"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Gezi Parkı çadırları ya da çadır tiyatrosu

Bir öne çıkma gayreti mi var acaba?

Şöyle de sorabilirim?
- Ankara’ya neden yanlız o
sanatçılar gidiyor?

Daha da keskin sorabilirim:
“Neden gece yarısı o besteyi yapan Duman yok Ankara’da...”
Yanlış anlaşılmasın...
“Neden çözüm arıyorlar” diye sormuyorum...
Tam tersine.
O çadırlardaki insanları başından beri ve sürekli olarak “Aman o birey duygusu ve demokratik direnme hakkı provokasyonlara kurban gitmesin” diye uyaran benim...
Ayrıca “annelere-babalara” seslenen ve “çocuklar” ifadesiyle çadırdakilere “bebek muamelesi” yapan, “büyüklerden” de değilim.
Ki bunu en iyi kızım Eylül biliyor.
Çünkü o çadırlardaki her nefes bir insan. Birey olma bilincinde, demokratik hakkını hazmetmiş.
Dönüyorum aynı soruya:
- Neden o sanatçılar?
Yaygın deyişiyle, “Bir kısım sanatçılar...”
Acaba diyorum:
“Bir öne çıkma isteği mi var?”
Dikkat ettim...
O çadırlar kurulurken hiçbiri orada yoktu...
Tam tersine çadırlara karşı olanlar vardı. Ki şimdi Ankara’ya giden sanatçı heyetinde boy gösterdiler.
Kimisi Bodrum’dan, kimisi de yurtdışı tatilinden dönüp geldi...
Tek tek, isim isim saymak istemiyorum.
Ama soruyorum:
- Kendisini sanatçı ilan eden bu arabulucuları kim beliriliyor?
Kendilerini onlar mı sanatçı/arabulucu ilan ediyor?
Yoksa Başbakanlık mı?
Neye ve kime göre seçiliyorlar?
Neden bilimadamı yok? Bir üniversite hocası?...
Ya da orada oturan bir esnaf...
Ve eğer o sanatçılar Ankara’dan belirleniyorsa, nasıl?
Ya da teklifi reddeden sanatçı var mı?
Tabii şöyle de sorabilirim:
Mesela neden “Duman” Ankara’da değil?
Ya da Küçük İskender.
Aykırı oldukları için mi?
Ankara’ya gidenler “uysal sanatçı” mı?
Gece yarısı bestelediği, “Biberine gazına, copuna sopasına, teklemerin hasına” diye sokağa çıkan Kaan Tangöze neden Ankara heyetinde değil?
Bir Beyoğlu ressamı ya da şairi de yok.
Bilmem neden ama, içimde bir his var...
O his diyor ki:
“Her krizde aniden ortaya çıkan bu arabulucu sanatçılar, sanki rol çalıyorlar...”
Kızmasınlar ama içimdeki his böyle...
- Zaten hükümet halkoylamasını açıklamış.
- Zaten mahkeme kararı var. Yürütme durdurulmuş.
Ve sanki onlar böyle, rol çalıcı hisler yaratan görüşmeler yaptıkça, Gezi Parkı’ndaki insanlar daha da bir cephe halini alıyorlar...
Ankara’ya doğru daha da bir yabancılaşıyorlar.
Sanki Ankara başka bir ülkede, Gezi Parkı başka bir ülkedeymiş gibi bir hava doğuyor.
Sonra o “sanatçı”lar, Ankara’dan gelip Gezi Parkı’nda ne diyecekler onu da anlamadım.
“Arkadaşlar, biz sanatçıyız. Biz önemli karakterleriz. Söz aldık. Kaldırın artık çadırları mı?” diyecekler.
Ya da dublajdan arındırılmış orantısız bir ses tonuyla şöyle mi diyecekler:
“Polisin attığı gazı, sıktığı suyu, vurduğu copu unutun... Biz olaya el koyduk. Hadi evlerinize.”
Adım gibi biliyorum ki...
Onlar böyle rol çalıyor hissi yarattıkça, Gezi Parkı daha da geriliyor.
Acılar, sancılar, endişeler azalacağına artıyor.
Vahşice bir durumdur bu...
Zamanla iyileşecek bir yaraya kabuk olmaya çalışmaktır.
Oysa her şey ortada.
Gezi Parkı için neler istendiği Başbakan’a iletilmiş.
Büyükşehir Belediye Başkanı “makul” bir açıklama yapmış.
Vali yine öyle...
Hükümet sözcüsü, “Oradaki gençlerin hassasiyetini biliyoruz” demiş.
Gezi Parkı’ndaki o demokratik çığlık bütün dünyadan duyulmuş.
Halkoylaması gündemde...
Ama bakıyorum...
Sabaha karşı “sanatçılar” adı altında bir heyet ‘Başbakanlık’ta “kriz toplantısı” yapıyor.
Sonra kameralar... Ciddi yüz ifadeleri...

UYSAL SANATÇI

Ve en önemlisi:
Bakıyorum, İstanbul’da, boyunlarında değişmez isyankâr atkıları, “çılgın sanatçı” duruşları,  esrik ve özgür çocuk ifadeleriyle dolaşan o sanatçılar, Ankara’da Başbakanlık binasının önünde kameralara konuşurken, inanılmaz bir değişime uğruyorlar...
Hangi senaryodan çıkıyorlar bilmiyorum ama, yılların politikacısı gibi duruyorlar.
Ciddi, ağır, düşünceli. Oturaklı ve makul...
Sanki acil olarak toplanmış Bakanlar Kurulu’ndan çıkan siyasetçiler gibi...
Kameraların karşısında ciddi duruşlarıyla...
Ağır ifadelerle, uzun ve dolambaçlı cümlelerle konuşuyorlar.
Alın bakın o fotoğraflara. İzleyin videoları...
Altyazıları kaldırın.
Önde üç arabulucu/sanatçı, arkada öteki ilgililer.
Ağır ifadeler. Derin düşünce içinde olduğunu anlatmaya çalışan yutkunmalar.
Takım elbise kuşanmış siyasetçi tavırları...
Doğrusu bunları gördükçe içimden şöyle demek geliyor:
Gezi Parkı çadırları...
ve Ankara’ya giden sanatçıların gece yarısı çadır tiyatrosu...

X