"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Gözlerim kan çanağı

Kalbim sıkışık. <br><br>Yine de içimde inanılmaz bir ışık!

Az kaldı 35 olmama.

 

Duyan lafı basıyor: “Yolun yarısı” diye.

 

Bir durup, nefes alıp: “Yanlış!” diyorum ve ekliyorum:

 

“Hayatımın en güzel kısmının, geri kalanının başlangıcıdır” diye.

 

35 yaşıma kadar az çok gördüm.

 

HERgün HERkesten hiç gocunmadan, ki buna sevdiğim, sevmediğim, tahammül edemediğim insanlar da dahil olmak üzere çok şey öğrendim.

 

Hala öğreniyorum.

 

Çoğu zaman: “Yonca, bu da sana kapak olsun!” dedim.

 

Yüzüm kızardı; ama içimden “Olsun, gönül sepetime artıdır” deyip, kendime bir çeki düzen verip, “sapıtmak yok, yola devam” dedim.

 

Ben yılmadan yaşayarak savaşmayı çok seviyorum.

 

Bana “Hayat işte” dedirten herşeye dayanıyorum.

 

Ağlamayı, gülmeyi, acı çekmeyi, üzülmeyi, sevinmeyi, dokuz köyden kovulup onuncu da bağra basılmayı, sinirlenmeyi, sakinleşmeyi, doğrularımı yanlışlarımla çarpıştırıp kararsız kalmayı, çileden çıkıp kahrolmayı da çok seviyorum.

 

Gurbetten gelip, hasretle simit alıp teşekkür edince bana: “Sen sağol ABLAM” diyen insanı hele, ölümüne seviyorum!

 

Sokaktaki insanın, sana bana “Bacısı” ya da “Ablası” gibi davranması BİR TEK bize hastır.

 

Bir tek bize hastır ayakları tutmayan, sakat ve yaşlı teyze oy vermeye geldiğinde etrafındaki herkesin seferber olup sırtında merdivenlerden yukarı taşımak için: “Abi sen bırak ben taşırım Teyzemi” diye birbirine girmesi...

 

Ya da birbiriyle ayrı dinden olsa da, politik anlamda anlaşmasa da, tartışsa da akşama rakı balığa buluşmak için sözleşmesi...

 

Ya da, annesinin elini tutarak yürürken düşen çocuğu kendininkiymişcesine atlayıp ayağa kaldırmak için başkasının yerinden sıçraması...

 

Bunlar bize hastır.

 

“Giderek az görülür oldu” dediğiniz özelliklerimiz bunlar!

 

Hepinize inat, ben bu görüşünüze katılmıyorum.

 

HİÇ katılmıyorum.

 

Herkes yanlış!

 

Bence bu örnekleri daha az onurlandırıp, daha az anlatıp, az yazıp, ekranlara giderek daha az yansıttığımız için size öyle geliyor.

 

Yoksa hala böyleyiz biz.

 

Hassas ve duyarlı!

 

“Koyun” olduğumuzu da düşünmüyorum.

 

İnadım İNAT!

 

Ama sabahtan akşama kadar bana da birileri durmadan “koyunsun!” derse, e hakikaten ben bile başlarım akşamına meeelemeye!

 

Ondan de-mi-yo-rum “koyunsun” diye.

 

HİÇkimseye.

 

“Aslansın sen, korkma kükre!” diyorum yerine!

 

HERkese.

 

Sabahtan akşama kadar dev ekranda tam sayfa saygısızlıkları sergileyeceğimize, insanlık sahnelerini gözümüze soksak, bakın bakalım, bu “azaldı” dediğimiz örnekler aslında var mı, yok mu?

 

Az mı? Çok mu?

 

Memlekette insanlık filan ölmemiş...

 

Ben size söyleyeyim.

 

Hem de herşeye rağmen.

 

İşte ben bu yukarıda örneğini anlattığım manzaraları seyrederek, seyrederken ellerinden tutuğum iki minik cennetime hangisini gösterip neyi anlatsam diyerek gittim sandığa eşimle.

 

Habire ağladım.

 

Hem sevinçten, hem hasretten, hem de tatlı bir hüzünden.

 

“İşte tam da budur!” diyerek kendi kendime içimden;

 

Mutlu anımızda ağlamak, üzgün olduğumuzda bile gülebilmek...

 

Ne olursa olsun: “Yıkılmadım ayaktayım!” demek...

 

Biz olmak budur işte...

 

“Biz” demek, gurbetten gelip, “Evimde” olmak bir ömre bedel!

 

Ben bunu bilirim, bunu söylerim size.

 

Ne mutlu bundan haz alarak yaşamasını bilene!

 

Gözünüzü açın, yılmayın hiçbir şekilde!

 

Yine de...

 

Yonca

“Evinde”

X