Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gonzo Atilla

Serdar TURGUT

Benim en sevdiğim yazarlardan bir tanesi Hunter Thompson'dur.

Sadece kaleminin gücü nedeniyle sevmem onu. Yaşam felsefesini de çok tutarım.

Hunter ‘Gonzo stili’ gazeteciliği literatüre sokan adamdır.

Gonzolar, beladan hoşlanır. Etrafta bela bulamazlarsa bunu kendileri yaratırlar.

Ve sonra da yaşadıkları belaları bir güzel oturup yazarlar.

Türkiye'de yıllardır bu tür ‘anarşist ruhlu bela yaratıcısı entelektüellerin’ olmamasından dolayı hayatımız pek de rutinleşti.

Bizimkiler sadece sosyal amaçlı bela yaratabilecek kapasitede oldukları için, hiç orijinaliteleri yok. Tek bir tane sürpriz beklenemez onlardan.

* * *

Bu eksikliği her gün hissederken bizim Atilla Yerlikaya'nın vukuatını okudum.

Size ne yalan söyleyeyim, çok tuttum bu eylemini.

Henüz haberi olmayanlar için kısaca özetleyeyim olanları.

Atilla bir tiyatro oyunu izlemeye gider. Tek kişilik ‘interaktif’ olma iddiasında bir oyundur bu.

Bayan sanatçı seyirciler arasında gezinerek onları oyun içine aktif olarak dahil eder.

Anlaşılan bizim Atilla da aslında sanatçı ruhu fazla olduğundan oyuna biraz abartılı katılmış.

Bayan sanatçı oyun icabı diyerek kendisine üç tokat patlatınca, o da ayağa kalkıp bir tokatla karşılık vermiş.

Bayan sanatçı interaktifliğin bu kadarı da fazla diyerek, Atilla'yı arada tiyatro dışına attırmış.

* * *

Kendisini bu Gonzo tavrı nedeniyle tebrik ediyorum. Türkiye'nin bu tür insanlara çok ihtiyacı var.

Yani katiyen sosyal amaçlı olmayan entelektüel belaları yaratacak kişilerin sayısı ne kadar artarsa, Türkiye de bir ihtimal biraz olsun düzelir.

Gerçi ben Atilla'nın bu hareketine pek şaşmadım.

Yani Türkiye'de sanat icabı bir seyirci oyuncuya tokat atacaksa, bunun Atilla'dan başka kimse olabilmesi de düşünülemezdi.

Çünkü onda da belayı kendisine çeken bir hal var.

Belki bu ruhi bir durum. Belki de fiziksel ama neyse sonuçta bela onu çok seviyor.

Bunu ben ilk kez 1996 yılının bir sonbahar ayında anlamıştım.

Düşünün ki o gün New York'taki ilk sabahımdı.

Türkiye'den acayip bunalmış bir vaziyette New York'a kaçmıştım. Her şeyi unutmak istiyordum.

Rana da New York'ta her zaman olduğu gibi beni tamamen unutmuş ve akşama görüşürüz diyerek şehre dalmıştı.

Harika bir hava vardı. Köşedeki kahveciden bir büyük kahve alıp Bryant Park'a daldım.

Bütün gün önümdeydi ve ne yapacağımın planını orada hayal edecektim.

Tam ilk yudumu aldım ki omuzuma bir el değdi.

Benim New York'ta bu gibi durumlarda refleksim omuzuma dokunanın kim olduğuna bakmadan kahveyi suratına fırlatmaktır,

Bu kez de öyle yapacaktım. Ancak döner dönmez suratın mantıken bulunması gereken yerde olmadığını gördüm.

Adam hayli iriyarıydı. Hatta Kar Adamı Yeti'den bile iriydi.

Ben suratı ararken onu maalesef gördüm.

Evet haklısınız, olacak iş değil ama karşımda Atilla Yerlikaya duruyordu.

Üstelik benimle konuşmaya bile başlamıştı.

Şimdi sevgili okurlarım, ben o New York ruh halindeyken karşıma onun çıkabilmesi kendisinin gerçek bir bela arayıcısı, bir bela mıknatısı olduğunun en büyük delilidir.

Büyük ihtimalle ona had safhada şaşı olarak baktım. Ne dediğimi bilemiyorum...

Ancak onu bile korkutan bir şey olduğuna eminim, çünkü ilk şoku atlatıp kendime geldiğimde Atilla'nın parkın öte ucundan bana el sallayarak gittiğini gördüm.

Gitmeseydi eğer eski New Yorklu olmamın bazı avantajlarını kullanmaya kesin karar vermiştim.

New York'ta en fazla elli dolar için annesini kesebilecek adamları tanıyorum.

Bunlardan ikisine yüzer dolar vererek onu öldürtecektim.

Yüz dolara bu tür adamlar Gonzo Atilla'yı kuşbaşı et yapıp, marketteki Koreliler'e sattıktan sonra hızlarını alamayıp zevk olsun diye birbirlerini bile doğrarlar.

Bilmem anlatabiliyor muyum?

* * *

Atilla o zaman da kaçarak zeki olduğunu kanıtlamıştı.

Geçen hafta da tokadı çakarak zeki olduğunu tekar gösterdi.

Ancak tiyatro sanatçısını bu işte kınıyorum haberiniz olsun.

Sanatçıların insanı biraz tanıması gerekir, değil mi ama?

Yani bizim milletin öyle interaktif sanattan pek çakmayacağını bilmek için fazle zekâya bile gerek yok.

Türkiye'de Brecht tiyatrosunun tutmamasının nedeni de buydu.

Türkler interaktif tiyatro seyrederken, geleneksel olarak fazla heyecanlanırlar.

Vakti zamanında Brecht'in oyunları sahnelenirken, seyirci oyunculardan çok gaza gelmeye başladı.

Hatta bazı oyunlardan sonra seyirciler tiyatrodan çıkıp devrim yapmaya bile giriştiler.

Bir keresinde Brecht oyununun oynandığı bir tiyatroda frigobuz satan çocuk, seyirci tarafından ‘kapitalist girişimci’ diye az daha linç ediliyordu.

Bayan sanatçı en azından Brecht tiyartosunun Türkiye'deki bu macerasını iyi bilseydi Atilla'ya da o tokadı katiyen atmazdı.

Anlayacağınız her şey normal, heyecanlanmaya gerek yok.













X