Göklerden ateşi çalmanın bedeli

Hürriyet Haber
03.03.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Önceki gece yarısı Renaissance Polat Oteli'nin Balo Salonu'na girdim. Bir bale grubu prova yapıyordu. Ve ben hayatımda ilk defa bir bale provası izleyecektim.

Balo salonunun bir duvarı adeta boydan boya yapay bir setle kaplanmıştı. Setin üzerinde merdiven basamakları görevi yapan küçük çıkıntılar vardı. Balenin özeti, genç balerin ve baletlerin bu duvara ritmik hareketlerle tırmanmaları ve doruğa eriştikten sonra kaybolmalarıydı. Çocuklar kısa bir süre sonra hep birlikte bir kapıdan çıkarak sahneye koşuyor ve geri dönüyorlardı. Kapıdan çıkıp sahneye doğru koşarlarken yüzlerinde başarmış olmanın gururu ve sevinci okunuyordu.

Ama hemen sonra yönetmen elini kaldırıyor ve ‘‘Olmadı, bir kere daha yapacağız’’ diyordu.

O zaman hepsi üzüntüyle yerlere seriliyor ama gene de tekrar tekrar duvara tırmanmayı sürdürüyorlardı.

Sonuçta gerçekten başardılar. Prova bitti; ışıklar söndü ve çocuklar yorgun argın gecenin karanlığına dalıp gittiler.

Onlara sessizce el salladım; görmediler.

* * *

Onlar gittikten sonra dönüp Noblesse Bar'a oturdum. Bir kadeh Armagnac istedim. Attila İlhan, Armagnac için şöyle yazardı:

‘‘Seni hatırladıkça bir kadah Armagnac içerim

Armagnac demek, iki damla gözyaşı demekmiş

Demek ki seni hatırladıkça iki damla gözyaşı içerim.’’

İki damla gözyaşını içerken, göklerden ateşi çaldığı için sonsuz bir cezaya çarptırılan Prometheus'u hatırladım. Prometheus insanlara aydınlık ve özgürlük getirmek için göklerden ateşi çalmış, ancak tanrılarca çarmıha gerilmişti. Her gece bir kartal geliyor, Prometheus'un ciğerlerini yiyordu. Ciğerler gündüz yenileniyor ve bu işkence sonsuza dek sürüyordu.

Vücutlarının tüm kıvrımlarında umudu taşıyan genç balerin ve baletler de Prometheus gibiydiler. Sanki göklerden ateşi çalmak istercesine tırmanıyorlardı. Aydınlığa ve özgürlüğe ulaşmak istercesine tırmanıyorlardı.

Onların Prometheus'un kaderini paylaşmamalarını diledim. Çünkü Türkiye'de göklerden ateşi çalmak isteyenler Prometheus'un kaderini paylaşıyorlardı. Özgür ve demokrat bir Türkiye isteyen herkes cezalandırılıyor, buna karşılık karanlıkların görünmeyen yarasaları ödül üzerine ödül alıyorlardı.

* * *

Manisalı gençler de Prometheus'un kaderini yaşıyorlardı. Bir yerlerde birtakım şeyler söyledikleri iddia edilenler, düşünenler, düşündüklerini açıklayanlar hapislere atılıyor, yargılanıyorlardı.

Buna karşılık işkence ettikleri iddia edilenlerin suç nitelikleri değiştiriliyor ve işkence ‘‘fena muamele’’ haline sokuluyordu.

Çete kurdukları, faili meçhul cinayetler işledikleri iddia edilenler sokakta geziyor, bunları deşifre edenler içeri tıkılıyorlardı.

Düşünmek, yaratmak, demokrasi ve özgürlük istemek yasaktı.

Ne var ki, bu böyle kalmayacaktı.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı