"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Gripten kaçalım tamam da...

Tamam, şimdi Domuz Gribi olmamak için kalabalıklardan kaçıyoruz. Dirseğimizi büküp oraya hapşırıyoruz (bu arada ben dizimi büküp oraya hapşırmak istiyorum, bu mümkün mü? Elbette elimize hapşırmayacağız da, bilhassa salgın zamanında kağıt mendil taşımanın şart olması önerileceğine, kolunuza hapşırın demek nasıl bir iş??)

Sonracığıma, ellerimizi ameliyata girecek bir cerrah hassaslığıyla yıkıyoruz.
Anti bakteriyel temizlik ürünlerine saldırıyoruz.
Uzaktan öpüşüyor, sevgiliyle-kocayla öpüşürken de bir süreliğine dudaklara yanak muamelesi yapıyor, dilimizi içeride tutuyoruz.
Maske takıyor takmadan kalabalık içinde gezinmiyoruz.
Sağlık bakanlığı “sinemaya gitmeyin” diyor ama sinemaya gelene kadar daha toplu taşıma araçları var be canlarım.
Hadi sinemaya gitmemek bir tercih meselesi ama “Bugün işe giderken dolmuş ve vapur kullanmayacak, tek başıma bir hovercraft kiralayacağım” gibi bir durum olamayacağına göre bu nasıl bir öneri onu da anlamak mümkün değil.
Toplu taşıma araçlarından kaçılamayacağına göre dolmuşta, otobüste artık Ay’a ayak basan Neil Armstrong gibi giyinmek lazım.
Hadi, abartmayayım ama en azından bir maske takacaksınız, takmalısınız.
Hâlâ kimsenin maske kullanmadığını, hapşırırken etrafta Muson yağmurları yarattığını görünce çıldıracak gibi oluyorum. Öksürmeye gelmiyorum bile, toplu bir yerde daha ağzını kapatarak öksüren bir Allah’ın kuluna rastlamadım, mikrop yuvaları sizi.
Şimdi, salgın var salgından kaçıyoruz ama doluya tutuluyoruz başka taraflardan.
Güvenli bir yer yok aslında. Bakınız hayatımızda Domuz gribinden kaçsak da bizi yakalayan neler var:

Öncelikle GDO meselesi var... Besinlerin içindeki koruyucu ne idüğü belirsiz maddeler var... Gıdalarda kullanılan hormonlar var...

Eve geldiniz, televizyonu ve bilgisayarı açtınız, ortasına oturdunuz, zaten bütün gün bilgisayar başındaydınız; onların neden olduğu elektromanyetizma, radyasyon ve daha birçok etki var...

Hava kirliliği var... Sigara içmek var... Sağlıksız beslenmek, fazla alkol tüketmek var...

Sonraaaa, bu kadar değil liste, başka bir alana zıplayalım; uzun vadede yan etkileri tam olarak belirlenmemiş ve hayatımızın içinde olan erkekler ve kadınlar var...

Yalancı, dedikoducu arkadaşlar var... Çıkarcı şahıslar gırla... Var oğlu var... Eh, bunlar da insanın ömründen ömür çalıyor, değil mi yani.
“Zamanı olmayan salgın diyebiliriz” bu saydıklarıma sanki.
Onlardan da dirseğin içine hapşırmak suretiyle kurtulabiliyor muyuz?
Bilelim de ona göre önlemimizi alalım...

Huşu içinde sırıtan bir insan olmak?

Gayet mümkün.
Nasıl mı?
Bazen ara vermek lazım. Yemin ediyorum lazım.
Bilgisayarı açmayacaksın. Maillerini kontrol etmeyeceksin.
Gazete-dergi okumayacaksın. Facebook’a, Twitter’a bakmayacaksın.
Şöyle iki gün filan.
Üçüncü gün toparlarsın o kaçırdığın mühim ve “mühim” olayları.
Ciddi söylüyorum, iki gün uzak kaldım, bir hafta Himalayalar’a gidip kendimi Hint öğretilerine vurmuş kadar huzurlu hissediyorum.
Kim ne yapmış, ne muhabbet etmiş, ne yazmış, son dedikodular, son haberler...
Hafta başında gizemli enfeksiyonum sayesinde hepsinden uzak olunca adeta huşuya erdim...
Televizyon da açmadım...
Sizin de bence kesinlikle bunu bir ara vakit ayarlayıp yapmanız lazım. (Sebebi hastalık olmasın tabii) Belki bir hafta sonu...
İyi geliyormuş. Geliyormuş ama öte yandan kendinle savaşıyorsun, o da var.
Bazen hayat damarlarından biri kopmuş gibi de hissediyorsun.
Teknolojik hayata dönünce “Vaay neler olmuş” diyorsun, arayı iki saatte kapatıyorsun...
Hiçbir şey yapmazken seni sürekli dürten o bağımlılık duygusuyla da savaşıyorsun.
Sol omzunda oturan Bill Gates tadındaki melek, “Hadi saçmalama bilgisayar süper bir alet hadi aaaç, yok bir şey” derken sağ omzunda oturan, Eckhart Tolle kılıklı melek ise “Açma o aleti. Biraz düşün. Bir şey kaçırmıyorsun” diyor...
Hakikaten ikisine de kulak veriyorsun, yoruluyorsun.
Bilgisayarı televizyonu açmayan kazanıyor tabii. İşte o zaman rahatlamayı beceriyorsun.
Sizi boğduğunu sandığınız dünyanın aslında ne kadar küçük ve sandığınızdan daha az önemli, gözünüzün önündekilerin de büyük oranda gösteriş yapan insanların yarattıklarından mütevellit olduğunu gördüğünüzde rahatlıyorsun...
Dışarı çıkıp kendimi gece hayatına vuracağım demediğiniz bir hafta bunu kesin yapın...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI