"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Gözler İstanbul ve İzmir’de olacak

Türk siyasetinde yol ayrımları, iktidar değişikleri aslında genel değil, yerel seçimlerle belli oldu.
94; işte öyle bir yıldı.
İstanbul’daki belediye seçimlerini Refah Partisi’nin alması, Tayyip Erdoğan’a başbakanlık yolunu açtı.
Yereldeki başarılar genele taşındı, iktidar değişiklikleri de bu referanslarla oldu.
O yüzden 2014’ün de ayrı bir önemi var.
Sonrasında Cumhurbaşkanlığı, ardından 2015’teki genel seçimlerin bir provası olacak aynı zamanda...
Herkesin ortak görüşü; 2014 yerel seçimlerinde dikkatlerin İzmir’de olacağıydı.
Protestoların “Taksim” üzerinden olması, “Taksim”in bir sembol haline gelmesi; İstanbul sonuçlarını çok daha öne çıkaracaktır.
AK Parti, yerel seçimlerin ne kadar önemli olduğunu iyi biliyor.
İstanbul’da bir seçim yenilgisinin ne anlama geldiğini de Başbakan Erdoğan’dan daha iyi bilen biri yoktur.
O yüzden var gücüyle seçimlere asılacaktır.
CHP de; iktidara gelebilmenin ilk şartının İstanbul zaferi olduğunu düşünüyor.
İstanbul büyükşehir adaylığı da, Kemal Kılıçdaroğlu’na genel başkanlık yolunu açmıştı zaten...
Bu yaşananlar bile İzmir’in önemini azaltmaz.
CHP nasıl AK Parti’nin 94’ten bu yana devam eden İstanbul iktidarına son vermek istiyorsa; AK Parti de 99’dan bu yana sosyal demokratların İzmir’deki iktidarına son vermek isteyecektir.

Şuna bile razıyız

“Gezi tansiyonu” biraz normale dönüyor.
İnsanlar olaylara daha soğukkanlı bakmaya başladılar, değerlendirmeler daha sağduyulu yapılıyor, sokağın ateşi de sönmüşe benziyor.
Böyle günlerde; üstelik yazı da yazıyorsanız, kimseyi memnun edemiyorsunuz.
Böyle bir derdimiz de yok aslında...
Bizim görevimiz bildiklerimizi, gördüklerimizi, duyduklarımızı yazmak...
Üzerine bir satır fazla ekleseniz objektifliğinizi kaybedersiniz, bir fazla söz söyleseniz bir tarafın sözcüsü ilan edilirsiniz.
Bana gelen mesajlara bakıyorum da; AK Partililer de eleştiriyor, CHP’liler de, MHP’liler de...
Demek ki; doğrusunu yapmışız.
Elbette “sağduyu” çağrısı yaptığımız, tansiyonun en yüksek olduğu günlerde de destek mesajları çoğunluktaydı.
Diyorum ki...
Siyasetçiler bugüne kadar yaptıklarını bir kenara bıraksalar, o bilinen klasik yöntemleri unutsalar, eğer yapabilirlerse de parti rozetlerini bir süreliğine kenara bıraksalar, yapacakları değerlendirmeler daha sağlıklı olmaz mı?
Hiçbirinden Avrupalı bir siyasetçi refleksi beklemediğimi peşinen söylüyorum.
Yani bir hata varsa özür dilemelerini, geri adım atmalarını, el uzatmalarını, gerekiyorsa siyasi bedel ödemelerini filan beklemiyorum.
Bu sefer şuna razıyım.
Siyaseten söyleyemediklerini, en azından kapalı kapılar arkasında kendilerine söyleyebilsinler.
Özeleştiri yapabildikleri anlarda biraz olsun vicdanlarının sesini dinleyebilseler...
Bu bile Türk demokrasisi için çok şey anlamına gelir.

YARATICI VE TUTUCU ELİT

Prof. Fuat Keyman Milliyet’teki köşesinde ilginç bir tespit yaptı.
Demiş ki...
“Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne yaşadığımız değişim süreci, yaratıcı elit perspektifinden okunabilir. 2000’den bugüne yaşadığımız değişim ve dönüşüm sürecinde de, AK Parti ve Anadolu sermayesinden çıkan orta sınıflar, yaratıcı elit konumunda oldular. Buna karşın, CHP, ordu ve yargı bürokrasisi laik orta sınıflarsa, tutucu elit olarak hareket ettiler. AK Parti, yaratıcı elitler partisi olarak görüldü. Son on bir yıl içinde de, güçlü çoğunluk hükümeti olarak Türkiye’yi yönetti. Tutucu elitliği temsil eden muhalefetse zayıfladı. Güçlü hükümete etkili muhalefet yapılamadı. Gezi Parkı protestosuna kadar...”
Ve devam etmiş.
“Gezi Parkı protestosu, içerdiği tüm sanatsallık, söylemler ve değerler içinde, yaratıcılığı ortaya çıkardı; yeni bir kentli olmak, yeni bir vatandaşlık anlayışının ilk görüntüsünü verdi.
Kendisine yapılan eleştirilere karşı, onurlu olma siyasetini büyük bir yaratıcılık içinde sahneledi. Gezi Parkı protestosu, farklı gelir seviyelerindeki insanları içerdi; ama özünde kentli, eğitimli orta sınıfların, dolayısıyla yaratıcı elitlerin bir hareketi oldu. Sonuçsa, Başbakan’ın, AK Parti’nin ve medyanın çoğunluğunun, kendilerini tutucu elit konumunda bulmaları oldu. Gezi Parkı, bugünün ve yarının Türkiye’sinin yaratıcı elitlerini sergilerken, bugüne kadar yaratıcı elit konumundaki Başbakan ve AK Parti’yi de tutucu elit konumuna itti.
Müzik, sanat, sosyal medya, piyano, duran adam yaratıcı protesto biçimleri, yeni bir yaratıcı laik orta sınıfın ortaya çıkmasının işaretleriydi. Başbakan kızgın; çünkü Gezi Parkı protestosu elinden yaratıcı elit niteliğini aldı. Başbakan kendisini tutucu elit olma ve böyle algılanma riskiyle karşı karşıya buldu...”

***

Benim notum şöyle...
Toplumsal değişim süreçlerini bazen siyasiler okumakta zorluk çekebilir. Bunun binlerce nedeni var. Ama önemli olan algıdır. Algıyı yönetmektir. O yüzden baştan beri; “Bu gençlerin siyasi partisi yok” diyorum. Çünkü bu gençlerin talepleri var, istekleri var. İktidar yanlış yapmış olabilir, iktidar açısından bunu telafi etme şansı vardır. Muhalefet ise sokaktaki her kişiyi potansiyel seçmeni olarak görür ve hesabını buna göre yaparsa yine yanlışın içine girer. İktidar için de, muhalefet için de algıyı yönetme sınavı devam etmektedir. Yerel seçimler çok uzakta değil; bunun nasıl yönetildiğinin sonuçları da sandıkta ortaya çıkacaktır.


 

X