görüntüsüne dönük şu kaygıları da kayda geçiriyor:
“Bu tip şeyler hiçbir zaman Türkiye’yi onurlandırmaz, tam tersine mahcup eder. Bir de mahcup olmayıp pişkinlik gösterirsen o zaman daha kötü bir durum ortaya çıkar. Bunların Türkiye içinde ve dışında Türkiye imajına zararı, Türklük imajına zararı o kadar büyük ki... Bunları telafi etmek için dünya kadar uğraşsan edemezsin... Bunlar çok eski dönemlerin şeyleri... Bunlar hiç Türkiye’nin karşılaşmaması gereken şeyler...”
Sohbetin ilginç bir bölümü, 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara’da Gül’ün Başbakanlığı döneminde öldürülen Prof. Necip Hablemitoğlu suikastını konu aldı. Gül, o dönemde öldürülen Hablemitoğlu’nun eşi Prof. Şengül Hablemitoğlu ile baş başa görüştüğünü, Emniyet ve MİT yöneticilerini de çağırıp dosyayı yakından izlediğini anlattı.
“Parmak izleri bulundu mu?” sorusuna uzun bir suskunluktan sonra “Vardı...” diye yanıt verdi Gül. “Yurtdışı kaynaklı mı?” sorusuna da “Hayır” karşılığı veren Gül, “devamının niye gelmediğini” şöyle anlattı:
“Ulaşılamadı, çıkartılamadı... Bugün de hâlâ takip ederim, sık sık sorarım ne durumda diye... Benim kısa başbakanlığım dönemimde olan bir şeydi, bundan dolayı ayrı bir sorumluluk hissederim. Her şeyi altüst etmekle ilgiliydi o iş. O cinayet olduktan sonra Türkiye’de kopartılan kıyameti düşünürseniz...”
Gül, ayrıca yargı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu, “Türkiye’nin en köhneleşmiş yapısı açıkçası yargı. Bunun objektif bir biçimde reformlara tabi tutulması lazım” dedi.
Cumhurbaşkanı, hakimlerle ilgili şu ilginç değerlendirmeyi de yaptı:
“Türkiye’de herkes yurtdışına gider, askerler gider NATO çerçevesinde, kaymakamların her biri yurtdışında bir yıl master yapar, emniyet müdürleri içinde o kadar çok master’lı, doktoralı olan var ki ... Öğretim üyeleri zaten... Bir dışarıyla irtibatı olmayanlar bizim hakimler...
Öyle var ki, hiç pasaport alıp yurtdışına gitmeyen hakimlerimiz var. Ne yapsın ki, kimseyi suçlayamazsın ki, imkanı bu...”

 

X