Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gökçek’in yanlış icraatları gözler önüne seriliyor

Bildiğiniz üzere Ankara’nın yönetimi Melih Gökçek’e, metrosu bakanlığa, geleceği ise Allah’a havale.

Artık Melih Gökçek’in icraatlarının çarpıklığı yavaş yavaş gözler önüne seriliyor. Dünyadaki çağdaş ve modern şehirlere bakıldığında gelişmiş ulaşım sistemlerinin vazgeçilmezleri arasında olduğu net bir şekilde görülür. Zira yöneticileri şehir planlamacısı gibi uzmanların görüşlerine önem verip, ulaşımın kentsel yaşam kalitesini etkileyen en önemli unsurlardan biri olduğunu bilirler.
 Buna karşın, Ankara gibi ulaşım alt yapısının yetersiz olduğu yerleşimlerde ise kent yaşamı zorlaşır, vatandaşlar temel hizmetlerden yoksun kalır. Hatırladığım kadarıyla, The Gallup Organisation tarafından yapılan bir araştırmada Avrupa kentleri için toplu taşıma memnuniyetinin de sorgulandığı araştırma kapsamında Ankara 75 Avrupa kenti arasından 54. sırada yer almıştı. Hani Başkentimiz Avrupa ödülleri filan alıyoruz ya, her halde kendimize ancak 54’üncü sırada yer bulabildiğimiz için bu ödülleri hak etmiş olmalıyız(!)

OTOMOBİLDE ÜLKE REKORU ANKARA’DA

Çağdaş ülkeler, kentlerde bulunan otomobilleri altyapıyı verimsiz kullanan düşük kapasiteli ulaşım türü olarak görür. Bu sebeple de şehrin içinde bloklaşan otomobil sayısında artış olmaması için yasaklamaya varan her türlü tedbiri alır. Ankara’da ise yıllara göre artan otomobil sahipliği eğilimi bu yaklaşımın tersine otomobilin ulaşımdaki payının arttığını ve daha da artacağını gösteriyor. 2010 yılı rakamları temel alınırsa Türkiye’deki otomobillerin yüzde 12,5’i Ankara’da bulunuyor. Ankara, bin kişi başına düşen 191 otomobil sayısıyla Türkiye’de en fazla otomobil sahipliğinin olduğu şehir. Bu veriler ise bize kentimizin Türkiye ortalamasının çok üstüne çıktığını gösteriyor.
 Peki, bu bilgileri niye veriyorum? Toplu taşım yatırımlarında olduğumuz yerde saymamızın, çare olarak görülen alt-üst geçitler ve otobana dönüşmüş yollar sayesinde sorunumuzun gitgide büyümesinden dolayı dikkatinizi çekmek istiyorum. Şehirdeki otomobil sayısını artış hızı ise durmadan tepe noktalara ulaşıyor. Bu negatif durumda Ankaralıların şehir içi ulaşımını zorlaştırıyor, kentin yaşam kalitesini tehdit ediyor.
 Her geçen gün yeni yerleşim yerleri kente ilave olurken, paralelinde nüfus artarken, metro yatırımlarında bir arpa boyu yol alamayan Büyükşehir Belediyesi sayesinde ulaşım sorunu içinden çıkılamaz hal alıyor. Gökçek’in Ankara trafiğinin kilitlenmesine karşın yaptığı savunmalara kulak asmayın, zira kendisi 19 yıldır Büyükşehir Belediye Başkanı ve bu güne kadar yapılan metro hatlarına bir metre ray döşeyememesiyle nam saldı.

SAYESİNDE LÜKS DEĞİL İHTİYAÇ OLDU

Bakın o genişleyen yollara, banyo fayansıyla donatılmış alt üst geçitlere rağmen trafikte tıkanıp, kalıyoruz. Halbuki metro ve hafif raylı sistem inşaatlarına zamanında başlamış olsaydı, 19 yılı boşa geçirmeseydi, bu gün kimse ulaşımdan söz etmeyecekti. Zira eski ve yetersiz otobüslerle, üçüncü dünya ülkelerine özgü dolmuşlara mahkum olmak istemeyenler otomobil satın aldı. İş öylesine çığırından çıktı ki bir ev de en az üç otomobil olmaya başladı. Biri evin babasına, biri annesine, diğeri ise üniversiteye giden çocuk ya da çocuklara alındı.
 Üstelik bu alımlar lüks değil, ihtiyaç olarak görülmeye başlandı. Haksız da değillerdi. Bir yerden bir yere gitmek isteyenler en az iki ya da üç otobüs ve dolmuşa binecek, duraklarda çektiği eziyette yanına kar kalacaktı. Parasal karşılığı mı? İnanın tüplüye çevrilen eski model bir araca dolduracağı yakıttan çok daha pahallıya gelecekti ki halen de değişen bir şey yok.

GELECEĞİ GÖRMEKTEN YOKSUN

Mevcudu planlamaktan ve geleceği görmekten yoksun belediye yönetiminin sorun üzerine sorun bindirdiği ise herkesin malumu. Kentin imar planlarındaki günü birlik alınan kararlar, rant ekonomisine verilen tavizler kentsel yaşamımızın parçası olup, çıktı. İsterseniz konuyu örnekleriyle anlatmaya başlayayım.
 Malumunuz Melih Gökçek tam 19 yıla yakın bir süredir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunda oturuyor. Onun döneminde şehre birçok yeni yerleşim alanı ilave oldu, yeni semtler, hatta yeni ilçeler oluştu. Kimi bölgelerde eskiyle yeni yapılar kaynaştı, kiminde ise yepyeni binalar yükseldi, kentin en sakin köşeleri bile beton işgaline uğradı. Buna karşın Gökçek yönetimindeki belediye ne yaptı? Yoğunlaşan araç trafiğini rahatlatmak için kaldırımları daraltıp, yolları genişletti, alt üst geçitlerle ulaşım akışını hızlandırmak istedi. Yaya haklarının hiçe sayıldığı bu uygulama sürerken de şehrin ana arterleri otobana dönüştü. Şehirde değişmeyen tek şey ise bir arpa boyu yol alınamayan metro çalışmaları oldu.

BAHANELERİNİ KENDİ ÇÜRÜTTÜ

Tüm bu süreç yaşanırken, Gökçek önce kendinden önceki yönetimlerin bıraktığı borcu bahane etti, daha sonra şehir merkezindeki eski yapıların alternatif yollara izin vermemesini dile getirdi. Tabii artan otomobil sayısını ve eski yapılarda kapalı ya da açık park yeri olmamasını, dolayısıyla araçların yolları tıkadığını filan ilave etmeyi de ihmal etmedi. Evet, herkesin bildiği bir şeydi Ulus, Kızılay, Ayrancı, Esat gibi eski semtlerdeki yıllanmış binaların otoparktan nasibini almamış olması ve otomobil sahiplerinin çoğu iki aracın bile yanyana zor geçtiği sokaklara park yapması...
 Gökçek yönetimindeki belediye kendince bunun da çaresini üretti. Bazı sokaklar bir kenara caddeleri bile tek yönlü hale getirdi. Çare oldu mu? Ne gezer, insanlar otomobilleriyle burnun dibindeki yere bile kulağını ters gösterme misali dolanarak gitmeye başladı. Kısacası kent bu yoğunluğu kaldıramaz oldu, tıkanıp kaldı. Belli ki stratejik bir hata yapılmıştı. İlginçtir hatalar zinciri halen de sürüyor.
 İspatı mı? Gökçek döneminde hayat bulan yeni yerleşim birimlerinde de aynı sorunların yaşanması en büyük ispat değil mi? Yeni yerleşimlerdeki icraatlar Melih Gökçek yönetimindeki belediyenin öngörüsüz ve beceriksiz icraatının tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmesini sağladı.

KENDİ DÖNEMİNDE YARATILANLARDA BİLE KARMAŞA

İmara açılan yeni bölgelerde yerden mantar gibi biten yapılar sayesinde yeni semtler oluşmaya başladı. Eski yerleşimlerdeki ulaşım sorunu göz önüne alınarak konuyla ilgili Meclisten yeni yerel yönetimler yasası bile çıkarıldı. Yasaya göre, her yapı büyüklüğüne göre açık ve kapalı otopark yapmak zorundaydı. Şehrin planlanması için de belediyeye istimlaka kadar gidebilecek geniş yetkiler verildi. Eh bu kadar yetkiyle de yeni yerleşim birimlerinde caddeler, sokaklar, meydanlar planlı bir şekilde yapılabilir, alternatif yollar yaratılabilirdi. Bu şekilde Gökçek’in şikayette bulunduğu eski yerleşimlerde yaşanan tüm olumsuzluklar bertaraf edilebilirdi.
 Gel gör ki eski yerleşimdeki sorunlar, yeni yerleşimlerde misliyle yaşanmaya başlandı. Gökçek döneminde yıldızı parlayan Çukurambar, Söğütözü, Birlik Mahallesi, Çayyolu, Pursaklar gibi birçok bölgede trafik Arap saçına döndü. Mesela en yeni yerleşim birimlerinden biri olan Çukurambar’da ana arterler sıkışırken, alternatif yollar unutuldu. Buna karşın 40 hatta 50 katlı binalara, kocaman AVM’lere peş peşe izinler verildi, verilmeye de devam ediliyor. Bu gün ana arter konumuna geçen Eskişehir yolundan dev binalar yükseliyor, AVM sayısı 21’i geçecek görünüyor. Karşılığında ise bölgedeki trafik içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Kısacası toplu taşımdaki 19 yıllık basiretsizliğin ve şehir planlamasındaki beceriksizliğin faturası bir bir gözler önüne seriliyor. Korkarım ki, bu gidişte Ulaştırma Bakanlığı’nın üstlendiği metro bile dertlerimize çare olamayacak.

X