"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Gitmek benim için neşeli şey

RUHUMDA bir göçebelik olmalı ki...<br><br>Gitmek bana sanki hep özgürlükmüş gibi gelir.

Hüzünlü bir şey değildir benim için gitmek.

Tam tersine, neşe verici bir eylemdir.

Hafifletir beni.

Yüklerimden kurtarır.

Durduk yerde, sadece gittiğim için kilo veririm sanki.

Gitmek bir ‘Oley!’ çığlığıdır:

‘Yaşasın gidiyorum. Biliyor musun, gidiyorum!’

Tarifi olmayan bir zaferdir, kaçıştır, kurtuluştur.

Kalmaktır hüzünlü olan.

Pencerenin arkasında olmak gibi...

Önünde değil...

Oysa, gittiği seyredilen olmak güzeldir benim için.

Sen gidersin, biri senin için üzülür, biri seni düşünür.

Kalan olmak daha ağırdır bence.

Gideni de taşıyan odur çünkü.

* * *

Havaalanındayım.

Elimde sağa sola salladığım çanta....

Uçağa bineceğim az sonra...

Güle oynaya...

Konusu gitmek olan bir yazı yazıyorum kafamda o esnada...

Evet, ben havaalanlarında yazı yazmayı, hayal kurmayı, kendi içime dönmeyi, kendimden sıkılınca başkalarını gözlemlemeyi, uyuyanları seyretmeyi, ne kadar farklı uyuma biçimleri olduğunu hayretle beynimin bir tarafına kaydetmeyi, keşke yanımda fotoğraf makinesi olsaydı, uyumak bir tür ölüm gibi, çekseydim şunların fotoğraflarını gizli gizli demeyi, öküz gibi herkesi incelemeyi, tanımadığım insanlarla sohbet etmeyi, veda edenleri, buluşanları, ağlayanları, kaçamak yapanları bir bir tespit etmeyi ne kadar seviyorum anlatamam.

Ben rahatlıkla bir havaalanında yaşayabilirim.

Hayatın birebir kendisi orası.

Zaten gide-gele, mekanlarımdan biri oluyor havaalanları.

Orda dostlarım oluyor, alışkanlıklarım oluyor.

Mesela Atatürk Havaalanı’nda pasaporttan geçtikten sonra, hep aynı free shop’tan sigara alıyorum. Yolculuğun uğuru kaçmasın diye. Satıcıyı artık sevgilisine kadar tanıyorum. O gün memnunsa kendine saklıyor. Şikayetleri varsa, müdüriyete değil bana iletiyor: ‘Koskoca Atatürk Havalimanı’nda pasaport kontrolünden sonra hijenik ped, tampon satan bir yer yok. Düşünebiliyor musun? Kaç kadın sordu bugün, ‘Yok satmıyoruz’ dedim. Bu yüzden çok şikayet geliyor. Daha fenası eczane yok. Başın ağrıyorsa kaldın öyle. Ha bir de bankamatik yok. Ama sen gazeteci değilsin şu anda, niye anlatıyorum ki bunları sana...’

Ona gülümseyip çantamı sallayıp, yoluma devam ediyorum.

Sonra ben hep aynı barda şarap içiyorum. İki kel barmeni var, onları çok seviyorum, barmenleri değil kelleri. ‘Ooo, bu sefer yolculuk nereye?’ diyorlar ve hiç sormadan bir kadeh kırmızı şarap uzatıyorlar.

Uçağa binmeden sevgiliye açılan bir telefon ve telefonda karşılıklı içilen bir kadeh şarap. Bu bizim ritüelimiz.

Dünyanın neresinde olursak olalım, aynı anda kadeh kaldırıyoruz ve aynı anda yudumluyoruz. Çocuk gibi mutlu oluyoruz. İkimiz de aynı anda, ‘Sana...’ diyoruz.

* * *

Bir şey daha var: Gitmeden önce mutlaka Burger King’e uğruyorum. Hiç fark etmez sabahın körü olması, iki elim kanda da olsa, kendime bir Whopper ısmarlıyorum. O kocaman hamburgeri sabahın 5’inde niçin yediğimin, dahası nasıl yiyebildiğimin makul bir açıklaması yok ama kokusu bana gitme halini hatırlatıyor. Hoşuma gidiyor. Ve bambaşka bir zamanda burnuma Whopper kokusu gelince, ben biliyorum ki, ben gidiyorum.

Tutabilene aşk olsun!

Whopper yedikten sonra uçakta başka bir şey yemiyorum. Bir süre bir şeyler okuduktan sonra -gitmelerin böyle şahane bir tarafı da var, sürekli okuyorum-, devrilip uyuyorum. Hiç yanımdan ayırmadığım bir yolculuk yastığım var. Onun adı Ortosella. Açık pembe bir şey. Büyük bir ay çöreğine benziyor. Onu takıyorum boynuma, dalıyorum uykunun kollarına...

Bir de şunu öğrendim: Uçağa eşofmanlarla bineceksin kardeşim! Dar blue jean’leri, topuklu çizmeleri, sıkan sutyenleri filan kafandan sileceksin. Onlarla güzel gidilmiyor! Ama yanına uçağın tuvaletinde giyebileceğin, ayağını yere bastığında adam gibi görünebileceğin kıyafetler almayı ihmal etmeyeceksin. Gerekirse bir kadına dönüşmesini de biliriz!

Ve indikten sonra şöyle diyeceksin: ‘İnsan kuş misali, nereden nereye!’

Yeni geldiğin mekanı keşfetmek üzere olan bir kaşif gibi hissedeceksin kendini:

‘Yaşasın, yine yeni şeyler öğreneceğim!’

* * *

Gitmeler böyle neşeli bir şey işte benim için.

Özgürlüğün içinde olma hali...

Bilfiil sahip olduğun bir özgürlüğü kullanma hali.

Bazen düşünüyorum da, bu yaşıma kadar kazandığım en önemli şeylerden biri bu:

Gitme hali, gidebilme hali...

Ben böyle düşünüyorum yani.

HAMİŞ:Hayatta çeşitli küfür biçimleri var. Hepsinin ‘Ananı...’ diye başlaması gerekmiyor. Serdar Bilgili’ye edilenler, ne yazık ki böyle başlıyordu. Ve ne yaptı? O bundan çok etkilendi, ‘Buraya kadar’ dedi. Bıraktı gitti. Kendisine saygı duyuyorum. Ama bazen küfür sadece bir ‘Evet’ şeklinde de olabilir. Sözcük ‘Evet’tir ama ‘Çek git artık’ anlamına gelir. Rauf Denktaş misalinde olduğu gibi. Yani neymiş? Küfürden anlayanlar ya da anlamayanlar diye iki grup insan varmış. Allah herkese akıl fikir versin. Herkes de zamanı geldiğinde gitmesi bilebilsin. Amin.
X