Gündem Haberleri

    Gösterişçi dindarlar çoğunluğu sağlarsa toplum çöker

    Şehriban OĞHAN / soghan@hurriyet.com.tr
    05.08.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde din sosyolojisi dersleri veren, Felsefe ve Din Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ejder Okumuş 2000’li yılların başından bu yana ‘gösterişçi dindarlık’ üzerine çalışıyor. Hatta bu kavramı literatüre o soktu denilebilir. Bu konuda bir de kitabı var. AK Parti iktidarıyla birlikte 10 yıl öncesine göre, gösterişçi dindarlığın toplumda geldiği noktayı anlatıyor.

    Din kimsenin tekelinde değil ama dindarlık güç olmada işlevsel hale gelmişse birtakım insanlar bundan yararlanmak ister, onların görüşleri, inançları, hayat tarzlarına uygun bir değişimi kendi içlerinde yaşarlar. Amirinin yanında namaz kılarken görünmekten tutun, örtülü olmadıkları halde örtünenlere kadar örneklendirebilirsiniz. Ama, ilk defa örtünen, bir şekilde dindar görünüm kazanan insanların hepten bu tür hesapları yaparak böyle olduğunu söylemek de doğru değil. Bu AK Parti’nin planlayarak yaptığı bir şey de değil, toplum yapısı buna müsait. Medine’de İslam toplumuna gittiğimizde orada da riyakârlar ve münafıklar, inanmadıkları halde inandık diyenler ortaya çıkıyor. Müslümanlar bu insanların inanmadıklarını zaman içinde ortaya çıkarıyor ve tedbir alıyor. Hz. Peygamber’in yaptığı en önemli şey özgürleştirme. Mürşikler de hür ortam içinde toplumsal kategori olarak muhatap alınıyor ve anayasada yer veriliyor.

    /images/100/0x0/55eb12aff018fbb8f8a944b9

    CHP’YLE DE DİNDARLIK ARTARDI

    Geçmişe göre bu tür insanların sayısında artış var, ben de gözlemliyorum. Ama bu sosyolojinin tabiatı gereğidir çünkü orada nimet, güç var. Bunu sadece siyasi konjonktüre bağlamak doğru olmaz. Dünya çapında ortaya çıkan dini canlanmanın aynı zamanda dünya çapında kendini gösteren görsellik temelli ilişki biçiminin, gösterişçiliğin din alanına yansıması... İddiam o ki bugün 10 yıldır iktidarda AK Parti değil de CHP olsaydı dindarlık yine artacaktı. Türkiye modernliği yaşamadan postmodernliği yaşamaya başladı. Ekonomik açıdan zenginleşmeye başladık ve insanlar suni ihtiyaçlar üzerinden tatminsiz olmaya başladılar. Modernitenin getirdiği insan psikolojisi bu. Tüm dünyada böyle. Son zamanlarda Fransa’da neden din üzerinden tartışmalar yapılıyor, neden burkayı sokakta yasaklamaya çalışıyorlar, tüm bunlar dinin canlanmasıyla alakalı.
    Veblen’in ‘gösterişçi tüketim’ dediği olguya benzer bir durum bu. Bir statü elde etmek için daha çok tüketiyorsunuz, daha fazla tükettiğinizi gösteriyor, daha lüks içinde yaşıyorsunuz. Lüks içindeki yaşam biçiminizi de görünür kılıyorsunuz. Toplum onu görüyor, siz de ondan statü elde ediyorsunuz. Bu din için de geçerli. Hacca gidene ayrı bir statü verir, ‘hacı’ deriz. Bunun da şekli sosyetik dindarlık, prestij dindarlığı diyeceğimiz boyutlara vardı. Hayat standartlarına baktığınızda dinle aralarında mesafe olan birçok insan dahi bugün umreye, hacca gidiyor. Bu modernitenin getirdiği imaj boyutu. Bugüne kadar bu insanların hacla görünür ilişkisi zayıftı, içten güdümlüydü. Şimdi dıştan güdümlü, hatta törensel. Çeşitli hesaplarla yapılıyor ya da hesap yok ama ortaya çıkan sosyolojik şartlar bunu zorluyor.
    “Benim iftarım senin iftarını yener” dercesine, bakıyorsunuz şaşaalı iftarlar... Dinimizde şaşanın, lüks tüketimi teşvik eden uygulamaların yeri yok ama sosyolojik yapı buna müsaade ediyor. Kuran’da mütref (refahtan şımaran) diye bir kavram var. Şaşaalı bir biçimde tüketen ve hayatı gösterişçi bir şekilde yaşayan anlamında. Zenginliğiyle statü elde ederek şımarıkça tüketim yapanlar yerilir ve bu insanların çoğalması bir toplumun çöküşünün ana etkenlerinden biri sayılır. Bütün bunlar iktidara yaranmak için yapılıyor dersek indirgemecilik olur. Siyaset Türkiye’de devlet merkezli yürüyor. Etkili olduğunu kesin varsayıyorum ama iç dinamikler de etkili.

    ÜNİVERSİTEDE KİLİSE VE SİNAGOG OLABİLİR

    Din hayatın bütün alanlarında var; böyle olmasaydı bugün camileri konuşmazdık. İnsanlar kitleler halinde camilere, kiliselere gitmezdi. Batıya gidiyorsunuz her üniversitede en az iki-üç tane kilise, şapel var. Hem de her mezhebin. Bu olacak. Buna isterseniz inanç hürriyeti, isterseniz insan hakları açısından bakın. Türkiye’de cami gibi insanlar üniversitede çıkıp “Kilise, sinagog istiyoruz” derlerse buna da çözüm üretilecek, başka çaresi yok.

    KORKU KÜLTÜRÜ YOK EDİLMELİ

    Bir yerde hele din söz konusu olduğunda gösteriş varsa orada en önemli etkenlerden biri de korku. Kendini koruma, kamufle etme güdüsü böyle bir yola meylettirebilir insanı. Ya da tam tersi; dini kimliğini belli bir yere gelmek için gizleyenler de olmuştur. Burada bir korku kültürü var. Bu süreçte kişi bilinçli olarak da gösterişçi dindarlığı bir yaşam tarzı haline getirebilir ama çok sağlıklı sonuçlar doğurmaz, imkan bulduğunda eski haline döner. Gösterişçi dindarlığın artması sağlıklı yüzyüze ilişkilerin ortadan kalkmasını dolayısıyla güvensiz toplumsal ilişkinin kurulmasını beraberinde getirir. Bakıyorsunuz kişi selam verirken bile bir hesap içinde. Böyle bir ortamda paylaşım, barış olur mu? Bunun önlenmesi Hz. Peygamber dönemindeki gibi özgürlüklerle mümkün. Bir defa korku kültürünün kaldırılması gerekiyor. Özgürce herkesin her şeyi konuşması, dinini de inancını da yaşaması gerek. İnsanlar kendilerini ifade edebilirlerse, liyakat öne çıkarsa orada riyakarlık da olmaz, şaşa, gösteriş de olmaz, istismar da.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı