Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Gezi başlangıcı

    Hürriyet Haber
    15 Ocak 2002 - 00:00Son Güncelleme : 15 Ocak 2002 - 00:01

    UÇAĞIN tekerlekleri tam pisten kesilirken havaalanındaki zevat, ‘su gibi gidip gelirler inşallah’ diye arkalarından bir maşrapa Taşdelen döktü mü bilemiyorum ama, işte Bülent Ecevit ve refaketçi heyeti Amerika'ya uğurladık.Cümlemiz, hem Atlas Okyanusu üzerindeki uçuşlarının, hem de oval masa etrafındaki temasların türbülanssız geçmesine can-ı gönülden duacıyız. Amin!Tabii bir de, Sam Amca'nın mümkün mertebe çok sıfırlı çek imzalamasına...Şimdi gelelim fasulyenin nimetlerine ve Yeni Dünya'nın faziletlerine...* * *ÜÇ aşağı beş yukarı, Washington gündeminin özünü hemen hepimiz biliyoruz.Saddam'a kötek çekilmesi ihtimali karşısında Ankara kaygıları... Kıbrıs'ta çözüm formülasyonları... İslam kimlikli Türkiye'nin 11 Eylül ertesi bizzat bu kimlik sayesinde edinebileceği muhtemel ‘öncü yer’... Daha geniş perspektifte, aynı Türkiye'nin Asya - Rusya - İran - Yakındoğu eksenindeki konumu... Terörün tanımından bağımsız Avrupa savunmasına, bilimum ‘teknik’ (!) sorunlar...Yukarıdaki siyasi çerçeveyle birinci dereceden ilişkisi bulunan iktisadi dosyanın ‘kredi - borç - yardım’ üçlemesinden söz etmeye ise gerek bile yok!Hiç şüphesiz, bu konuların her biri başlıbaşına hayatiyet arzediyor. Hele hele, yalnız New York ikiz kulelerininkilerini değil yeryüzündeki tüm yapıların taşlarını temelden oynatan 11 Eylül depreminden sonra Washington'da ‘stratejik müttefik’ sıfatıyla ağırlanacak olan Ecevit'in hem dinleyecekleri, hem de söyleyecekleri belki her zamankinden daha fazla önem taşıyor.Ancak, ben bugün ayrıntıya girmeden genel bir tercih üzerinde duracağım.* * *BU satırların yazarı daha 12 Eylül sabahından itibaren, uygarlığın barbarlığa karşı vermek zorunda olduğu savaşı dobra dobra sahiplendi. Yani somut olarak, asla ‘tarafsız’ (!) kalamayacak bir Türkiye'nin de Birleşik Devletler'in askeri ve zapti harekatlarını desteklemesini istedi.Ama bu satırların yazarı ülkemizin ABD'yle mesafe korumasından yanadır.İlk bakışta çelişkili gözüküyor ama, değil!Evet, barbarlıkla - uygarlık arasında kelle koltukta tercih dayattığı an, gözüm kapalı ikincinin yanındayım. Burada da bu ikincisi ABD'de odaklaştığı için, onun silah arkadaşıyım. İki kere iki dört eder, tartışmam dahi.Ancak, barbarlığı savmak için yapılan genel uygarlık tercihi bir şeydir; kendi içinde hem siyasi, hem iktisadi, hem de kültürel ayrışmalar içeren o genel uygarlığın farklı varyantları arasındaki tercih bambaşka bir şeydir.Hele hele, strateji ve taktiklerin devreye girdiği devletler bazında.Ve, işte tam burada ben su katılmamış ‘A-v-r-u-p-a-c-ı-y-ı-m’ !* * *EVET, kişisel hassasiyetlerimin Yaşlı Kıta'yla özdeşleşmesini bir kenara bırakarak ‘soğuk’ ve nesnel düşündüğüm takdirde bile, nasıl ki barbarlık - uygarlık seçeneğinde şüphem yok; sayması uzun tarihi ve toplumsal nedenlerden ötürü Türkiye'nin ana rotasını Yeni Dünya'dan ziyade, zaten kısmi aidiyetini taşıdığımız Avrupa dönmesi gerektiği konusunda da tereddütüm yok.Bu, tabii ki ABD'yi boşlayalım, es geçelim, ıskalayalım anlamına gelmiyor.O, dünyada tek süper devlet... Bırakın bizi, hangi babayiğit ülke Birleşik Amerika'yı ‘hafifsemek’ lüksüne sahipmiş ki, hadi görelim bakalım boyunu!Üstelik, yarım asırdır ABD'den büyük yarar sağlayan Ankara'nın bu ‘özel ilişkiyi’ AB dahil, üçüncü taraflara koz olarak kullandığı da bir vakıa.Dolayısıyla, ‘Avrupa’ diye Amerika'yı tu kaka etmek enayiliğin daniskası olur ki, zaten AB biraz da ABD'nin yüzü suyu hürmetine bize kulak verdiğinden, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak rizikosu dahi ortaya çıkar.Yarın, Ecevit'in Washington gezisi ışığında, ana ekseni ve rotası Avrupalı Türkiye'nin Amerika'ya ilişkin muhtemel siyasetleri üzerinde duracağım...
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı