GeriSeyahat Gezgin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Gezgin

Gezgin

Mehmet YAŞİN

Jamaika'da boşverin

Karayip Denizi'nin ortasındaki cenneti anlatmak için esrarlı sigarayı, Bob Marley'i, Reggae müziğini, turkuaz denizi, bembeyaz kumları ve dünya güzeli kızları arka arkaya sıralamak lazım.

İstanbul -Paris, Paris-Miami, Miami-Montego Bay..İn kalklar, havaalanında beklemelerle birlikte İstanbul'dan Jamaika'ya ulaşmam tam 23 saat tutmuştu. Aralık ayı idi ve uçaktan indiğimde hava bunaltacak kadar sıcaktı. Oysa, saat geceyarısına yaklaşmıştı. Bavulumu beklerken aklıma bir sürü soru üşüşmüştü: Karanlığı ısıtan neydi..? Güneş olmadan hava bu kadar nasıl sıcak olabilirdi..? Kulakları sağır edercesine öten bu yaratıkların adı Ağustos Böceği miydi..? Aralık ayında öten böceğe, Jamaika'da Ağustos Böceği mi diyorlardı..?

Bavulumu alıp, beni otele götürecek bir aracın gelmesini beklemek için alçakça bir duvarın üstüne oturmuştum. Daha etrafa gözatma fırsatını bulamamıştım ki, yanıma gençten bir çocuk yanaşmıştı:

-Jamaika'ya hoşgeldiniz..

-Hoşbulduk..

-Ot ister misiniz..? Çok kaliteli otlarım var..

-Ne otu..?

Genç adam, bu sorum karşısında oldukça şaşırmıştı.. Daha sonra, parmaklarının arasındaki hayali sigarayı dudaklarına götürüp, derin bir nefes çekti:

-Basbayağı ot işte..İçinde karışık bir şey yok..

Otun ne anlama geldiğini biliyordum ama, ülkeye adımımı atar atmaz bir uyuşturucu pazarlığının içinde yer alacağımı aklımın ucundan bile geçirmemiştim. İlk şaşkınlığımı üstümden attıktan sonra satıcıyı yanıtladım:

-Teşekkür ederim. Ben kurudan çok suludan yanayım..Yani içkiyi tercih ederim..

-Hey man..Aptal mısın..İçki çok zararlıdır. Benim doktorum ot içmeyi öneriyor..

GANJA OTU

Sinirlenmemek için olağanüstü bir gayret sarf ediyordum. Çünkü uçakta dağıtılan, Jamaika Turizm Bakanlığı'nın bastırdığı kitapçıkta şunlar yazıyordu: 'Eğer birisi size uyuşturucu satmak isterse, sakın kabalaşmayın..Gülümseyin ve kibarca istemediğinizi söyleyin..' Aynen öyle yaptım..

Ülkeye ayak basar basmaz bir 'ot' satıcısı ile karşılaşmayı garipsemiştim ama bu Jamaika için olağan bir şeydi. Adada yaygın ve saygın olan Rastafari inanışına göre, Ganja otu (esrar yapımında kullanılan Hint Keneviri), Tanrının insana gönderdiği bir nimet. Bu otun sağladığı duman, bilinçaltına uzanıp, insanı tanrıya yaklaştırıyor. Rastalar yılda birkaç kez, bu otun serbestçe kullanılması için yürüyüşler ve gösteriler düzenliyorlar. Havaalanından, kalacağım Negril Plajlarına uzanan, dar ve virajlı yolda öylesine hızlı gidiyorduk ki anlatamam. Külüstür minübüsün arka sıralarına oturmuş, önümdeki koltuğun demirlerini iki elimle sıkı sıkıya kavramıştım. Sıcak bir yandan, korku bir yandan terden sırılsıklam olmuştum. Arabada benden başka iki kişi daha vardı. Biri elindeki kola şişesine başka bir şişeden rom dolduruyor, diğeri ise büyük bir olasılıkla esrar içiyordu. Şoförle koyu bir sohbete dalmışlardı. Arabanın sonuna kadar açılmış radyosundan yayılan Reggae müziği bile korkuma derman olamıyordu. Zifiri karanlık yolda kaza kaçınılmazdı.

HEY.. BOB MARLEY

Otele geldiğimde vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Ağustos böceklerinin, yeri göğü inleten cızırtıları arasında sürünerek odama çıkıp, yatağımın üstüne kalıp gibi düştüm..

Reggea, rom ve Ganja Otu.. Jamaika'nın vazgeçilmez üçlüsü.

Bob Marley'i tanımayanınız var mı..? Dread denen lüle lüle saçları omuzlarına kadar dökülen tipik bir Jamaikalı. Bu saçlar, moda olsun diye bırakılmamış..Dread türü saçlar, kişisel itinaların, çıkarların, hırsların bir kenara itildiğinin sembolü.

'No women, no cry..' Bu şarkıyı bilir misiniz..? Bob Marley'in en ünlü şarkılarından biri. Reggea, öyle sıradan bir müzik değil..Bir başkaldırı, toplumsal hoşnutsuzulğu ifade eden, Afrika'ya dönüş özlemini dillendiren ve Ganja otunun, dinsel amaçlı kullanılabileceğini savunan bir müzik türü. Bu türün bir numarası da Bob Marley.

Jamaika'yı Reggae'siz düşünmek, dünyayı havasız düşünmekle eşdeğerlidir. Ülkenin bütün radyo istasyonlarında, 24 saat süreyle bu müziğin çaldığını söylemek yanlış olmaz. Herkes, yolda yürürken, iş yaparken, muz yaprakları ile şapka örerken, koşarken, sevişirken, hep bu ritme ayak uyduruyor.

Jamaika gezimden, Şubat ayındaki bir yazımda kısaca bahsetmiştim. Karayip Denizi'nin en büyük adalarından biri olan Jamaika, şeker kamışı tarlaları, muz ağaçları ve diğer tropik ağaçlarla kaplı bir 'orman ada'. Adada iki kent var: Montego Bay ve Kingston. Diğer yerleşim yerleri, ormanların arasında kaybolmuş olan, çoğu İngiliz ismi taşıyan küçük kasabalar. Gündüz saatlerinde, beyaz renkli turistler için pek tehlike yok. Ama karanlık bastırdıktan sonra, başta başkent Kingston olmak üzere, kentler ve kasabalar gezginler için oldukça riskli.

Bir keresinde, Montego Bay'de fazla oyalanmış, dönüşüm karanlığa kalmıştı. Şoförüm, arabanın kapılarını kitledi, beni arka koltuğa yatırıp, üstümü bir battaniye ile örttü ve hiç frene basmadan bütün hızıyla otele götürdü. Otelin kapısında şoförle aramızda şu konuşma geçti:

-Beni görselerdi ne yaparlardı..?

-Herşeyini aldıktan sonra gırtlağını keserlerdi..

Bütün bu tehlikelere karşın, 'Jamaika'nın denizi, bugüne kadar kulaç attığım denizlerin en güzeliydi' diye bir cümle kursam pek yanlış olmaz. Turkuaz renkli, beyaz kumlu deniz öylesine tahrik edici ki, insan içinden çıkmak istemiyor. Yüzmediğim zamanlarda da, ya onun kıyısında ki muz ağaçlarının gölgesinde oturup ufka dalıyor, ya da şıpırtı seslerine kulak verip uyuyordum. Güneşi batırmadan, deniz kıyısından ayrılmak içimden gelmiyordu. Yani deniz, yanından hiç ayrılmak istemediğim bir sevgili gibiydi.

NEŞENİN GİZİ

1655 yılında adayı işgal eden İngilizler'in, ağır işlerde çalıştırmak üzere Afrika'dan getirdikleri köleler, bugünkü Jamaikalı'ların ataları. 1838 yılında özgür bir halka dönüşen bu insanlar bugünlerde de atalarından farklı bir yaşam sürmüyorlar. Ülke sanayii ve toprakları birkaç zenginin tekelinde. Geri kalanlar, boğaz tokluğuna çalışıyorlar. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, gördüğüm en neşeli en tasasız insan topluluğu diyebilirim.

Bu boşvermişliğin sırrının rom, reggae ve ganja otunda gizli olduğunu sanıyorum. Jamaikalılar eğer bir işle meşgul değillerse, mutlaka dans ediyorlardır.

Yeterli miktarda rom içtikten sonra, ben de kolay gibi görünen bu dansı yapmayı denedim. Ama beceremedim. Çünkü bu dans için sadece rom ve ganja otu yeterli değil. Ezilmişliğin tüm aşamalarını yaşayıp, isyana hazır olmak, boş vermek, aşağılanmayı aşabilmek, gerçekleri yok sayabilmek gibi özelliklere de sahip olmadan bu dansı yapmak imkansız.

Jamaika, sihirli, neşeli, şaşırtıcı ve çok güzel bir ada. Bir olanak bulursanız, bu dünyanın cennetinde günahkar olmanızı öneririm.

Haziran takvimi

5 Haziran - 7 Temmuz

İstanbul Müzik Festivali

12 Haziran Londra'da Kraliçe'nin doğum günü nedeniyle askeri birliklerin geçit töreni

13-20 Haziran Fransa'da Paris Havacılık Fuarı

13-22 Haziran Granada'da sualtı keşif gezilerinin yapıldığı Dalış Festivali

13 Haziran - 7 Kasım Çağdaş sanattaki yeniliklerin sergilendiği Venedik Bienali

18 Haziran Tayvan'da Dragon Tekne Festivali

18 Haziran - 4 Temmuz

Granada Uluslararası Müzik ve Dans Festivali

25 Haziran - 29 Ağustos

Verona Opera Festivali

Yaz okumaları Soneçka

Doğan Kitapçılığın "Dünya Edebiyatı" serisinde yayımlanan Rus yazar Liyudmila Ulitskaya'nın bu eseri bir solukta okunuyor. Mehmet Özgül tarafından Türkçe'ye kazandırılan Soneçka, sevgiye ve saygıya, insan olmaya, insan kalmaya, paylaşmaya adanmış bir yaşamın romanı. Soneçka'nın konusunu şöyle özetleyebilirim: İkinci Dünya Savaşı yıllarında, bir yandan filoloji okurken bir yandan da kütüphanede çalışan Soneçka, bir gün kütüphaneye gelen ressam Robert Viktoroviç ile tanışır. Gençliğinde, tabloları ile gerek Avrupa'da gerekse Amerika'da fırtınalar ayaratan Viktoroviç şimdi bir sürgün mahkumudur. O gün Soneçka ile Robert'in yaşamlarının akışı birleşir. Araya giren genç sevgiliye rağmen, ölene kadar birbirlerine kırmadan yaşamanın yolunu bulurlar.. Soneçka'yı yaz kitapları listenize almanızı öneririm.

Not defteri

Müzikli aylar

Yaz aylarıyla birlikte notalar da havalarda uçuşmaya başlıyor. Geçen hafta başlayan İstanbul Müzik Festivali, 7 Temmuz'a kadar sürecek. İtalya'nın Verona kentinde ise 25 Haziran- 29 Ağustos tarihleri arasında Opera Festivali başlayacak. Dünyanın en ünlü aşk hikayesi, Romeo ve Jülyet'in doğduğu kentte bu tarihler arasında Aida, Carmen, Madam Butterfly, Tosca, Şen Dul gibi ünlü operalar sahnelenecek. Gala konserinde ise Placido Domingo sahneye çıkacak.

Diğer büyük müzik şöleni ise Avusturya'nın Salzburg kentinde başlayacak. İki müzik dehası, Mozart ve Herbert von Karajan'ın doğduğu bu kentte, 24 Temmuz - 29 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olan Yaz Festivali'nde klasik müzik, opera ve tiyatro eserleri sahnelenecek.

Bu kentlerde düzenlenecek olan festivalleri izlemek isteyenler, aşağıda vereceğim telefon numarasından geniş bilgi alabilirler.

İpar Tanıtım: Fax: 0216 3619498 ipar@bnet.net.tr

Reform Tur: Fax: 0212 2410556 reformtur@superonline.com

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle