GeriSeyahat Gezgin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Gezgin

Gezgin

Mehmet YAŞİN

Yük gemisinde yolculuk

Lüks yolcu gemilerinde gezmek bir rüyadır. Ya yük gemilerine binip, liman liman dolaşmak nasıl olur..? Ben denedim hoşlandım. Siz de deneyin.. Sıkılırsanız ilk limanda inersiniz..

Geçenlerde, Amerika'nın saygın gazetelerinden New York Times'ın pazar eklerinden birinde okuduğum bir gezi yazısı, beni yıllar öncesine götürdü. Yazıda, Marjorie Flory adlı gezi yazarının, bir yük gemisiyle yaptığı dünya turu anlatılıyordu. Marjorie Flory, bir sayfayı kapsayan yazısında, gemi yolculuğunu öve öve bitiremiyordu.

Ben hayatımda iki kez uzun gemi yolculuğu yaptım. Birincisinde, şimdi jilete dönüşmüş olan Ankara gemisiyle, İstanbul'dan İspanya'nı Barcelona kentine gidip döndüm. Ankara, o zamanların ölçüsüne göre lüks bir yolcu gemisi olduğu için bu yazının konusu için de yer almıyor. İkinci yolculuğumu ise, Kayseri adlı, 5 bin tonluk küçük bir yük gemisiyle yaptım. Bu yolculuk İskenderun'da başladı. Mısır, Süveyş Kanalı, Süveyş Körfezi, Kızıl Deniz, Hint Okyanusu derken, Afrika'nın boynuzundaki Somali'nin Berbera limanında sona erdi. Bu yazımda işte bu yolculuğu anlatacağım.

LÜKS BİR KAMARA

Gemiye bindiğimde sıcak bir Kasım ayı idi. Yük gemisine ilk kez ayak basıyordum. Gemiye, Kızılay'ın Somali'ye gönderdiği gıda yardımı yükleniyordu. Bir gemici, kalacağım kamarayı gösterdi. Yolculuk konusundaki kuşkularım o an yerini hoş düşüncelere terk etti. Çünkü böylesine lüks bir kamarada yolculuk edeceğimi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Banyolu, tuvaletli bir kamaraydı, hatta banyosunda küvet bile vardı.

Eşyalarımı yerleştirip, gemiye uygun bir kıyafet giyip güverteye çıkmıştım. Aşağıda hummalı bir faaliyet vardı. Vinçler çuvalları ambara indiriyor, gemiciler bir o yana bir bu yana koşturuyorlardı. 4-5 saat sonra işler bitti, gemi demir alıp limandan ayrıldı.

Daha önceden aldığım bilgilere göre, yolculuk beklemelerle birlikte 10 gün sürecekti. Yanıma 3-4 tane kitap almıştım. Nasıl olsa bütün gün hiçbir işim olmayacaktı ve kitapları acelesiz, satır atlamadan okuyabilecektim. Gemi, pruvasını Süveyş'e doğru çevirdikten sonra kaptan köşküne çıkıp, süvari, kaptanlar, çarkçıbaşı ile tanışmıştım. Daha sonra süvari, lostromoyu (gemicilerin başı) çağırtıp, beni ona şu cümleyle emanet etmişti: 'Yolculuk boyu beyefendi senin sorumluluğunda. Rahat etmesi için gerekeni yapınız..' Benim için oldukça güzel ve anlamlı bir cümle idi. Bu cümlede yanyana gelen kelimelere bakılırsa, yolculuğumun sonuna kadar rahat edeceğim garanti altına alınmıştı.

DALGALARIN OYUNU

Geminin pupasına (kıçına) bir masa, bir iskemle ve bir şezlong koymuşlardı. Burada güneşleyecek, kitap okuyacak ve geziyle ilgili notlarımı tutacaktım. Yol uzun olduğu için her şeyi yavaştan alıyordum. Kah şezlonga uzanıp güneşliyor, kah geminin pruvası ile pupası arasında yürüyüş yapıyor, kah Akdeniz'in beyaz köpüklü lacivert dalgalarına dalıp gidiyordum. En çok da bu dalgalar vaktimi alıyordu. Çünkü onları, bazen yüzen bir insana, bazen büyükçe bir köpek balığına, bazen de bir gemi enkazına benzetip heyecanlanıyordum. Arada bir de, kitabı açıp okumaya çalışıyordum. Ama daha bir iki sayfa bitiremeden gözlerim yine dalgalara takılıyordu.

Gemicilerin benle uğraştığı yoktu. Herkes işinin başında, çalışıp duruyordu. Yemeklerimi zabitan salonunda, yöneticilerle birlikte yiyor, bazen süvari ile bezik ve tavla oynuyordum. Sırası gelmişken yazmakta yarar var; gemide çıkan yemeklerin lezzeti anlatmakla bitmez. Böylesine özenle pişirilmiş yemekleri, bir çok lüks restoranda bile yiyemediğimi söyleyebilirim. Hele sabah kahvaltıları bir başka ziyafetti. Çeşit çeşit peynir, yumurta, zeytin, salam, sosis..

FAZLA KİLOLAR

Lezzetli yemek karşısında oldum olası irade gösterisinde bulunmamışımdır. Gösteriye de gerek kalmaz aslında. Çünkü irade kelimesini hemen unuturum. Böyle bir kelimenin varlığını sürekli inkar ederim. Gezi süresince yemek masasına oturduğumda, 'irade' kelimesini hep dışladığım için, her öğünden sonra Pruva ile Pupa arasında en az 50 kere gidip gelmek zorunda kalıyordum. Bu yürüyüşler, oburluğuma diktiğim uydurma kılıflardı aslında. Nitekim sefer sonunda, gömleklerimin daraldığını, pantolonun belini kapatmakta zorlandığımı görünce, bu yürüyüşlerin bir işe yaramadığını anladım. Allahtan Afrika kıtasında yaşadığım macera imdadıma yetişti. Somali'de, çeşitli nedenlerden 20 gün aç kalıp 10 kiloya yakın zayıflamasaydım, İstanbul'a tam bir fıçı gibi dönecektim.

Sakin geçen yolculuk, Süveyş Kanalı'nın girişindeki Port Said kentinde biraz olsun hareketlendi. Limanın açığına demirleyen gemimiz beklemeye başladı. Kanal'dan geçebilmek için sıraya girmiştik.

KANAL RÜŞVETİ

Bir süre sonra gemiye bir pilot motoru yanaşmıştı. İçindekiler, bize doğru İngilizce, 'Hediye, hediye' diye bağırıyorlardı. Hediyeden kastedilenin, 'rüşvet' olduğunu kısa bir süre sonra anladım. Çünkü üçüncü kaptan, motora 2 kutu lokumla, 5 karton Marlboro sigarası fırlatmıştı. Ganimetten memnun olan Mısırlı pilot, sabaha karşı 05.00 sıralarında makinaların hazır olmasını söyledi. Port Sait limanında rüşvet gelenektenmiş. Eğer verilmezse, geçiş sırasının kaç günde size geleceği pek bilinmezmiş.

Gerçekten de sabah 05.00'te, beş gemilik bir konvoyla Süveyş Kanalı'nı geçmeye başlamıştık. Kanal'dan sonra Süveyş Körfezi, daha sonra da Kızıldeniz'e açılmıştık. Birkaç günden beri gemideydim ama daha ilk kitabın 10'uncu sayfasına bile gelememiştim. Gözlerimi, denizin enginlerine takılmaktan bir türlü alıkoyamıyordum. Yürüyüş yapıyor, hortumu başımdan aşağı tutup serinliyor, dalgaları seyrediyor ama kitaba konsantre olamıyordum.

VE KÖPEKBALIKLARI

Kızıldeniz'de köpekbalığı halüsinasyomlarım nihayet gerçek olmuştu. Koca koca balıklar, geminin hemen yanından geçiyordu. Gemicilerin de onları gördüğünü farkedince rahatlamıştım. Köpekbalıkları beni adeta çocuklaştırmıştı. Koşarak mutfağa gidiyor, aşçıdan koca bir kemik parçası alıp tekrar güverteye çıkıyordum. Kemiği kalınca bir ipe bağlayıp, denize sallandırıyor, balığın, o korkunç dişleriyle kemiğe hamle yapmasını izliyordum.

Günler geçtikçe, yük gemisinde yolcu olmaktan daha çok keyif almaya başlıyordum. Hele bu gemi, 4-5 günde bir limana uğrayan gemilerden olsaydı, bu gezinin tadına doyum olmazdı. Bab ül Mendeb Boğazı'na kadar herşey yolunda gitmişti. Ve o boğazda, bir daha gemiyle yolculuk etmemeye karar vermiştim.

Kıç taraftaki masama oturduğumda, gemi hafif hafif sallanıyordu. Üstümde bir isteksizlik olduğunu hissediyordum. Ağzımın içi, acı badem yemişçesine tadsızdı. Sallantı giderek artıyordu. Kaptan köşküne çıktığımda, fırtına kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Geminin önce ucu daha sonra da kıçı suya batıyordu. Tam beşik gibi sallanıyorduk. Kaptanların anlattığına göre, yedi kuvvetinde hava yiyorduk. Fazla dayanamayıp kamaraya koşmuş, midemde ne var ne yok boşaltmıştım. Daha sonra, kendimi yatağa bağlayıp beklemeye başlamıştım. Midemin isyanı dinecek gibi değildi. Bir ara kendimi denize atmayı bile düşündüğümü hatırlıyorum.

SÜVARİNİN DAVETİ

Neyse, fırtına ertesi gün azalmış ama tamamen dinmemişti. Ben de kamaramdan hiç çıkmamıştım. Akşamüstü lostroma gelip, süvarinin yemeğe beklediğini haber vermişti. Ertesi gün yolculuk bitiyordu ve süvari, şerefime özel davet düzenlemişti. Midemin biraz sakinleşmesinden cesaret alıp yatağımdan kalkmış, zor bela da olsa giyinip, yemek salonuna çıkmıştım. Herkes masanın başında oturmuş beni bekliyordu. Masanın üstündeki yemekleri görünce, kendimi tuvalete zor atmıştım.

Ertesi gün Aden Körfezi'ndeydik ve deniz 'sütliman' olmuştu. Tabii ben de eski formuma kavuşmuştum. Somali'nin Berbera Limanı'nda gemiyi terk ettim. Neredeyse bütün mürettebat, kıyıda dizilmiş beni yolcu ediyordu. O an boğazıma birşeylerin düğümlendiğini hissetmiştim. Bu güzel insanları, lüks kamaramı, hayaller kurduğum dalgaları, o lezzetli yemekleri geride bırakıp, dünyanın en fakir ülkesinde, bilinmeze doğru başlayacak olan yolculuk hiç cazip gelmiyordu bana.

BUYURUN GEZİYE

Siz neden bir yük gemisinde yolcu olmayı denemiyor sunuz..? Yanınıza bir dostunuzu alıp, rotasında bol liman olan bir gemiyle gezinmek, inanın ki gezilerin en güzeli, en heyecanlısı olacaktır. Anılarınızı anlata anlata bitiremeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Ayrıca böyle bir gezi için, yolcu gemilerine vereceğiniz paranın üçte birini ödeyeceksiniz. En önemlisi, dünyanın en güzel insanları denizcilerden edineceğiniz bir sürü dost ta yanınıza kar kalacaktır.

Telaşı evde bırakın

Yük gemisinde yolcu olmak konusunda bilgisine başvurduğum uzak yol kaptanı Talip Özcengiz, bu tür geziye gideceklere bir takım önerilerde bulunuyor. Yılların deneyimine kulak vermekte yarar var:

Telaşı evde bırakın. Gemi yolculukları sakinlik ister.

Geçerli pasaportunuzu ve gideceğiniz ülkelerin vizesini almayı sakın unutmayın.

Kolunuzda su geçirmeyen, kamaranızda bir çalar saat bulundurun. Sefer sırasında saatinizi günaşırı ileri veya geri alacaksınız. Aç kalmamak için yemek saatlerini kaçırmamaya özen gösterin.

Gemide kimse sizi ağırlamak ve ilgi göstermek zorunda değildir. Mürettebatın kendi görevleri vardır. Meraklı olun ama geveze olmayın. Denizciler gevezeleri pek sevmezler. Asla şikayet etmeyin. Unutmayın ki bu sefere çıkmayı siz istediniz.

Gemide ayrıca bir doktor yoktur. Genel olarak 3. kaptan revirden ve ilaçlardan sorumludur. Sefere çıkmadan önce özellikle dişlerinizi kontrol ettirin. Devamlı kullandığınız ilaçları mutlaka yanınıza alın. Sefer boyu kendinizin doktoru olacağınızı unutmayın.

Gemide bir veya iki çamaşır makinesi vardır. Bu makineleri, çalışanlarla birlikte sırayla kullanacağınızı unutmayın.

İzin almadan makine dairesine ve köprüüstüne çıkmayın ve hiçbir alete el sürmeyin. Fırtınalı havalarda kesinlikle yaşam mahallinden ayrılmayın. Deniz sizi aniden alabilir ve sesinizi kimse duymaz.

Gezinin hangi mevsimde başladığı önemli değil. Siz yanınıza her türlü hava koşulunu düşünerek giysiler alın.

Gemi yükleme ve tahliye yaparken, güverteye çıkmak için görevli kaptandan izin alın. Güvertede olduğunuz sürece şu sözü aklınızdan çıkarmayın: 'Asılı yüke saygılı ol.'

Gemilerde teleks ve uydu telefonu vardır. Ama pahalı olduğu için uydu telefonunu önermem.

Deniz tutmasından korkmayın, paniğe kapılmayın. Zamanla alışırsınız. İlaçlarda size bu konuda yardımcı olabilir.

Yük gemilerinin ortalam hızı saatte 25 kilometre kadardır. Sıkılmamak için kendinizi oyalayacak uğraşlar bulun. Denizin tadını almaya çalışın.

Limanların dünyanın en tehlikeli yerleri olduğunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın. Karaya ayak basmadan önce kaptana danışın ve tavsiyelerine uyun. Yoksa başınıza bir çok tehlike gelebilir.

Korkunca ağlayın, sevinince gülün, şarkı söyleyin, kendinizi dinleyin. Yaşamınızı gözden geçirmek, önemli kararlar verebilmek için okyanuslar en doğru adreslerdir. Denizde herşey olağan ve olağanüstüdür.

Yük gemilerinde yolcu taşımacılığını organize eden seyahat acentaları yoktur. Genelde bir tanıdık aracılığı ile ayarlanabilir. Bunun dışında belli başlı firmaların adres ve telefonlarını Deniz Ticaret Odası'ndan temin edebilirsiniz.

0 (212) 252 01 30 - 0 (212) 243 54 95

Faks: 0 (212) 293 79 35

ÖNERİ

Atlas yine doruklarda

Türkiye'nin ilk ve tek coğrafya ve gezi dergisi Atlas, bu ay da birbirinden ilginç konularla okuyucusunun karşısına çıktı. Eğer bayinizde tükenmemişse kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Bu sayıdan bazı başlıklar:

Boğazköy: Hititlilerin bin tanrılı başkenti Hattuşa'da, 4 bin yıl önce kurulan ve 400 yıl hüküm süren bir medeniyet.

Zaman: Kimse kendi bebekliğini kucağına alamaz; kendi ihtiyarlığının koluna giremez. Atlas, yeni millenniuma birbirinden ilginç makalelerden oluşan bir diziyle giriyor. Zaman, bu dizinin ilk konusu.

Midyat: 2 bin 500 yıllık tarihiyle dinlerin, dillerin, kültürlerin ve öykülerin içiçe geçtiği kentb

Hmonglar: Yazıya gelmez dilleri, efsanevi kökenleri, ayinleri ve baş eğmeyen tavırlarıyla rengarenk bir halk.

Efelenen topraklar: Aydın'ın dağlarında savaşlar, soygunlar ve yangınlarla boyanan bir coğrafya.

Ayrıca bu sayıyla birlikte okuyuculara, 50x70 cm. boyutlarında kuşe kağıda basılmış muhteşem bir Hitit Atlası armağan ediliyor.

Bu sayıyı kaçırmayın. Benden söylemesi.

False