"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

‘Gezi Parkı’ndan NATO’ya ne’ demeyin

TAKSİM Gezi Parkı direnişi sırasında uluslararası camiadan hükümete gelen tepkilerin -Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un açıklamalarını ayrı tutuyoruz- önemli bir boyutu var.

Polisin aşırı güç kullanımı ve basın özgürlüğüne dönük tepkilere baktığımızda, bu eleştirilerin neredeyse tümünün Batı dünyasından kaynaklandığını görüyoruz.
Geçen üç hafta boyunca gerek Batı merkezli uluslararası kuruluşlar gerek doğrudan hükümetler tarafından pek çok açıklama yapıldı, aynı zamanda diplomatik kanallardan sayısız girişim sergilendi. İnsan hakları alanında faaliyet gösteren dünyanın saygın sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü sorgulamayı da bu gruba ekleyebiliriz.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, uyarılarını hükümete doğrudan iletmek üzere Ankara’ya gelme ihtiyacını hissetti. Avrupa Birliği’nin en üst düzeydeki yöneticileri, birbiri ardına yaptıkları açıklamalarla hükümete benzer mesajlar verirken, Avrupa Parlamentosu sert içerikli bir karar tasarısını kabul etti. AB ile tam üyelik müzakerelerinde tek bir başlığın açılabilmesi bile ciddi bir diplomatik krize ve ertelemeye sahne oldu.
Bu arada Batı dünyasından bizzat açıklama yapma gereği duyan devlet adamları çıktı. Örneğin ABD Başkanı Barack Obama, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayıp kendisiyle Taksim olaylarını konuştu, “gösteri ve ifade özgürlüğü” konusundaki beklentilerini kayda geçirdi.
Bütün bu uluslararası mesajlar içinde bir tanesi yeterince dikkat çekmedi Türk kamuoyunda. NATO, yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de bir açıklama yaparak, demokratik ilkeler ve barışçıl gösteri hakkı konusunda tutum aldı.

* * *

Kuşkusuz bu açıklamanın diğerlerinden farkı, gazetecilerden gelen bir soru üzerine yapılmış olması. Ancak Rasmussen’in şu sözleri kayda geçirmiş olması yine de özel bir anlam taşıyor:
“(NATO olarak) iç siyasete müdahale etmeyiz. Tüm NATO üyelerinin temel demokratik ilkelere uyacağını, barışçı gösterilere ve siyasi görüşlerin serbestçe ifadesine izin vereceğini addederiz.”
Üyelerinin güvenliğini güvence altına almak, savunma amacıyla dayanışma içinde hareket etmelerini sağlamak üzere kurulmuş bir örgüt NATO. Temel felsefesi, ittifak antlaşmasının beşinci maddesinde ifadesini bulan “Bir müttefike yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır” ilkesinde yatıyor.
Bu ittifaktaki ülkeleri bir araya getiren en önemli ortak payda aynı demokrasi değerlerini paylaşmalarıdır. Türkiye’nin tek parti yönetiminden demokrasiye geçişi de zaten büyük ölçüde NATO üyeliğinin bu koşulunun dayattığı bir adımdı.
Demokrasi paydası NATO Antlaşması’nın dibacesinde şöyle ifade ediliyor:
“Taraflar, kendi halklarının özgürlüklerini, ortak mirasını ve uygarlığını, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak korumaya kararlıdırlar”.
Demokrasi, bireysel özgürlükler, hukuk ilkeleri, Gezi Parkı direnişi sonrasında Türkiye’de sürmekte olan tartışmada en çok karşımıza çıkan kavramlar arasında yer almıyor mu?

* * *

NATO Genel Sekreteri’nin barışçı gösterilere ve siyasi görüşlerin serbestçe ifade edilebilmesi başlıkları üzerindeki vurgusu, NATO’nun dibacesinde telaffuz edilen değerlerin bir tekrarından ibarettir.
Aslında “Bir üyeye yapılan saldırı tam üyelere yapılmış sayılır” şeklindeki NATO felsefesi, günümüzde artık bir NATO üyesi ülkede meydana gelen demokratik hak ihlallerinin bütün NATO coğrafyasında yapılmış sayılacağı, dolayısıyla bütün NATO ülkelerini ilgilendireceği şeklinde yorumlanmalıdır. Bu yönüyle Rasmussen’in sözleri büyük bir sembolizm taşıyor.
Gezi Parkı olayları, ifade ve gösteri özgürlüklerinin saygı gördüğü Batı dünyasına entegre olmuş bir ülke olma hedefiyle bu değerleri içselleştiremeyen klasik bir üçüncü dünya ülkesi kategorisine düşme tercihleri arasındaki sınırı Türkiye’ye göstermiş olmalıdır.
Demokrasi değerleri söz konusu olduğunda Batı dünyası açısından altına inilemeyecek bir eşik var. Bu eşik zorlandığında, Batı’nın erken uyarı sistemi işlemeye başlıyor. AK Parti hükümeti siyasi yolculuğuna Türkiye’yi Batı kurumları içinde tutarak devam etmek istiyorsa, gelen mesajların ciddi bir muhasebesini yapmak durumundadır.
AK Parti hükümeti, güney komşumuz Suriye’de savaş çıkınca hemen NATO’nun kapısını çalarak Türkiye’nin güvenliği için füzesavar sistemleri talep etmiş, ayrıca İran kaynaklı uzun menzilli füze tehdidi karşısında NATO radar projesine üs tahsis etmekten kaçınmamıştır.
Son olaylar, NATO’nun yalnızca radarlar ve füzesavar sistemlerinden ibaret olmadığını, pekâlâ göstericilerin hakları açısından polisin biber gazı kullanım yönergelerini de ilgilendirdiğini ortaya koymuştur.

X