Görüş değiştirdim

Ben sanıyordum ki: Başbakan Erdoğan çok akıllı bir strateji uyguluyor.

Ben sanıyordum ki: Başbakan Erdoğan tabanının rehavete kapılmasını önlemek için değişik çıkışlar yapıyor.
Ben sanıyordum ki: Başbakan Erdoğan tabanına “Bizimkiler işbaşında” dedirtmek istiyor.
Ben sanıyordum ki: Başbakan Erdoğan “heykel”, “alkol”, “ecdat” tartışmalarını köpürterek milliyetçileri etkilemeye çalışıyor.
Ben sanıyordum ki: Başbakan Erdoğan sağı bütün renkleriyle arkasında toplayıp yeni bir yüzde 58 zaferi kazanmak için uğraşıyor.

İşte buradan ilan ediyorum:
Yanılmışım. Hem de fena halde...
Uyanmama sebep şu oldu:
Başbakan Erdoğan’ın içinde “Aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar” cümlesinin de geçtiği son konuşmasını dinledim.
Dinleyince fark ettim ki:
Başbakan Erdoğan...
Ne bir taktik uyguluyor, ne de bir strateji izliyor.
Ne ince oy hesapları yapıyor, ne de tabana selam çakıyor.
Ne milliyetçilere göz kırpıyor, ne de liberallere mesafe koyuyor.
Yaptığı şu:
Kafasına göre takılıyor.

Hani rahatlamış insanlarda içtenlikli bir dışavurumculuk peyda olur ya...
O hesap.
İçinden geldiği gibi konuşuyor.
Düşündüğünü söylüyor.
Sansür yok, fren yok, strateji yok, kaygı yok, dengeleme çabası yok, taktik yok, yanlış anlaşılma korkusu yok.
Bir tür âlem buysa kral benim havası.
Kısacası...
“Ben ki taktiksiz, stratejisiz, hesapsız yüzde 58 çekmişim” duygusunun yol açtığı muhteşem bir özgüven ve açık sözlülük.

Çünkü...

Birazcık strateji izlese, karşı kampı bu denli hırslandırmaktan kaçınırdı.
Birazcık taktik uygulasa, yüzde 58’in içinde var olan “Cumaya da giderim / içkimi de içerim” durumundakileri hesaba katardı.
 Birazcık denge gözetse, kendisine oy veren merkez sağın bu denli ateşli bir “milli görüş” çağrışımını ürkerek karşılayacağını düşünürdü.
Birazcık hesap yapsa, bu tür aykırı ve dobra çıkışlarda doz aşımının aksi tesir uyandıracağını fark ederdi.

Kimlerin yerinde olmak istemezdim

İstifa etmeden durumu geçiştirmeye çalışan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın...
Kaçak Hizbullahçıların hedefi haline gelmiş olanların...
Tunus’ta verdiği bütün ödünlere karşın ülkeyi terk etmek zorunda kalan Devlet Başkanı Bin Ali’nin...
Başbakan’ın son çıkışlarını yorumlamak zorunda kalan yandaş yazarların...
Yapılacak ilk seçimde partisinin yüzde 37 oy alacağını iddia eden Gürsel Tekin’in...
Alevi taleplerini seslendiren CHP’lilere “Yoksa siz devrim kanunlarına mı karşısınız” diye çıkışan Devlet Bakanı Faruk Çelik’in...
Canı gönülden “Yetmez ama evet” diye kampanya düzenleyenlerin...
Twitter’da Melih Gökçek’e maruz kalanların...

Üç Tayyip Erdoğan

BİRİNCİ ERDOĞAN: Şiir okudu diye hapse atılan... Çok oy alacak diye hukuk kullanılarak önü kesilen... Mağdur edilen... Mağduriyetten bir değişim çıkaran... Eski yaklaşımlarını terk eden bir siyasetçi...

İKİNCİ ERDOĞAN: Avrupa Birliği’ne baş koyan... Askeri vesayeti, konjonktürün de yardımıyla gerileten... İleri demokrasiyi ağzından düşürmeyen... Balkon konuşmalarıyla halkın tüm kesimlerini rahatlatan bir Başbakan...

ÜÇÜNCÜ ERDOĞAN: Öfke dozu her geçen gün artan... Üslubu sertleşen... AB’yi unutan... Muhafazakâr demokratlığın muhafazakârlık yönünü öne çıkaran... Milliyetçi oyları alma telaşına düşen... Düşmanlıkları keskinleştiren bir Başbakan...

Tıksıranlara dair gözlemler

Bir tatil akşamı... Asmalımescit taraflarındayım. Kalabalık o kadar büyük, eğlence o kadar tavan yapmış durumda ki, insan ister istemez “İşte öteki Türkiye” diyor.
Bu akşam Yakup’ta başka bir hava var: Sanki politik bir eylem yapılıyormuş gibi bir hava... O kadar ki Okay Gönensin bile direnişe geçmiş bir gerilla gibi oturuyor her zamanki yerinde.
Bir türkü barın önünden geçiyorum. İçeride günün mana ve önemine uygun olarak Erkan Oğur stilinde “Ey zahit şaraba eyle ihtiram” deyişi söyleniyor.
Ve işte taşradan bir parça “mukassi” gibi görünen “Zübeyir” adlı ocakbaşı... İçeri giriyorum, hakikaten de bir başka letafet, bir başka ferahlık... Masalardaki tek geyik konusu “Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içmek”.
Masalardan birinde CHP’li bir grup, parti içi sorunlara eğilmiş durumda. Öyle büyük bir iştahla Parti Meclisi dedikoduları yapıyorlar ki, içeri Kemal Kılıçdaroğlu girse fark etmeyecekler.

Hoşa giden bazı şeyler

Taraf Gazetesi’nin ve bilhassa Ahmet Altan’ın müdanasızlığı...
Mehmet Yaşin ile Vedat Milor arasındaki farklar üzerine konuşmak.
“Muhteşem 8 yıl” esprisi...
Fincandaki poşet çayın yol açtığı sorunları giderecek yeni icatlar...
I-phone’lar için özel olarak tasarlanmış kılıf şeklindeki bateriler.
Dargın olunan eski dostla, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etme...
Kendilerini “karşı konulamaz” olarak konumlandıran bir erkeklerin âlemlerdeki tavırlarını izlemek.
“Osmanlı dudaktan öpüşmezdi” diyen Yavuz Bahadıroğlu’nun tarih sohbetleri...
Jaguar’lı öğrencinin ötekileştirilmesi...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün camide alkışa engel olması...

Bir demokrasi tarifi

DÜN bir ara Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Fethiye’de yaptığı konuşmaya kulak kabarttım.
Şöyle dert yanıyordu:
“Ağzı olan konuşuyor”.
Ardından da vaatte bulunuyordu:
“İleri demokrasiye mutlaka geçilecek”.

Vallaha ileri demokrasiden vazgeçtik, normal bir demokraside bile temel ölçü şudur:
Bir memlekette ağzı olan konuşmuyorsa, o memlekette demokrasi yoktur.
Bir memlekette ağzı olan konuşuyorsa, o memlekette demokrasi vardır.
Yazarın Tüm Yazıları