Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gördüğüm en ikna edici lider

<B>HAMBURG<br><br>AĞZINDAN </B>tek sözcük çıkmıyor. İki elini başının üzerinde birleştirmesi, salonun çılgınca kendinden geçmesine yetiyor.

İki elini yana açarak, zafer işareti yaptığında, salon yerden göğe inliyor. Bu soğuk Almanları böyle gördüğümü hiç anımsamıyorum. Bir futbol maçında bile, böylesine coşmaları zor.

Her zamanki gibi, beyaz gömleği, kırmızı kravatı ile Başbakan Schröder Hamburg Fuar ve Kongre Merkezi’nde yaklaşık beş bin kişiye sesleniyor. Salonda sadece iki pankart asılı. Aynı sözlerle: ‘Almanya’nın Güveni.’

Buna karşılık, salonda çok sayıda Jusos, yani SPD’nin gençlik kolları var. Schröder salondan her alkış aldığında, kırmızı tişörtlü gençler, ellerindeki kırmızı zemine yazılı pankartları havaya kaldırıyor: ‘Cesaret soldadır’. Tüm partilerde olduğu gibi, SPD’de de sloganlar heyecan vermiyor.

Ama, Schröder muhteşem hitabetiyle salonu ayağa kaldırıyor. En zayıf anında, Almanya’yı da kendine çeken herhalde bu niteliği. Bizde, ABD’de ve İngiltere’de izlediğim seçim mitinglerinde, gördüğüm en iyi hatiplerden biri. Meydanlara çıktığında esprisi, vücut dili ve içeriği ile, rakipleriyle dalga geçmesiyle, kullandığı ironi ve örneklerle karşı tarafı yerden yere vuruyor. ‘Yok, bu adam doğru söylüyor’ demekten, insanın kendini alması güç.

ZAYIF HALKA İŞSİZLİK

Oysa, onun yedi yıllık iktidarında Almanya hem kötü günler geçiriyor, hem de çok çarpıcı yapısal değişikliklere imza atıyor.

İşsizlik 3.9 milyondan 4.9 milyona çıkıyor. Hatta, bir ara 5.2 milyona vuruyor. Savaş sonrasının en yüksek işsizlik oranı. Büyüme hızı düşüyor. Devlet borçları hızla artıyor.

Bunlar yetmezmiş gibi, yaptığı sağlık, vergi ve emeklilik reformlarıyla Almanya hızla sosyal devlet niteliğinden uzaklaşıyor. Schröder Almanlar için en ürpertici deyimi kullanmaktan çekinmiyor:

‘Biz devletin yükümlülüklerini azaltıyoruz. Bireylere yeni yükümlülükler getiriyoruz.’

Bunun tercümesi, örneğin işsizlik yardımı ve sigortasının azalması. Buna karşılık, attığı en büyük adımlarından biri, önceki gün kürsüden söylediği gibi:

‘Biz yeni bir enerji politikasıyla, Almanya’yı petrole bağımlı olmaktan kurtarıyoruz.’

MERKEL, BUSH’A AŞIK

Özellikle Irak Savaşı nedeniyle, Bush’a kafa tutması, Alman dış politikasına kişilik kazandıran bir manevra. Merkel’e karşı bunu çok iyi kullanıyor.

Salonda küçük broşürler dağıtılıyor. Pembe bir zeminde Merkel’in ve Bush’un fotoğrafı. Merkel’in başının üstünde bir kalp işareti, içinde ‘Bush’a aşık’ yazıyor. Alttaki yazı ise, yine iğne dolu. ‘Bush’un kucağına oturmaktansa, cesur barış politikası.’

Bush
’la ilk çatışmasını kürsüden anlatıyor. 99’da Başbakan olarak ilk kez G-8 Zirvesi’ne katıldığında, Bush’un globalizm politikasına karşı çıkıyor. Globalizmin kötü yönleri de olduğunu söylediğinde, İngiliz Başbakanı Tony Blair kendisini uyarıyor, biraz da alaycı bir tonda. ‘Ama, Blair dersini daha sonra aldı’ demekten kendini alamıyor.

175 BİN İSTİFA

En dramatik anını açıktan anlatıyor:

‘Eyalet seçimlerinde arka arkaya aldığımız acı yenilgilerin sonucu, halkın güvenine başvurmaktan çare kalmamıştı. Onun için erken seçim istedim.’

Kürsüden ünlü Alman şairi Rilke’den şiir okuyor:

Şimdi kim yalnızsa, o uzun süre yalnız kalır/Yüzüne rüzgar sert esiyorsa, sırtını sağlam tut.

Salon yine çılgınca ayakta. Kendi dramını bu kadar cesur ve açıktan anlattığı için kazanıyor. Arka arkaya seçim kaybederken, en ağır darbeyi kendi içinden alıyor, partisinden tam 175 bin üye istifa ediyor.

Buna rağmen, erken seçimi o istiyor. En dipten başladığı yarışta, şimdi ipi Merkel’le birlikte göğüslemek üzere. Parti olarak CDU, SPD’den hálá kırk milletvekili önde görünüyor. Ama, kişisel popülaritede, aylar sonra ilk kez Merkel’i geride bırakıyor. Kendine öyle güvenli ki, Merkel bir daha onunla TV’de ikili tartışmaya çıkmıyor.

Dört gündür dört lider izliyorum. En ikna edici, en etkileyici lider Schröder.

90 yaşında bir gazeteci

MİTİNG salonunun yarısında koltuklar var. Yarısı arkada ayakta.

Koltukların en önünde yerler isim isim ayrılıyor. En ön koltuk kime ayrılıyor?.. Vural Öger’e. Avrupa Parlamentosu’nun Hamburg’dan seçilen Türk üyesine. İlk koltukta Öger’in adı yazılı.

Pankartlara, koltuklara bakarken, içeriye çok yaşlı, siyah şapkalı bir kadın giriyor. Kadın 90 yaşında. Elinde bir fotoğraf makinesi. Hamburger Morgenpost gazetesinde foto muhabiri Erika Krauss. Oraya gazetesi için fotoğraf çekmeye geliyor. O gelince, diğer meslektaşlar kenara çekiliyor, o özel fotoğraflar çekiyor.

Politikacılar saygıyla ona yardım ediyor. 90 yaşında o heyecan. Krauss’a saygılarımla.

Schröder’in seyir defteri

98 Eylül iktidara geliyor. 99 Mayıs tasarruf önlemleri. 99 Ağustos ilk seçim yenilgisi.

99 Ekim çok büyük tekellerden birini batmaktan kurtarıyor. Partisi içinde ilk homurtular başlıyor. ‘Tekellerle flört edeceğine, sade bir sosyal demokrat ol’ sesleri yükseliyor. 99 Ekim CDU’nun eski Başbakanı Kohl hakkındaki yolsuzluk iddialarını sessizce izliyor. 2000 Ocak enerji politikasında büyük dönemeç. Petrol dışı enerji üretme projeleri. 2000 Ağustos vergi reformuyla birlikte başlayan büyük gürültü. 2001 Nisan Afganistan’a asker gönderiyor. 2002 Mayıs Irak Savaşı’na asker göndermeyi reddediyor. Elbe Nehri taşıyor.

2002 Eylül seçimlerde yeniden iktidar oluyor. Oyu yüzde 40.9’dan 38.5’a düşüyor.

2003 Mayıs sağlık reformunu çıkartıyor. 2003 Kasım yeni vergi reformuna gidiyor. 2004 Şubat SPD Genel Başkanlığı’ndan ayrılıyor.

2004 Haziran Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 23 ile, SPD tarihinin en düşük oyunu alıyor. 2004 sonu ile 2005 Mayıs arasında arka arkaya eyalet seçimlerini kaybediyor ve erken seçim kararı alıyor.

Seçime üç kala, inanılmaz bir dirençle rakipleriyle arasını kapatıyor.

Beş bin kişiye karşı üç muhalif

SCHRÖDER salona gelmeden önce, sahnede biraz canlı müzik, biraz küçük röportajlar. Bunlardan biri de, yarı ağır sıklet dünya eski şampiyonu Polonya asıllı Dariuzs Michalczewski. Mikrofon onda:

‘Yaptığım maçlarda ilk rauntları hep kaybettim. Buna rağmen, 48 kez unvanımı korudum ve hep kazandım.’

Salon bu sözlerin anlamını iyi kavrıyor, eski şampiyonu candan alkışlıyor.

Hıncahınç salon alkış tutarken, içeriye üç muhalif giriyor. Sadece üç kişi. Ellerinde pankart, SPD’yi protesto ediyor üç kişi. Tek bir Allah’ın kulu çıkıp da, onlara kötü söz söylesin, kötü baksın, dövmeye kalksın, kavga çıkarsın, mümkün değil.

Beş bin kişinin hepsi, tek tek alkışı hak ediyor. Medeni cesaretinden dolayı, o üç kişiye de tebrikler.
X