« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Guiza'dan çıktım yola

"Bir teknik direktör için kazanmak, golcü içinse gol atmak elbetteki esas başarı ölçüsüdür. Ancak bizim de dahil olduğumuz bir grubun hep söylediği gibi, "bir süre gol atamayan golcü ile bir kaç maç kötü giden teknik direktör" kötü ve başarısız damgası yememelidir.

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME

Gülşah Erkaya yazıyor

Guiza gol atmak anlamında başarılı gözükmemiş olabilir. Ama maç boyunca Okçu'yu seyrettiğinizde her pozisyonun içinde, tam yerinde ve zamanında olduğunu görürsünüz. İster formsuz deyin ister şanssız bir devrede, hep kötü ve netice getirmeyen vuruşlar yapıyor sadece...

 

Bir maçta 5-6 gol pozisyonuna giren bir golcü kötü değil, şanssız, formsuz ya da bilemediniz beceriksiz dönemindedir. Bunlar da aşılmayacak şeyler değildir. Sanırım Guiza yavaş yavaş takımının ve taraftarının sevgilisi haline gelme sürecine girecektir."...

 

Bu yukarıdaki cümleleri, yine bu köşeden 1Aralık 2008'de yazmıştım...

 

Taraftarı, yönetimi ve spor basınının Guiza için darağaçları kurduğu, Okçu'nun oyuna girip çıkarken yuhalandığı bir dönemde... O günler çok gerilerde değil. Kendi cümlelerimi nasıl bulup çıkardıysam Aragones'e "Guiza'yı da al git" diyen yazıları ve taraftar tepkilerini gösteren görüntüleri de bulup çıkarabilirim.

 

Bu yazıyı yazmaktaki amacım "Bakın ben demiştim" demek değil elbette. Hoşgörü ve tahammül sınırlarımızın darlığının bizlere nelere mal olabileceğini anlatabilmek sadece.

 

9 ay önce Guiza'ya hakarete varan yazılar yazanların bugün onu yere göğe sığdıramamalarına da kızmıyorum. Hatta "Bu ne yaman çelişki" bile demiyorum. Bizim mesleğimizin gereği bu... Günü ve anı değerlendirmek. Bir maçta yerin dibine soktuğumuz bir oyuncu ya da hocayı bir sonraki maçta kral ilan edebiliriz.

 

Çünkü bizler de tarafız... Taraftarız. Hepimizin tuttuğu bir takım mutlaka var. Sevdiğimiz oyuncular, taktir ettiğimiz, arkadaş olduğumuz yöneticiler, hocalar, menajerler var. Hepimizin kafasında tuttuğumuz takımla ilgili bir kadro yapısı ve oyun şekli mutlaka var. Bir de hepimizin doğruları ve yanlışları var elbette...

 

Taraf olduğumuz bir konuda yazarken tarafsız davranmamız beklenemez tabi ki... Ama en azından tarafsız olmaya çalışırız. Çoğu zaman tribünlere oynarız. Çünkü bizim başarımız da taraftarın tepkisi ile ölçülür. Pek çok kez önemli olan iyi, doğru ve bilgilendirici şeyler yazmamız değil, taraftarın yani okurun hoşuna gidecek şeyler yazıp yazmadığımızdır.

 

Peki bu zararlı bir davranış mıdır? Bazen evet, bazen hayır... Çünkü spor okuyucusu yani taraftar, gazeteyi açtığında ya da internete girdiğinde, tuttuğu takımla ilgili güzel şeyler, övgüler okumak ister. Eğer takımda bir oyuncuya kızgınsa, teknik direktörüne ya da yöneticisine sinirlenmişse okuduğu köşe yazarının, izlediği yorumcunun onlara, deyim yerindeyse giydirmesini ister. Çünkü Zenga'nın bir röportajında söylediği gibi, "Türkiye'de bir takımın ne kadar taraftarı varsa, o kadar da teknik direktörü var demektir".

 

İşte bu nedenlerle Türkiye'de futbol ile ilgili bir iş yapmak hiç kolay değil. İster hoca, ister oyuncu, isterse de gazeteci olalım, hiçbirimizin işi kolay değil...

 

Köşe yazarı bazen iyi bir golcü olduğunu bildiği halde Guiza için "Böyle golcü olmaz, gitsin" demek zorunda hisseder kendisini. Sonra yine aynı köşe yazarı, çok değil 9 ay sonra "Guiza okçu falan değil kardeşim. Adam katil, katil" demek zorunda hisseder...

 

Ben spor basınının biraz daha hoşgörülü olmasını isterdim. Guiza'ya geçen sezon o kadar acımasız davranılmasa belki adam kendisini daha erken bulacak, belki o sayede Aragones'de gitmeyecekti.

 

Sadece Guiza mı? Alın size Nonda örneği. Adam gitmekten son anda kurtuldu. Galatasaray'ın son maçlardaki yıldızı oldu.

 

Bir de Gaziantepspor'dan Eduardo Pacheo örneğini verebilirim. Çok genç ve yetenekli bir oyuncuydu. Oynadığı her maçta onlarca pozisyon bulmasına rağmen gol atmaya bir türlü başlayamadı. Yönetim de baskılara dayanamayıp gönderdi çocuğu. İddia ediyorum, Eduardo'yu üç beş sene sonra milyon dolarlar verseniz alamazsınız. Ama gitti işte. Yine basın marifetiyle...

 

Basının takım tutmasına karşı değilim. Yazı yazarken ya da haber yaparken taraftar kimliğinden sıyrılamamasına da kızmam. Ben de Gaziantepspor taraftarıyım sonuçta. Yazılarımı yazarken Gaziantep ve diğer Anadolu takımlarına zarar verecek konulardan elimde olmadan kaçınırım. Ancak AMİGOluğa karşıyım. Taraftar olmakla AMİGO olmak arasındaki çizgi öyle kolay geçilebilecek kadar ince değil. Hatta çok ama çok kalın.

 

Bu nedenle Taraftarlık sınırını aşıp AMİGO mertebesine ulaşan spor adamlarına hoşgörü ile bakamadığım gibi, yazılarından ve ortamlarından da uzak durmaya çalışırım.

 

Her takımın taraftarı için geçerli bir tavsiyem olacak. Sizler de taraftar ve amigolar arasındaki sınırı fark edin ve okuyacağınız, izleyeceğiniz kişi ve programları ona göre tespit edin. Çünkü çok fazla alternatifiniz var. Ama zamanınız her yeri ve herkesi takip etmek için yeterli değil. Önemli olan size yalakalık olsun diye sizin düşündüğünüz gibi yazan ve konuşan mı, yoksa sizi kızdırsa bile doğruları söyleyebilecek cesarete sahip olan mı? Önemli olan bu soruya doğru cevabı vermek kadar, o cevabın gereğini de yerine getirebilmektir. Unutmayın...

 

Not: NTV SPOR'daki programında, hurriyet.com.tr için Couceiro ile yaptığım röportaj hakkında söylediği güzel sözlerinden ötürü Sayın Mehmet DEMİRKOL'a çok teşekkür ederim...


Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler