Gübrede, sutyende, aküde, fırında inovasyon yaptık, fakir pazarlarda bile ihracatı katlamalı artırdık

Sadi ÖZDEMİR
10.12.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

“Kriz, her işletmede olması gereken yönetim ve mali ve yapısal standartların ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlattı. Ama bundan daha önemlisi iki temel konuda KOBİ’lerin dünyaya bakışını değiştirdi.”

KÜRESEL ekonomik kriz Ekim 2008’da ‘resmen ve fiilen’ başlamıştı. En kötü günlerde Sivas, Erzurum, Konya, Şanlıurfa, Kayseri, Edirne, Denizli, Kocaeli, Eskişehir ve Gaziantep’i gezdim. Oda başkanlarımızla, OSB yönetimleriyle ve çok sayıda iyi ve kötü durumdaki Küçük ve Orta Boy işletme (KOBİ) patronuyla konuşup, 100 yılın en derin küresel krizinin bizim memleketin küçük ‘kaplanlarını’ nasıl etkileyebileceğini anlamaya çalışmıştık.
Kimi tam da bir bankadan kredi almak üzereyken, kimi teminat mektubunu cebine koymadan bir gün önce yakalanmıştı krize. En iyi durumdakiler bile korku içindeydi. Kentlerin en güzel caddelerinden geçip, OSB’lerine giderken genellikle ‘off the record’ yani kayıt dışı muhabbetlere dalıyorduk ve “Sadi Bey şu yandaki arkadaş battı, karşıdakinin durumu çok zor. Şu var ya çok iyi gidiyordu makineler durdu” gibi. cümleler çıkıyordu ağızlardan...
Bazı yerlerde “Tam 5 milyon dolarlık makine aldı kriz başladı, şimdi 300 bin lira bulamıyor iflasa gidiyor” gibi gerçekten acıklı girişim öyküleri de duyduk. O günler korkulu günlerdi ve hep birlikte yaşadık, büyük ölçüde de o atmosferden uzaklaştı. Evet krizin sonraki aylarında 2009’un içinde bu illerimizden bazı iflas hatta intihar haberleri de geldi. Ama yine de krizin bir yılı devirdiği bu günlerde o günleri düşününce “kabus geçti” diyebiliyorum.
Kriz bize neyi öğretti
Kriz, zaten her zaman her işletmede olması gereken yönetim ve mali ve yapısal standartların ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlattı ama bundan daha önemlisi iki temel konuda KOBİ’lerin dünyaya bakışını değiştirdi. Bu iki konunun başlıkları bence; ‘inovasyon-yenilikçilik’ ve ‘bütün dünya pazardır.’ Krizden önce inovasyon konusu yine anlatılırdı, firmalar buna biraz bıyık altından gülerek bakardı, “Ne gerek var böyle şeylere, zaten üretince satıyoruz” derlerdi. İhracatta ise herkes Avrupa’ya mal satmakla övünürdü, Afrika, Orta Doğu, Asya fakir ve istikbali olmayan pazarlar olarak küçümsenirdi. Şimdi iki konuda da anlayışın büyük ölçüde değiştiğini sonuçlarıyla görüyoruz.
‘Tek pazar’ riski
Kriz öncesinde ihracatımızın yüzde 65’ini Avrupa’ya yapan ülkeydik ve bununla da ‘acayip’ övünüyorduk. Kriz başlayınca anladık ki tek bir pazara bağlı olmak o pazar ne kadar zengin olursa olsun çok riskli olabiliyormuş. Avrupa resesyona girince ihracatçı sanayici de zora girdi. Önceden Afrika, Orta Doğu, Asya ve hatta sınırımız ülkeleri küçümseyenler durumun ne kadar vahim olduğunu anladılar. Komşu ülkelere, Afrika’ya, Orta Doğu’daki diğer ülkelere, körfeze, Asya’nın uzak ülkelerine hatta Güney Amerika’ya kadar hücum başladı. Bir anda “dünyalı olmanın, Avrupalı olmaktan daha üstün olduğu” anlaşıldı. TOBB-DEİK ve TUSKON gibi örgütlerin, hükümetteki bazı bakanların önderlik ettiği yeni pazarlara açılım seferleri çok başarılı oldu.
Afrika’ya 12 milyar dolar
Açlıktan ölenlerin çok olduğu Afrika’ya bile ihracat 12 milyar dolara çıktı. Komşulara ihracat ise bazı illerimiz için krizi mağlup eden başarı öyküleri yarattı. Gaziantep 2007 yılında Irak’a 721 milyon dolar ihracat yaparken bu rakam 2009’un ilk on ayında 1.1 milyar dolara yaklaştı. Şırnak’tan Irak’a yapılan ihracat 2007 yılında 193 milyon dolarken, 2009’un ilk 10 ayında 400 milyon dolara çıktı.

Yenilik varsa öne çıkarsın

*  İnovasyonla ilgili sözlerimiz soyut kalmasın. İşte, bu konudaki çalışmalarının sonuçmlarını alanlardan bazı örnekler:
*  Yiğit Akü’nün ürettiği ‘çip’li araçtaki arızayı önceden haber verebilen akıllı akü, bu firmaya 5 yeni ülkenin kapısını açtı. Krizde fiyat bazlı zorlu satış yerine talep edilen ürün olarak piyasada ‘hem hava hem para’ bastı.
*  Rizeli Özcan Sümer’in Suwen markalı iç giyim ürünleri için geliştirdiği ‘cep telefonu, bilgisayar, kablosuz ağlar gibi ‘radyasyon’ kaynaklarından vücudu koruyan ‘radyasyon savar’ iç çamaşırları büyük ilgi görüyor.
*  Gaziantepli Refik Yıldız’ın ürettiği ‘B5A Sıvı Organik Gübre’ GDO’lu gıda, toprakta ve bitkide kimyasal kirlilik gibi tartışma konusu sorunlara çözüm getirdiği iddiasıyla yola çıktı ve Hollandalı dev bir tarım şirketinden çok iyi teklifler aldı.
*  Konyalı Burak Hucuptan’ın geleneksel Türk baharatlarını harmanlayıp, kebap, döner, lahmacun ve sıcak şaraplar için İzmir’de geliştirdiği baharatlar Almanya’da 320 Real mağazasının rafına girdi. Hucuptan, 2010’da 6 milyon Euro ciro hedefi koydu.
*  Kayserili Kumtel, köşeli fırına yuvarlak tepsi koydu 60 bin adet ihraç etti ayrıca museviler için özel ısıtmalı ‘şabat fırını’ tasarladı, yakında İsrail’e satacak.
*  Laleli’nin eski trikocularından Ali İhsan Şen ve eşi Selma Şen, triko ve diğer giyimlerde Afrikalı anatomisine göre üretim yapınca 25 Afrika ülkesine ürün satabildiler.
*  İstanbullu Fisun Usta, 2 yıllık araştırma geliştirme çalışmasıyla ‘çuvalların içindeki çamaşırların sayısını, niteliğini ayırt eden’ Radyo Frekanslı Tekstil Takip Sistemi (RFTT) Cihazı geliştirdi ve hastanelerin, otellerin, restoranların ve ilaç fabrikalarının çamaşırlarını yıkayan şirketini rakiplerinin çok önünde tutmayı başardı.

İnovasyon nedir

İNOVASYON; yenilikçilik veya yenilik olarak tanımlanabilir. Daha açık anlatımla ‘yeni fikirlerin ticarileştirilmesi sürecidir. Yani bir fikrin yeni ve ornjinal olması tek başına inovasyon olamaz. Onun mutlaka ticari bir fayda sağlayabilecek şekilde uygulanabilmesi gerekir. Bu bakımdan da şirketlerin her bölümünde, üretimde, pazarlamada, dağıtımda, finansmanda yapılabilir. Günümüzde inovasyon yeteneği iyi olan şirketler daha kârlı ve daha güçlü oluyor. İnovasyon, her ölçekteki şirkette yapılabilir ve büyük harcamalar da gerektirmez.

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı