"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Gezi savaşı Z

Brad Pitt’li milyon dolarlık Dünya Savaşı Z filmine gitmeye pek gerek yok aslında.

Son yirmi beş gündür yaşananlar o filmdekinden daha çok gerilim içeriyor:
Gezi Parkı kapatılmış durumda.
İçeriye bunlar, yani çapulcular alınmıyor. Polis karanfil uzatanını dahi kimyasal suyla temizliyor.
Kimyasal su ve gaz çapulcuyu etkisiz haline getirmek için en önemli iki silah. Ama pek işe yaramıyor.
Çapulcu her geçen gün güçleniyor ve sayısı artıyor.
Çapulcuyu yok eden tek şey ise kurşun.
Ethem Sarısülük’ün hayatı o kurşunla son buluyor, sorumlusu ise serbest kalıyor.
Altını çizmeli: Bizim filmde çapulcu hiçbir şey yapmıyor.
Sadece duruyor, slogan atıyor ya da akşamları tencere tava çalıp ses çıkartıyor.
Ve polis aniden gazla, TOMA’yla ya da en son Antalya’daki otoparkta olduğu gibi tekme tokat ve copla müdahale ediyor.
Brad’in filmindeki zombiler de insanlar aşırı ses yapınca harekete geçiyor, yani sese karşı duyarlılar!
Neyse ki Brad Pitt filmin sonunda pek dahiyane bir çözüm bulup tüm dünyalıları zombilerden kurtarıyor.
Bu çözümün şerefine bir tane buz gibi Pepsi içiyor.
Şahane bir reklam da izlemiş oluyoruz böylece.
Filmden çıktıktan sonra Brad Pitt’in zombilerle olan mücadelesini izlemenin manasızlığı kadar, insana şunlar da koyuyor:
- Herkes yazdı çizdi: Dağıtım şirketi insanları aptal yerine koyup İsrail’i altyazılarda Ortadoğu diye çevirmiş.
- Nedeni belli: Filmdeki Ortadoğu, yani İsrail, zombi virüsü yayılmadan önce bir duvar inşa ediyor ve zombi işgalinden bu şekilde kurtuluyor.
Bu duvarı görünce akla hemen Batı Şeria’da Filistinlilere karşı inşa edilmiş duvar akla geliyor.
Dağıtım şirketi bu bağlantı kurulmasın, tepki alırız diye düşündü herhalde. Ne diyelim: Çok süper fikir arkadaşlar!

Bir açılışın anatomisi

Bodrum Yalıkavak’taki Palmarina cumartesi gecesi görkemli, üzerinde konuşulası ve karmaşık duygulara yol açan bir davetle açılış yaptı.
- Davet görkemliydi, çünkü:
Marinadaki tüm ünlü restoranlar (yani Cipriani, yani Nusr-et) açılışa dahil edilmişti. Sadece konserlerin gerçekleştiği alanda durmak/takılmak zorunda değildin.
Yabancı davetli çoktu, ayrıca organizasyon için her şey ince detayına kadar düşünülmüştü.
- Davet konuşulasıydı, çünkü: Billionaire’de yapılan after partide, Doğuş yönetim kurulu başkanı Ferit Şahenk ile Artı Bir kanalının sahiplerinden Mehmet Karasu aynı VIP locada oturuyordu.
- Davet karmaşık duygulara da yol
açıyordu, çünkü:
Billionaire
’deki after parti sırasında bir ara üzeri lazer ışıklarla donatılmış, kaskı tüm yüzünü kaplayan, elinde tuttuğu iki oyuncak silahı davetlilerin üzerine doğrultup duran, “RoboCop mu çevriliyor?” diye düşündürten polis kılığında bir dansçı çıktı.

‘Hakkımda kötü yazıyorsun’ diyen Nusret

Palmarina davetinde bir arkadaşım vasıtasıyla Nusr-et zincirinin kurucusu Nusret Gökçe ile tanıştırıldım.
Nusret Bey’in “Merhaba” der demez bana ilk söylediği şey, “Hakkımda hep kötü yazıyorsun” cümlesi oldu.
“Yok” dedim, “Yanılıyorsunuz. Hiçbir şey yazmadım ki ben hakkınızda. Nereden çıktı bu?”
Ama Nusret Bey ısrarlıydı, üstüne bir de gülerek şöyle dedi:
“Neyse telafi edersiniz.”
Telafi etmek? Neyi? Neden?
Bir şey yazmış olsam bile hiç böyle cümle kurulur mu?
Bu nasıl mantık?
Şoklardan şok beğenirken üşenmedim yazılarımı google’ladım ve kendisine de gösterdim, “Hakkınızda gram yazmışlığım yok, buyrun” diye.
Sonra “Pardon” dedi Nusret Gökçe, “Çok özür.”
Ama işte çok geç, kafamda o “telafi”li cümle hâlâ çın çın...

X