Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gerinme ve yerinme

<B>TÜRKİYE</B>’nin Avrupa Birliği’ne <B>‘tam üye’</B> olarak katılması maksadıyla ortaklık görüşmelerine resmen başlanmış bulunuyor. Görüşmelerin sonucunda ne çıkacaksa çıksın, başlamış olması bizatihi önemlidir. Türkiye’nin AB’ye üyeliği hayal bile olsa, ki değildir, yolunda yürümesi, Türkiye için iyidir. İnşallah Avrupa için de iyi olacağını tüm Avrupalılar zamanla anlayacaktır. Durumu böylece tesbit ve beyan ettikten sonra, şimdi değerlemelere geçebilirim.

1. Önce ‘Oyun Teorisi’nden gündelik dile geçmiş ‘win-win’ (kazan-kazan) deyimini açıklamak istiyorum. Win-win, oyundaki iki taraftan, her ikisinin de, varılan mutabakatın kendi aleyhine olduğunu sandığı (ama çaresizlikten kabul ettiği) bir anlaşmanın, aslında uzun vadede iki tarafa da kazanç sağlayacak olan tek geçerli çözüm olduğu bir hali anlatır. Bir anlaşmanın ‘win-win’ olarak nitelendirilmesi için, bir tarafın zil takıp oynarken, diğer tarafın karalar bağlamaması gerekir. Eğer taraflar, varılan anlaşma konusunda aynı derecede ‘kötümser’ iseler, ancak o zaman bir ‘win-win’ halinin varolma ihtimali vardır.

2. Hafta başında elde edilen sonuç, AB yanlılarının olduğu kadar, genelde ‘AB karşıtları’ denilen kesimlerin seslerini yükseltmiş olmaları sayesinde elde edilmiştir. Eğer iktidarın takındığı, ne pahasına olursa olsun, yeterki bize hayır demesinler şeklinde tezahür eden ‘teslimiyetçi duruş’, muhalafetin takındığı ‘onurlu duruşla’ dengelenmemiş olsaydı, bu noktaya gelinemezdi.

3. Hocam Fuat Çobanoğlu, sık sık ‘being or becoming’ aradaki farkı söyleyebilirmisiniz, diye bizi derin düşünmeye zorlardı. İngilizce’de ‘to be’, olmak demektir. ‘To become’ da olmak diye Türkçe’ye çevrilebilir. Ancak ‘to be’ bir yerde tanımsal bir oluştur. ‘Become’ ise bir oluşumdur. Bünyesel bir dönüşümü,  yapısal bir değişimi, bir içselleştirmeyi, bir olgunlaşmayı çağrıştırır. Mesela, köyden gelip, şehre yerleşen her kişi, artık şehirde oturduğu için şehirli sayılır. Şehirde oturmakla ‘şehirli’ olmak acaba aynı şey midir? Bir insan, ünvan veren bir okulu bitirince, mesela mühendis, öğretmen veya doktor diye çağrılabilir. Mezun olduğuna göre ‘to be’ anlamında, mühendis, doktor veya öğretmen olmuştur. Ama, acaba ‘to become’ anlamında bir mühendis, bir öğretmen veya bir doktor olmuş mudur? Ünvanın, zihinlerde çağrıştırdığı birikimi, ruhsal gelişimi ve davranış değişimini tamamlamış mıdır? Bırakın meslek sahibi olmayı, baba veya anne olmak da böyledir. Doğuran her kadına anne denir. Acaba doğuran her kadın, anne olabilmiş midir?

4. Türkiye, AB üyesi olmak istemektedir. Hangi anlamda? ‘To be’ mi, yoksa ‘to become’ mı?  Meselemiz, sadece resmen AB üyesi olmak mı? Bizi bırakın, acaba bugün her Avrupalı, kelimenin çağrıştırdığı anlamda bir ‘Avrupalı’ olabilmiş midir?

Son Söz: Olmak bir dakika, oluşmak bir ömür sürer.

X