Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gereksiz ve sorumsuz vuruşlar

DACIA Logan reklamında rakip Logan’ı sırrını keşfetmesi için bir ajan gönderiyor. Reklamın sonunda ajan Logan’ı o kadar beğeniyor ki kendine de bir tane alıyor.

Reklamın metni aynen şöyle:

"Logan Başarısının sırrını keşfetmek istediler... Ve en iyiyi gönderdiler...

- Alo, şimdi içerdeyim.

- Beklediğinden daha geniş.

- Şimdi biraz eğelenelim.

- Hızlanma daha iyi.

- Ve yakıt tüketimi düşük.

- Ya motor?

- Motor? Renault.

Bir otomobil hayatınızı değiştirebilir. Dacia Logan Dizel 18.330.Dacia Group Reanult."

Reklam filmi Türkçeye çevrilmemiş, Fransızca dinliyoruz. Alt yazılar Türkçe. Renault ilk defa böyle bir şey yapıyor. Nedeni yabancı film havası verip öykünün etkisini arttırmak, kalite algısını yükseltmek. Doğru mu? Teknik olarak belki. Ama gereksiz.

Reklamlarda Türkçe’ye sahip çıkılmazsa sonumuzu düşünemiyorum...

Türk kadınının ’terbiyesi’ bozuldu

İNTERNETTEKİ yemek sitelerini şöyle bir turladım. Şaşırdım. Kadınlar şokta!

Kuş gribi korkusu nedeniyle yumurta kullanmadan nasıl yemek terbiyeleyecekler bir türlü karar veremiyorlar.

Terbiyeleme olayında çiğ yumurta kullanmak sorun...

"Yoğurt oranını arttırın, limon kullanmayın" diyenler var.

"Unu azaltın, sarmısak oranını düşürün" diyenler var...

Bütün önerileri kulak arkası edip "iki gün de yemek terbiyelemem olur" diyenler çoğunlukta.

Anlayacağınız, kuş gribi sonunda Türk kadınının "terbiyesini" de bozdu...

Puma’nın çuvallaması

TÜRK dizileri rating rekorları kırıyor, Türk sineması şaha kalktı. Hálá Puma dünya çöplüğünden anlaşılması bir o kadar da zor reklamı Türkiye’de yayınlıyor. Fikir iyi. Diyecek bir şey yok. Futbol starı olmak her çocuğun düşü. Bu düş ürün vaadi olarak kullanılabilir. Ama uygulama başka dünyaların insanları için.

Global firmaları uyarıyorum. Türkiye’yi ne idüğü belirsiz reklam filmleri çöplüğüne döndürmeyin. Yerel kültürü önemseyin..Global markalara itirazım yok ama global çuvallamalar beyin kirletiyor.

Tatlıses ortak değilmiş

MERİNOS’a "İbrahim Tatlıses’in ortak olduğu" dedikodusunun ortalarda dolaştığını yazmıştım. Merinos Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu, Gazinatep’ten yanıt gönderdi:

"Merinos Halı ve Merinos Mobilya yüzde 100 Erdemoğlu ailesine aittir. İbrahim Tatlıses sadece yıllardır birlikte çalıştığımız reklam sanatçımız ve dostumuzdur. Söylentilerin İsim benzerliği nedeniyle ortaya çıktığını tahmin ediyoruz. Lütfen bu açıklamayı yapıp, spekülasyonları sonlandırmamıza yardımcı olun."

Erdemoğlu ayrıca, tüm ortaklık dökümanlarını ve ortakların yaşam öykülerini de göndermiş. Erdemoğlu Grubu bünyesinde yapılan ürünler tüketiciye Merinos, Padişah ve Dinarsu markalarıyla sunuluyormuş. İbrahim Erdemoğlu, 1962 Besni doğumlu. KTÜ Fizik Bölümü mezunu...

Erdemoğlu’ndan şimdi de son Merinos Mobilya reklamında ne demek istediklerini bir anlatan bir mektup bekliyorum... Tatlıses damat olduğu için mi kötü koltuğa oturuyor?

Niye bu kadar sığ mesajlı ve kötü prodüksiyonlu bir mobilya reklamı sayın Erdemoğlu? Hedef kitle bundan mı anlıyor?

Saçmalamanın sınırı yok

Bir inşaat ortamı. İşçilerden biri cep telefonuyla konuşuyor. Renault Logancılara inat doğulu İngilizce şivesiyle... Reklam Türkçe alt yazılı:

"- Naber bebeğim nasılsın?

- Yoo sorun değil çay içiyordum..

- Bugün?

- Bugün yeni bir boru sistemi döşedik..

- Sessiz boru?

- İçinden neler geçiyor ama o hiç ses etmiyor..

- Tıpkı ben değil mi?

- Tamam aşkım öptüm her santimetrekareni..

- Hoşça kal."

İki arkadaşı telefonda konuşan işçiyi izliyor. Sonra iç gıcıklayan bir 900’lü hat kadını edasıyla dış ses giriyor:

"Türkiye’nin ilk ses geçirmeyen boru sistemi Silenta... Hakan Plastik’ten, güle güle kullan Türkiye..."

Sonra işçimiz ayakta. Sarı Gelin türküsü çalıyor. Alt yazı Türklişh: "Blondie bride aman..."

Ne diyeyim. İçimden eleştirmek bile gelmiyor. Türk reklamcılığını bu noktaya getirenler utansın! Bir borunun ses geçirmeme özelliği böyle mi anlatılır? Reklam bir dakika, temel özellik üç saniye.. Çok yazık çok... Reklamda boru dışında konuyla ilgili hiçbirşey yok...

İyi ki medya büyütüyor

BAZI iş adamları medyanın kuş gribini büyüttüğünü düşünüyorlarmış. Yanlış!

Henüz kökeni, boyutları, yayılma süreci tam bilinmeyen bir virüsle savaşılıyor, ucunda ölümler var, dolayısıyla yapılan uyarılar, alınacak önlemler "hatayı" sıfırlayacak şekilde olmalı.

Hatayı sıfırlamak?

Uçak şirketiniz olsa uçak bakımlarını % 1 hatayla yaptırır mıydınız?

Düşünsenize havalandırdığınız her yüz uçaktan 1’i düşüyor...

Henüz H5N1 virüsünün kökeni, boyutları, yayılma süreci bilinmediğine göre...

Çocuklarınızın yediği kaç tavuktan birinde kuş gribi virüsü görülmesini istersiniz?

Yüzde bir, binde bir, onbirde bir, milyonda bir, on milyonda bir...

Şu anda markalı tavuklarda, hindilerde, yumurtalardan virüs bulaşma riski sıfır...

Kontrolsüz, açıkta, kendi başına yetiştirilenlerde, diyelim ki, onbinde bir..

Ya çocuklarınıza çıkarsa?

Hálá medyanın abarttığını düşünüyor musunuz?

Altı sigma felsefesi öğrenin...

Yani etkili ve verimli yaşamayı, yönetmeyi...

Öğrenin ki Türkiye’nin de dünya markaları olsun!

NOT: Bazı okurlar, "entegre tesislerde risk sıfırsa niye onların ürettiği tavuklar da itlafı ediliyor" diye soruyorlar. Haklılar ama oralardaki itlafın nedeni kuş gribi değil, talep fazlası. Kanatlı hayvan üretiminde, "talep azaldı üretimi durdurayım" diye frene bastığınızda üretim o gün durmuyor. Çünkü kümeslere hayvanlar çok daha önceden konuyor. ’Altı sigma’yı öğrenmek için kitap önerisi: Herkes İçin Altı Sigma, George Eckes, Medyacat, 2006.

Çekirgelik

<ı>Bazen çoğunluk tüm aptalların aynı tarafta olması demektir

(Claude McDonalds)
X