Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Geri dönüşü artık yok

DÜN kitlesel eylem, bugün duran adam, yarın resim yapan adam, derken okuyan adam, ardından kim bilir ne, iktidar şaşkın, eylemlerden hiç ders çıkaramadığı ortada. Çıkarmış olsa, bu kez duran insanları gözaltına almaya kalkmaz.

Olaya galiba 1808 Sened-i İttifak’la başlamak gerekiyor. Bizim tarihimizde padişahın (merkezi iktidarın) yetkilerini sınırlayan ilk anayasal deney.
Onu izleyen dönemlerde 1839 Tanzimat Fermanı, 1876 I. Meşrutiyet, 1908 II. Meşrutiyet, 1921 Anayasası, çokpartili hayata geçiş, 1961 ve 1982 anayasaları. Bunların hepsinde temel hak ve özgürlükler halka tepeden veriliyor.
Hiçbiri kazanılan değil, hepsi ihsan edilen özgürlükler. İlk kez, şimdi insanlar özgürlüklerini kendileri kazanmak istiyor. Bir tür toplumsal sözleşme.

MUSTAFA KEMAL VE O SATIR

Cumhuriyet’e giden yolda Mustafa Kemal’i en çok etkileyen düşünürlerden biri Rousseau, onun 1762 tarihli “Toplumsal Sözleşme” kitabı. O kitabı okurken Mustafa Kemal’in altını çizdiği cümlelerden biri şu:
“Egemenlik gücü basit ve tektir, bu gücü bölmek, onu yok etmektir”.
‘Toplumsal Sözleşme’ o gücü korumayı amaçlıyor. Gezi Parkı eylemleri o gücü korumaya dönük, sivil, barışçı ve ödün vermeyen nitelikte. Duran adam ya da başka bir simgeyle yola devam kararında. AKP tam tersini yapıyor, o gücü bölmeye çalışıyor.

UZLAŞMA VE HUKUK

Thomas Hobbes ve John Locke ile başlayan, Rousseau ile olgunlaşan “Toplumsal Sözleşme” şu:
“Kimsenin kimseye boyun eğmediği, yasaların herkes için geçerli olduğu, kimseye ayrıcalık tanınmadığı, insanların ve
malların korunduğu, eşit ve adil toplum için demokratik adımlar bütünü”.
İnsanlar sahip oldukları güç ve yetenekte eşit değil. Bu eşitsizlik uzlaşma ve hukuk üzerinden eşitleniyor.
Gezi Parkı ile başlayan, bütün ülkeye yayılan eylemler uzlaşma ve hukuk arıyor, AKP ise uzlaşmaya uzak duruyor. Eylemciler son yıllarda ağır darbe alan bireysel özgürlüklerine yeniden kavuşmak istiyor. Mesele bu.
Yoksa, ne faiz lobisi, ne kökü dışarıda odaklar. Onların üzerine biber gazı ve basınçlı su ile gitmek toplumsal sözleşmeyi biraz erteler, o kadar. Geri dönüşü artık yok.

İki zor başlık

BİRİNİN başlığı “Temel Hak ve Özgürlükler”, diğerinin adı “yargı”. AB ile Türkiye arasında ele alınacak fasıllardan ikisinin başlığı bu.
Bu iki başlığın 26 ve 27 Haziran’da Brüksel’de açılması öngörülüyordu. Gezi eylemleri ile birlikte, AB’nin eleştirisi ve buna dönük Erdoğan’ın “Avrupa Parlamentosu’nu tanımıyorum” sözü ilişkileri son on yılda olmadığı kadar gerginleştiriyor.
26-27 Haziran için taraflar henüz kartlarını masaya koymuş değil. Türkiye, Brüksel’e gidecek mi, AB adı geçen fasılları açmaya yanaşacak mı, epey zor görünüyor.
Gezi eylemleri sırasında orantısız güç kullanımı, hemen arkasından yüzlerce kişinin gözaltına alınması karşısında, hangi “Temel Hak ve Özgürlükler”? Komik.

Bu erteleme yanlış

ÇOK kötü bir rastlantı. Yapılmak isteneni insanların hayatı ile tekzip eden bir rastlantı, onun için çok kötü.
AKP milletvekilleri 14 Haziran günü Meclis’e bir yasa önerisi veriyor. Öneri elliden az çalışanı olan, çok tehlikeli, az tehlikeli ve tehlikeli sınıfta yer alan işletmelerde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğunu bir yıl erteliyor. Neden erteleme, anlamak zor.
Bu öneriden üç gün sonra, 17 Haziran Güllük, Milas. Yedi metre derinlikteki atık su dolu depoya bakım için giren işçiler ile onları merak edip aşağı inen arkadaşlarından oluşan toplam yedi işçi metan gazından zehirlenerek yaşamını yitiriyor.
Çevre Mühendisleri Odası feryat ediyor, iş sağlığı ve iş güvenliği açısından özel ve kamu işletmelerinde gerekli teknik altyapının tamamlanması ve bunların denetlenmesi gerekiyor. Bunlar olmadığı için insanlar ölüyor.
Erteleme önerisi kötü rastlantı, bu ölümlere denk düşüyor. Hemen vazgeçmek gerek.

X