Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gözü yaşlı başbakana tebrikler

Vakıf üniversitelerinden birinde konferans salonu.

Bir sohbet toplantısı. Dünya Kupası’nda İsviçre’yi 4-2 yenmemize rağmen, elendiğimiz maçtan iki gün sonra.

Sohbet için davet edildiğim üniversite öğrencileri çok şanslı. Çünkü, sınava giren birbuçuk milyon öğrenci içinden ancak üç bininin kazanabildiği bir üniversite. Seçme sınavında en üstün başarıyı yakalayanların kabul edildiği bir üniversite.

Sohbetin konusu serbest. Ben de, "Türkiye’nin hızla bir şiddet toplumuna dönüştüğünü" anlatıyorum. İsviçre maçından örneklerle. Oysa, "toplumda adalet duygusunun yerleşmesi gerektiğinden" söz ediyorum.

KESKİN BİR İTİRAZ

Şiddetten kaçınmak, adalet duygusu filan derken, öğrencilerden biri kalkıyor, hocalarının önünde:

"Efendim sizin söyledikleriniz teorik olarak doğru. Ama, pratikte öyle değil. Herkes kendi hakkını kendi alıyor. Ben de hakkımı kimseye yedirmem, kendim alırım, adaleti filan beklemem."

Yarım saattir adalet duygusu anlatmışsınız, genç arkadaşım, ben adalet filan dinlemem, diyor. Nedenini sorduğumda, verdiği yanıt bugün yaşadığımız isyanın ta kendisi:

"Mahkemeler yıllarca sürüyor, suçlu ceza görse bile, afla kurtuluyor. Kimse, işlediği suç karşılığında, hak ettiği cezayı almıyor. O zaman da, ben kendi işimi kendim görürüm."

İstanbul’da en iyi üniversitelerden birinde okuyan parlak bir öğrencinin bakışı işte bu. Ekilen tohumun ürünü bu.

Abdi İpekçi’nin katili, Papa suikastçisi Mehmet Ali Ağca’nın tahliyesi ile bu öğrencinin analizi birbirine denk düşüyor.

TOPLUMDA İSYAN

Abdi İpekçi’nin toprağa verildiği günü anımsıyorum. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit. İpekçi, Ecevit’in hem yakın arkadaşı, hem onu siyasal olarak en çok destekleyen gazetecilerden biri. Ecevit’in acısı büyük. Ve İpekçi, Ecevit Başbakan iken öldürülüyor. Acı katmerleniyor.

1979’da cenazede Ecevit göz yaşlarını tutamıyor. Başbakan ağlıyor. İnsani bir durum.

Aradan yirmi yıl geçiyor. 1999’da Ecevit yine Başbakan. 99’da çıkardığı af, 91 affı ile bütünleşiyor ve Ağca dün serbest kalıyor.

Ağca’nın tahliyesi ile birlikte, toplumda birikmiş ne varsa, hepsi ortaya dökülüyor. Adalet duygusunun ağır yara aldığı, isyan olarak geri dönüyor. Genç öğrenciyi haklı çıkartırcasına.

FAİLİ MEÇHULLER ÜLKESİ

Türkiye faili meçhul cinayetler ülkesi. Gazetecilerden bilim adamlarına, polis müdürlerinden politikacılara uzanan cinayetler zincirinde, kalın bir sis perdesi var. Cinayetlerin ne katilleri ortada, ne sebepleri.

Tıpkı, faili meçhul cinayetler gibi, çıkartılan aflar da faili meçhuller zincirinde. Kendi adını taşıyan af da bile, "bunu ben yapmadım" diye ortaya çıkıyor hala. Kim çıkartıyor bu affı Meclis’ten?.. Kimler el kaldırıyor o af yasası için?..

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye kendi geçmişiyle hesaplaşmak zorunda. Sorumlu kim olursa olsun, yargı önüne çıkmak zorunda. Adalet duygusunun yeniden yeşermesi, bu hesaplaşmaya bağlı.

Neden o askeri darbeler, neden o şkenceler, neden cinayetler, o aflar neden ve Ağca bugün neden serbest?.. Adalet duygusunun yeniden yeşermesi, bu soruların yanıtlanmasına bağlı.

Bunların araştırılması siyasal irade gerektiriyor. İktidar sahiplerinin sırtlarında hiçbir kambur olmamasını gerektiriyor. Meclis’te ortak irade gerektiriyor.

Türkiye karanlıkta kalmış bu soruların yanıtlarını yıllardır bulamadığı için, Ağca’nın tahliyesine bu kadar tepkili. Ve ürkütücü sonuç:

Ağca’nın tahliyesi, Türkiye’nin adalet duygusundan tahliyesi.

Genç öğrenci örneğindeki gibi, o nedenle çok tehlikeli.

Bir katil, "İncil’i yeniden yazacağını, üç dinin de beklediği Mesih’in kendisi olduğunu" söyleyen uluslararası bir suikastçı, cezaevinden çıkıyor, siyah Mercedes’e binip gidiyor. Milyonlarca insanın adalet duygusu o Mercedes’in altında eziliyor.

Sayın Bülent Ecevit, Sayın Rahşan Ecevit, mübarek Kurban Bayramınız kutlu olsun!..
X