Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

GS ligden, kendi kararıyla çekilmeli

Bir Galatasaray’lı için bundan daha kötü bir duruml düşünemiyorum. Basketbol takımı yöneticileri, bir dünya markasını, inanılmaz bir sorumsuzlukla yerin dibine soktular. Basiretsizce, sahtekarlık yaptırdılar ve şimdi bunun faturasını tüm Galatasaray camiası ödeyecek.

Yazıklar olsun.

 

GS Basketbol takımının tüm yöneticileri, sarı kırmızılı formaya ihanet ettiler. Cezalı bir sporcuyu, başka birinin formasıyla oynatma deliliğini yaptılar.

 

İnanamıyorum.

 

Nasıl olur da, farkedilmeyeceğini sanabilirler. Hadi kendileri olabilir de, başkalarını da ahmak yerine koymalarını anlayabilmiş değilim.

 

Avrupada, Türkiye’yi çağrıştıran bir markadan söz ediyorum. Bu adamları oralara oturtanlara da binlerce defa yazıklar olsun.

 

Peki, şimdi neolacak?

 

Basketbol Federasyonu, GS’ı ligden ihrraç kararı alabilir ve kimse de birşey söyleyemez.

 

GS klüb yönetimi bu kararı beklememeli.

 

Koskoca bir camiayı böyle bir duruma düşürmemeli.

 

Bu kararı beklemeden, yönetimbasket takımını ligden çekmeli ve kendi kendini cezalandırmalı. Federasyonun kararını beklemek, tüm GS’lıların onurunu kıracaktır.

 

Karşı karşıya ykalınan manzara öylesine kırıcı ve aşağılayıcı ki, yönetim böylesine dramatik bir adım atarak, GS camiasınınkırılan gururunu biran olsan tamir edebilir. Yoksa, basket bölümünde bu şuçu işleyenlere el çektirmek yetmez.

 

SİZ OLSANIZ URANYUMU VERİR MİSİNİZ?

 

İran ile batı dünyası arasında bir uranyumu zenginleştirme çekişmesidir gidiyor.

 

Önce, bunun ne anlama geldiğine bir bakalım. Çok duyuyoruz, ancak bazılarımız ne demek olduğunu bilmiyor.

 

Eğer mükleer enerji sahibi olmak istiyorsanız, mutlaka uranyum almak ve sonra da bunu zenginleştirmek gerekiyor. Zenginleştirmek kolay birşey değil. Özel bir teknik ve bilgi gerektiriyor. Uranyumu zenginleştirme sürecinde, cevheri isterseniz sivil amaçlı enerji içir, isterseniz bomba yapmak için kullanabilirsiniz. İşin püf noktasıda bu zaten.ABD, zenginleştirmeyi İran’ın değil de , Fransagibi bir başka ülkenin yapması için bastırıyor.

 

Türkiye de bu süreçte devreye giriyor.İran’a ait uranyumun emanetçisi, zenginleştirme noktasınakadar ara geçişnoktasıolabileceğini söylüyor.

 

Hem ABD, hem de İran’ın güvendiği bir ülke olarak, bu kirizin çözümlenmesi için katkıda bulunabileceğini belirtiyor.

 

Ancak gelin görün ki, İran bu formüle de pek yanaşmıyor. “Ben uranyumumu kimseye enamet etmem diyor.

 

Doğrusu, pek haksız da değil...

 

Siz olsanız, böylesine  değerli bir malınızı,ne kadar güvenirseniz güvenin, Türkiye’ye depolar mısınız?

 

Yarın bir hükümet değişse ne olacak?

 

Veya çevreciler olsun, farklı düşünen AKP karşıtları olsun, Danıştaya bir dava açsalar, İran’ın uranyumuna el bile konulabilir (!)

 

Şaka bir yana, Türkiye’nin böylesine çetrefilli bir konuya soyunmasına da gerek yok. Böylesine çarpaşık bir konuda, böylesinekaygan bir zemine veya bataklığa girmek, boşu boşunabaşımıza dert getirir.

 

İran, ABD’ye kızar bir tutum alır veya Washington başka bir nedenle Tahran’aders vermeye kalkar ve arada Ankara harcanır.

 

İyisi mi, başkasının malına emanetçilik yapmaktan vazgeçelim.

 

İŞTE BÖYLE AKP’LİLER BİZİ KORKUTUYOR...

          

Gazetelerde okudum.

          

Tekirdağ’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 87 inci yıldönümünde, CHP’li belediye Başkanı Adem Dalgıç’ın verdiği resepsiyonda içki servisi yapıldığından dolayı, AKP’li belediye meclis üyelerinden bazıları protesto edip salondan ayrılmışlar.

          

Allah aşkına şu gerekçeye bakın:

          

“...Şehitlerimiz bizim burada rahat yaşamamız için canlarını seve seve vermişken, resepsiyonda içki verilmesi beni yaralamıştır...İçki verilen resepsiyonlarda bulunmayacağım...”

          

Anma törenleri ağlamak, üzülmek için değildir. Böyle resepsiyonlarda da içki servisi doğaldır. AKP’liler içki içmek istemezlerse, kendi bilecekleri iştir. Ancak, tipik bir mahalle baskısı yaratıp, resepsiyonlarda içki içilmemesi için bu tip gösterilerde bulunmak, bu ülkenibn önemli bir kesimini korkutuyor.

          

Bugün o resepsiyonu protesto eden kafalar yarın günlük yaşamımızı kendilerine göre düzenlemeye kalkarlarsa ne olacak?

          

İşte bizleri böyleleri korkutuyor.

 

TÜRKİYE MECBUR KALDI...

 

Bir gürültüdür gidiyor.

 

Efendim, Avrupa sırf Öcalan’ı kollamak içinbastırmış ve Türkiye de bu baskılara dayanamayıp, İmralı’ya 5 mahkum daha yollamak zorunda kalmış.

 

Hayır, Avrupa bastırmadı.

 

Öcalan’ın İmralı’da nasıl yaşadığı Avrupa’nın umurunda dahi değil.

 

Türkiye, imzaladığı uluslararası bur anlaşmaya uymadığınınfarkına vardı ve yıllardır ihmal ettiği bir zorunluğu yerine getirdi.

 

Bir mahkumu kimseyle görüşmeden 10 yıl süreyle tecritte tutmak, İnsan Hakları sözleşmesineaykırı kabulediliyor. Avrupa Konseyi İşkenceyiÖnleme Komitesi bu uygulamayı “işkence suçu” diye niteliyor.

 

İşte Türkiye’nin yaptığı da bu konuda imzaladığı anlaşmaya uymak.

 

İktidarı “Öcalan’a şirin görünme çabasıyla” suçlamak yerine “daha önce neden düyünmediniz de, Türkiye’yi Avrupa Konseyinde suçlu duruma düşürdünüz” diye eleştirmek gerekirdi.

 

AKP’Lİ KADINLAR DOĞRUSUNU YAPTI...

 

Siyaset dünyasında ne yazık ki, kim çıngar çıkarır veya etrafa hakarret eder veya insanları şaşırtacak, olağanın dıyında birşeyler yaparsa, hemen TV’lere çıkarır, manşetlere taşırız. Şirretlik etmeden, normal işini yapanlar ise kendilerini pek gösteremezler.

 

En son örneği AK Parti Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin’in silah ruhsatı ile ilgili olarak hazırladığı rapor. Sokakların Teksas’a döndüğünü belirten Şahin, TBMM Silah yasası tasarısı’nın görüşüleceği komisyona önerilerde bulunmuş.

 

Silah ruhsatıyaşının 25 olması, silah için eş izni, açık veya gizli silah reklamanın yasaklanması gibibir dizi önlem istemiş.

 

FatmaŞahin  gerçek işiyle uğraştığı, etrafı yıkıp dökmediği için kimse tarafından manşetleretaşınmadı. Oysa, asıl doğrusunu yapan kişiydi...

 

“1989 KÜRESEL OLAYLARI” SERGİSİ

 

İstanbul Harbiye’de bulunan Notre Dame De Sion Lisesi bugünlerde çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, izleyicileri bundan 20 yıl öncesine 1989 yılına götürüyor. Aynı yıla denk gelen pek çok siyasi olay, Sipa Press’in foto-muhabirlerinin objektifine yansıyan karelerle bu sergide yer alıyor. Sovyet tanklarının Afganistan’dan çekilmesi, kimi Güney Amerika diktatörlüklerinin sona ermesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi dünyanın eksenini değiştirengelişmeler fotoğraf kareleriyle bu sergide ölümsüzleşmiş.26 Kasım’a kadar sürecek serginin küratörlüğünü Sıpa Press’ten Ferit Düzyol ve Notre Dame De Sion’dan Samira Benameur üstlenmiş.

 

ORTAYLI’NIN OSMANLILARI

 

Son zamanlarda Prof. Dr.İlber Ortaylı'nınOsmanlı” kitaplarına takıldım. Hepimiz tarihimizi “falanca yılda gitti, savaştı, aldı, kaybetti” diye tarih ve yer ezberleyerek okuduk. “Osmanlı kimdir, nasıl yaşar, ne yer?” Kısaca “insanı” tanıyamadık. Bilenlerimiz yabancı dilde bunları bol bol okudu. Prof. Ortaylı, yaptığı yorumları, yazıları, konferansları kitaplarında toplamış. “Osmanlı'yı yeniden keşfetmek” ve “Son İmparatorluk Osmanlı”yı okudum. İkisini de şiddetle tavsiye ederim.İçlerinde Osmanlı'larla ilgili mutfaktan tutun İstanbul mezarlıklarına kadar çok hoş bir yelpaze ile karşılaşacak,tarih hocalarımızın (herhalde artık rahmetli oldular) tarihi bukadar ilginç olupta nasıl bukadar sıkıcı yaptıklarına bir kez daha hayret edeceksiniz. İlber beye candan teşekkürler..

                                              

*                                *                                *

 “ANKA KUŞU, ERDAL İNÖNÜ ANLATIYOR”  726

 

Can Dündar, Erdal İnönü’nün vefatından önce uzun soluklu röportajlar yaptı. İlk kez bir sevgililer gününde buluştular. Ardından her Çarşamba günü buluşup bu söyleşiye devam ettiler. Kayıt cihazının yanında bir de kamera sürekli kayıttaydı. Bu kitaptan sonra bir Erdal İnönü belgeseli gelebilir…Kitabın giriş yazısını Sevinç İnönü yazdı. Kitapta İnönü ailesine ait çok özel fotoğraflar var. Kitapta Varlık Vergisi, 12 Mart, 12 Eylül, Deniz Gezmiş, İsmail Cem ve Turgut Özal’a dair çok özel anılar var. Erdal İnönü Kürt sorunu hakkında konuşuyor: “Herkes anadilini konuşmakta serbest olmalı. Ama devletin resmi dilini de herkes öğrenmek ve konuşmak zorunda” (İmge Kitapevi, 0312 419 46 10)

X