Hürriyet Cumartesi Haberleri

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir

    Bahar Çuhadar bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr
    01.12.2017 - 13:35 | Son Güncelleme:

    Tennessee Williams imzalı kült oyun ‘Arzu Tramvayı’ genç yönetmen Hira Tekindor’un dokunuşuyla sahneye taşınıyor. Hem tiyatro oyuncularının hem de tiyatroseverlerin büyük ilgi gösterdiği metin, hayatın iki ayrı uca savurduğu iki kız kardeşin çekişmesi üzerinden insan doğasını anlatıyor. Bu hafta sahnelenmeye başlayacak olan ‘Arzu Tramvayı’nın oyuncularından Şebnem Bozoklu: “Etrafımızda o kadar çok susan kadın var ki... 1949’un New Orleans’ında, 2017’nin İstanbul’unda, yakınımızda ve uzağımızda olan her yerde... Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir. Her zaman böyle adamların etrafında susan kadınlar ve adamlar vardır. Sadece sistem devam etsin diye...”

    Fotoğraflar: Levent Kulu

    Tiyatro tarihinin belki de en ‘büyülü’ metinlerinden biridir ‘Arzu Tramvayı’. İsmindeki şiirsellikten başlayarak seyreden herkesi kalbinden yakalamayı başaran, Tennessee Williams’ın 1947’de kaleme almış olmasına rağmen şu gün hâlâ canlılığını koruyan bir oyun. 1950’ler Amerika’sı, New Orleans’ta tek göz bir ev, aynı aristokrat aileden gelen ama ayrı uçlarda iki kız kardeş: Çiftlik evini terk edip evlenerek yoksul bir hayata başlayan Stella ve onun, mutluluğu bir türlü yakalayamasa da aramaktan vazgeçmeyen ama toplumun kabul etmeyeceği bir hayat süren ablası Blanche. Stella’nın Polonya göçmeni işçi kocası Stanley...
    Blanche’ın bir bavul dolusu ‘havalı’ kılık kıyafetle sığındığı bu çatının altında, tiyatro tarihinin en yoğun anlatılarından biri yatıyor.

    ‘Arzu Tramvayı’; şimdi genç bir yönetmenin, Hira Tekindor’un gözünden, hayli iddialı bir kadroyla yeniden tiyatro sahnesinde. Oyunun karmaşık ve etkileyici kadını Blanche Dubois’yı Zerrin Tekindor’dan, kız kardeş Stella’yı Şebnem Bozoklu’dan, ‘evin erkeği’ Stanley’i Onur Saylak’tan, Blanche’ın ‘son umudu’ Mitch’i İbrahim Selim’den izleyeceğiz. İyi oyunculuk beklentisindeki seyirciyi ciddi ciddi heyecanlandıracak bir dörtlü bu. Geçen sene Oyun Atölyesi programında olup sonradan iptal edilen oyun, bu sene Saylak ve Bozoklu’nun katılımıyla yenilenerek, ekibin deyişiyle ‘yeni bir keşif’ duygusuyla sahneye çıkmaya hazır. Uygulayıcı yapımcılığını Nisan Ceren Göknel’in üstlendiği, BKM ve ID İletişim yapımcılığında taze bir enerjiyle hazırlanan ‘Arzu Tramvayı’nı Zerrin Tekindor (Blanche), Şebnem Bozoklu (Stella) ve Onur Saylak’la (Stanley) konuştuk.

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir

    ‘Arzu Tramvayı’, oyunu izlemeyenlere bile aşina gelen, kült bir oyun. Hikâyenin sizdeki karşılığı nedir?
    Şebnem Bozoklu: Bu oyun okulda çalışılan altı-yedi parçadan biridir. Yaşımız daha çok küçükken okuduk ve çok etkisinde kaldık. Oyuncu olarak; insan zaaflarının, hiçbir şeyin tam olarak siyah-beyaz olmamasının getirdiği grilerin heyecanını yaşarız. Bu oyun hiçbir şeyin göründüğü gibi olmamasını, insanın çok masum görünürken aslında en koyu siyaha da sahip olduğunu çat diye burnumuza dayıyor. Birçok karakter herkesin bildiği tuhaflıklara sahip. Zerrin’in oynadığı Blanche’ın hayal ve gerçek arasındaki gidiş gelişi, Stella’nın pırıl pırıl görünürken içindeki gerçekçi, maddeci ve hayatın sürekliliğine dair inancı...

    Zerrin Hanım, sizin için?
    Zerrin Tekindor: ‘Arzu Tramvayı’nın çıkışı Hira’nın (Tekindor) sayesinde oldu. Ben Tennessee Williams metinlerine bakarken Hira’ya, “Bu metni pek hatırlamıyorum” dedim. O da nereden aklıma geldiğini sordu. “Öylesine...” dedim. “Oynamak mı istiyorsun” diye sorduğunda “Oynansa iyi olur yani” dedim. “O zaman ‘Arzu Tramvayı’nı oyna” dedi. Okulda okumuş, unutmuşuz. Mükemmel bir karakter Blanche Dubois. Kendime “Bunu oynamalıyım!” dedim.
    Onur Saylak: Bazı ikonik roller var. Her zaman denk gelmiyor. 40 yaşında bir oyuncu olarak, Stanley Kowalski çalışmak kadar güzel bir şey yok. Tennessee Williams çok gençken yazmış ama insan doğasını o kadar iyi analiz etmiş ki... Bir de Amerika’nın baskıcı McCarthy döneminde yazmış. Metne pek çok okuma yapılabilir. Ama benim için önemli olan şu; ötekileştirme kavramı, insanın insanla mücadelesi, Blanche ve Stanley’in, o kadar zıt iki karakterin, ötekileştirerek var olma mücadelesi evrensel.

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir

    ‘Yarım bir  oyunculuk’ başladı

    En son ne zaman tiyatro yaptınız?
    Onur Saylak: 10 yıl önce. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda ‘Getto’ ve ‘Üç Kuruşluk Opera’yı yaptım.

    Nasıl hissediyorsunuz?
    Onur Saylak: Başlarda zorlandım, çünkü utangaç bir oyuncuyum. Ama sahnede Zerrin’e, Şebnem’e, İbrahim’e bakmak, onların oyuncu olarak cömertlikleri, bana olan empatileri beni çarkın içine soktu. Bir de bizi destekleyen genç bir ekibin heyecanı var: Asena (Girişken), Erdem (Kaynarca), Onur (Gürçay), Beste (Güven), Melih (Düzenli), Özer (Keçeci). Müthiş çalışkan, gördüğüm en nazik ve işbirliği yapan yönetmenlerden biriyle birlikte olmak da çok keyifli.

    Zerrin Hanım, siz zaten hep tiyatro yapıyordunuz. Ama iki senedir herkes tiyatroya döndü, neden böyle oldu?
    Zerrin Tekindor: Oyunculuk yapıyorsanız, yolunuz tiyatrodan geçiyor. Bir dizide oynayarak ya da film yaparak “Oyuncuyum” demeniz biraz zor. Belki de tiyatrocu olduğum için böyle düşünüyorumdur. ‘Yarım bir oyunculuk’ başladı televizyon sektöründen dolayı. “Şuradaki kız, buradaki oğlan” diye cast’lar yapılıyor. Benzer metinler; “Çay demledim, otur biraz daha”, “Yok yok, yemeğim var ocakta” gibi diyaloglardan sonra böyle mükemmel bir şeyin mücadelesine girmek, hakikaten oyunculuk işi.

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir
    Şebnem Bozoklu

    Ya eğitim değişecek ya uzaylılar gelecek

    Blanche şu ana kadar oynadığınız herhangi bir karaktere benziyor mu?
    Zerrin Tekindor: Hiçbirine benzemiyor. Oynadığım en zor karakter. İlk okuduğumda “A ne kadar mükemmel” demiştim ama işin vahametini sonradan anladım! Bir o kadar da zevkli. İyi ki bu mesleği yapıyorum, iyi ki böyle bir Blanche oynama şansım oldu.

    Oyun katmanlı ama asıl çatışma Stanley ile Blanche arasında. Blanche oyun boyunca Stanley’i aşağılıyor ama Stanley de Blanche’a farklı türlerde şiddet uyguluyor...
    Zerrin Tekindor: Çok ciddi kültür farklılıkları var. Ekonomik durumları, yaşadıkları yer de öyle. Herkes iyi, herkes bencil, herkes içine kapanık, herkes dışa dönük... Bir insanın zenginliği bütün boyutlarıyla neyse, bu karakterlerde de var.

    Blanche’ı oyundan çıkarıp ona baktığınızda, nasıl bir kadın görüyorsunuz?
    Zerrin Tekindor: Çok çok iyi görüyorum. Çok zengin bir karakter. Ben ona hayat boyu bakabilirdim hiç sesimi çıkarmadan.

    Çekilir çile değil sanki...
    Zerrin Tekindor: Çekilir, çekilir. Her şeyi güzelleştirmeye çalışıyor. “Biraz sihir istiyorum” diyen bir karakter. Ama tabii ki zaafları var; bencil, çıkarcı... Tamam ama bu kimde yok ki?

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir
    Onur Saylak

    Stanley gibilerin borusu ötüyor

    Şebnem’e soralım; Stella kocası Stanley’in şiddetine neden boyun eğiyor?
    Şebnem Bozoklu: Role özellikle de bu dönemde heyecanlanmamın nedeni tam olarak buydu. Çünkü etrafımız susan kadınlarla dolu. O kadar çok Stella var ki dünyada. Yani 1949’daki New Orleans’ta da 2017’deki İstanbul’da da, yakınımızda ve uzağımızda olan her yerde... Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir. Bunu hissetmezsin; bunu görürsün ve uygularsın. Her zaman böyle adamların etrafında susan kadınlar ve adamlar vardır. Sadece sistem devam etsin diye...

    Kadınlar nasıl mücadele edecek Stanley gibi adamların zihniyetiyle?
    Onur Saylak: Milliyetçiliğin yükseldiği; erkin, iktidarın yüceltildiği bugünkü dünyada Stanley gibiler çok şanslı. Çünkü onların borusu ötüyor. Buna karşı koyacak şey de aile içindeki eğitimin değişmesi, bireylerin eşit olduğunun aktarılması. Başka türlü çözülemez. Ya da uzaylılar gelecek; dünyadaki sosyoloji, din, para sistemleri çökecek ve insanları yeniden tanımlayacak.

    Güce tapmak hiçbir dönemde hayır getirmemiştir
    Metnin 1951 tarihli, Elia Kazan’ın çektiği filminde Vivien Leigh ve Marlon Brando oynamıştı.

    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı