Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Görünen ve Görünmeyen Kaza

Tuğrul ŞAVKAY

BU köşenin adını Hayatın İçinden koymuştuk.

Madem öyle, ben de size bugün hayatın taa içinden, bizzat başımdan geçen bir hikayeyi anlatayım.

Anlatılanlar benim başıma geldi diye kestirip atmak doğru olmaz. Bunlar şu garip İstanbul kentinde herkesin başına gelebilecek türden olaylar. Önemi de zaten burada.

Şimdi koltuklarınıza yaslanın. Bağlayacak kemeriniz varsa, bağlayın ve nasıl bir kentte yaşadığımızın küçük bir öyküsünü dinlemeye hazır olun....

Bir davet

Perşembe sabahı Teoman Hünal’ın Akaretler’deki Hünal’s Brasserie’de düzenlediği çok şık bir davete katıldım. Onun hikayesini önümüzdeki pazar yazılarından birinde anlatacağım. Bugünkü konumuz yemek içmek değil, İstanbul’un perişan yolları.

Yemek sonrası sohbet uzadı. İçtiğimiz kahveler uykumuzu kaçırdı. Küçük bir dost grubunun bu güzel buluşmasını kısa kesmekte başarılı olamadık.

Saat sabahın ikisi olmuştu. Ben Gurme dergisinin editörü Mehmet Yalçın’la biraz daha lafı uzatmak için onu evine bırakmayı teklif ettim. Sonra Cihangir’den aşağıya inip Beşiktaş üzerinden Maslak’a doğru yola koyuldum....

Karanlık yollar

Hep bu kent çok karanlık diye yazıp çiziyorum. İstanbul, ruh halinize göre, iyimserseniz yarı aydınlık, kötümserseniz yarı karanlık bir kent.

Önceleri kibar yazılar yazdım. Uygarlıkla ışık arasındaki ilişkiye atıfta bulundum. Ölürken bile 'Işık, biraz daha ışık' diyen Goethe’den söz ettim.

Bunlardan anlayan çıkmadı.

Yoksa koca kentin ana yollarının karanlık olması kabul edilebilir mi?

Ali Müfit Gürtuna, geçenlerde bir yemekte sorduğum soruya cevap olarak, bu yolların tümünün aydınlık olduğunu söyledi. Yalan değilse yanlış! Ya da sayın Büyükşehir Belediye Başkanı geceleri hiç sokağa çıkmıyor.

Karayolları da bu konuda günahı üstlenmiyor.

Ama o gece Maslak yolu her zaman olduğu gibi, hadi iyimser olalım, yarı aydınlıktı.

Ya buzlanma?

İş sadece aydınlatma ile kalmıyor. Bir de yolların bakımı sözkonusu.

O meş’um gece, Maslak’taki Işık Lisesi’nin önüne geldiğimde birden kendimi bir buz pistinde buldum.

Tabii arada küçük bir farkla. Buz pistinde arabalar değil, insanlar olur. Ayaklarında da patenler bulunur.

Benim arabamın patenleri yoktu. O yüzden de kurallara uygun bir kayış olmadı.

Yaklaşık 100 metre kadar ana yoldaki buzun üzerinde kaydım.

Kullandığım araba, böyle durumlar için çok donanımlı. Bu marka yıllardır dünya rallilerinde herkese toz yutturuyor. Kısacası araba böyle bir felaket için olabileceğin belki de en iyisi.

Zaten kazayı neredeyse zararsız bir biçimde atlatıyordum. Ancak...

Yoldaki direk

Buzlu zemindeki garip pistin sonunda yola sereserpe uzanmış bir elektrik direği olmasaydı!

Şimdi sakın bana yolda boylu boyunca uzanan elektrik direğinin işinin ne olduğunu sormayın. Çünkü bilmiyorum. Böyle bir soruya ise içimden 'muhtemelen ayakta durmaktan yoruldu ve kendini yola bırakıverdi' diye cevap vermek geliyor.

İşin vahimi, aynı yolda giderken baktığımda böyle yorgun direklerin çok olduğunu görmem.

Haydi o bir elektrik direği idi ve durumun vahametinin farkında değildi. Ya o yolların bakımı ve güvenliği ile ilgili insanlar? Onlar da acaba bir direk kadar duygusuz olabilir mi? Yoksa bu tür meseleler yüreklerine ve beyinlerine direkt olarak işlemiyor mu?

Somut bir kaza

Korkarım yazı, böyle giderse uçuk bir havaya bürünecek.

Oysa benim yaşadığım çok somut bir trafik kazasıydı.

Uçuk veya soyut olan arabanın durumu. Arabamın önündeki çelik motor yığını şimdi soyut bir heykele benziyor. İşlevselliğini büsbütün yitirmiş halde, bir otoparkta yatıyor.

Biliyorsunuz, arabaların kalan aksamı fazla işe yaramıyor.

Ben ise, büyük ölçüde iyi korunmalı bir araçta bulunduğum için tek parça halinde hayatımı sürdürüyorum.

Bu vesile ile de ana yollardaki devrilen direkleri kaldırmayanlara, bu yollarda yeterli bir aydınlamayı sağlamayanlara, buzlanmış yollarda gereken önlemleri almayanlara, bunca aykırılığı bir işaret levhası ile bile duyurmaya gerek görmeyenlere buradan en derin şükranlarımı iletiyorum.

* * *

Sakın son sözlerim üzerine, 'arabadan tek parça çıkmışsın ama kafanı fena vurmuşsun' demeyin. Adamlara kem söz söylesem, hemen ertesi gün tekzip gelecek. Ne kadar fedakarca çalıştıklarını, ne büyük zorluklar içinde ne büyük işler başardıklarını anlatacaklar. Bir de durduk yerde propagandalarını yapmak istemiyorum. Teşekkürün nedeni o.

Arif olan zaten ne demek istediğimi anlamıştır!

X