Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Gerçek uzun yürüyüş

    Hürriyet Haber
    28.10.2003 - 00:00 | Son Güncelleme: 28.10.2003 - 00:01

    ÖZDEMİR İNCE: Diyorlar ki Kemalizm'in ömrü tamamlanmıştır. Gördüğüm kadarıyla Cumhuriyet sanki ebedi bir mahkeme önündetutuluyor.EMRE KONGAR: Türkiye Cumhuriyeti kör topal, hortumcularıyla, üçkağıtçılarıyla, kötü politikacılarıyla hálá yürüyor ve yürüyecek.n Özdemir İnce: Emre istersen öncelikle biz işin merkezine gidelim. Merkez dediğim şu: Gençlik dönemimizde yani 60-70'li yıllarda Atatürk'ün gerçekleştirdiği devrimi ‘‘Burjuva Devrimi’’ olarak adlandırıp daha ileri gidip proleter bir devrim yapmamasını hatta sosyalist ya da komünist bir devlet kurmamasını eleştirdiler.n Emre Kongar: Bunlar 60-70'li yıllardakilerle aynı kişiler.n Öİ:Diyorlar ki Kemalizm'in ömrü tamamlanmıştır. Dolayısıyla Kemalizm şu anda Türkiye'nin modernleşmesine, Avrupa Birliği'ne girmesine, evrensel dünyayı algılamasına engel olmaktadır. Benim gördüğüm kadarıyla Cumhuriyet sanki ebedi bir mahkeme önünde tutuluyor.n EK:Türkiye'de laik ve demokrat olmak bazı çevrelerce kusur, suç olarak kabul ediliyor. Nedeni çok basit; çünkü Türkiye hala rejim sorunlarını çözemedi. 1965-70'lerde ülke nasıl totaliter anlamda komünizme götürülmek için rejim tartışmalarına sürüklendiyse şimdi de dinci anlamda bir totaliter anlayışa götürülmek üzere rejim tartışmaları yapılıyor. Arada çok önemli bir fark var biz her zaman demokrat, çoğulcu, laik, insan haklarına dayalı bir rejimden yanayız ve bunun temellerini de Mustafa Kemal Atatürk'ün attığına inanıyoruz. Peki geçmişte bizi soldan eleştiren arkadaşlar şimdi sağdan eleştiriyorlar. Çok basit birşey oldu: Sovyetler Birliği çöktü. Sovyetler Birliği'nin çöküşü Türkiye'de yanlış algılanıyor.n Öİ:Emre istersen Sovyetler konusuna birazdan gelelim. Az önce çok önemli bir şey söyledin. Dedin ki 1965'ten bu yana Türkiye'de bir rejim tartışması var. 60'lı yıllarda bir grup Türkiye Cumhuriyeti'ni Marxist-Leninist bir yola sokmak istiyordu. 1970'lerin ortalarından itibaren de tam tersine dinci bir devlet yapısının içerisine sokma gayreti var. Ancak düşünüyorum da galiba dünyada Güney Amerika'daki bazı yerler ve bizim dışımızda rejim konusunda tartışma yaşanan ülke yok. Özellikle Avrupa'da herkes anayasa ve kurulu düzen üzerinde mutabık, bu bağlamda sosyal ve ekonomik gelişmelerini tamamlayarak müreffeh olmak istiyorlar. Peki biz Türkiye'de neden hálá rejimi tartışıyoruz. Bu son derece önemli.n EK:Çünkü Türkiye Mustafa Kemal Atatürk'ün sayesinde Aydınlama sürecini yaşamadan aydınlanma devrimini yaşadı ve tarımın egemenliğinden, dinin egemenliğinden, endüstri toplumunun kurumlarının sanki o kurumlar varmışcasına ulaştığı aşamaya sıçratıldı. Ama büyük bir üzüntüyle söylüyorum ki hálá Türkiye'de endüstri toplumunun temel ögeleri olan üretim, teknoloji, işçi, kentli nüfus ve sermaye birikimi gibi tamamlayıcı ve gerekli ögeler tam anlamıyla gelişemedi, yerleşemedi. n Öİ: Köylülük devam ediyor diyorsun.n EK: Köylülük devam ediyor. Köylülük devam ettiği için totaliter din anlayışı da devam ediyor ve bunlar hálá devam ettiği için o söylediğimiz Avrupa ülkelerindeki durmuş oturmuş demokrasi Türkiye'de uygulanamıyor.n Öİ: Peki o zaman şu ortaya çıkıyor: İddia edildiği gibi demokratikleşmeye engel olan cumhuriyet değil köylü sınıfı.n EK: Bu beni gerçekten çok üzen tartışma. Hem mantık hem de bilim dışı. Engel olmayı bırakın Cumhuriyet demokratikleşmenin önünü açan bir sıçrama. Eğer cumhuriyet olmasaydı Türkiye bugün bırakınız laik ve demokratik sosyal hukuk devletini anayasasına yazmayı, şeriatın pençesinde kıvranan ve yalnızca otoriter diktatörlük değil totaliter diktatörlükle yani toplumun bütün bireysel davranışlarını denetleyen bir dinsel rejimin altında inliyor olacaktı. Bu totaliter, dinci, tarım imparatorluğunu sona erdiren ve onun yerine demokrasiye açık, laik ve demokratik sosyal hukuk devleti hedefini anayasasına yazmış ülkeyi kuran Mustafa Kemal Atatürk'tür. Esas itibariyle mantık, bilim ve tarih diyor ki: Her kim ki Mustafa Kemal Atatürk'e ya da Cumhuriyet'e saldırırsa o laik, demokratik sosyal hukuk devletine düşmandır.n Öİ: Peki köylü gibi uygun olmayan malzemeyle bina kurmaya çalışmak doğru mu yanlış mı?n EK: Yapılacak başka bir şey yok. Dolayısıyla bunun doğrusu yanlışı da yok.KÖYLÜYLE DEMOKRASİ FİLAN OLMAZ YA FAŞİZM OLUR YA ŞERİATn Öİ:Bunu şu nedenle söylüyorum, adını vermek istemediğim aklı başında bir kişi, üç beş yıl önce televizyonda yaptığı bir konuşmada Cumhuriyet'i ve devrimleri eleştirirken şöyle dedi: ‘‘Cumhuriyet Harf Devrimi yapmak için halktan izin almamıştır, referendum yapmamıştır.’’ Ağzım açık kaldı.n EK: Bu gericiliğin dik álasıdır. Endüstrileşme süreci ve aydınlanma süreci Osmanlı'da yaşanmadığı için köylü ve dinci imparatorluğun tebaası olan halk totaliterdir. Köylüyle demokrasi falan olmaz. Ya faşizm olur ya şeriat olur. Bazen ikisi birden olur. Mustafa Kemal Atatürk'ün mucizesi bu. Mustafa Kemal uygun olmayan malzemeyle doğru inşaatın temellerini atmış. Büyüklüğü orada.n Öİ:Burada senden bir açıklama yapmanı rica edeceğim. Ben şöyle düşünüyorum, Cumhuriyet'i kurma fikri Atatürk'ün aklına bir gecede gelmemiş. Atatürk dünyayla fevkalade ilgili 18. yüzyıl ansiklopedistlerinden, aydınlanmadan ve de Osmanlı aydınlarından etkileniyor. Yani cumhuriyet öncesinde de cumhuriyeti haber veren girişimler var.n EK:Şunu hatırlayalım. Öncelikle Gerileme Dönemi'nde gerilemeyi ilk farkeden padişahlar. Neden? Çünkü sefere çıkmak istiyor, para yokluğu nedeniyle çıkamıyor. Neden para yok? Çünkü bir önceki seferde yenilinmiş, ganimet toplanamamış. Yenilme nedenimiz ne? Gavurun silahı, teknolojisi bizden iyi. Osmanlı batılılaşmasının tepeden başlamasının sebebi budur. Atatürk bu sürecin bir ürünü olarak geliyor ve İskender'in kördüğümü kesmesi gibi kılıcını vurup, tam bir bilinçle yani yalnızca şimdiye ait değil geleceğe ait bir bilinçle devrimi gerçekleştiriyor. Sen az önce Atatürk'ün Fransız Devrimi'ni çok iyi bildiğini söyledin, ben bir de şunu ekleyeyeyim: Atatürk Sovyet Devrimi'ni de çok iyi biliyordu. Ancak bakıyor hiçbir endüstrileşme filizlenmesi yok, işçi sınıfı yok. Böyle bir toplumla bu tür bir devrim yapmak mümkün değil; bu sebeple Fransız Devrimi modelini biraz da Sovyetler Birliği'nin korkusuyla bilinçli olarak tercih ediyor. Osmanlının kaçırdığı endüstrileşmeyi Cumhuriyet'i kurarak bir sıçramayla yakalamak istiyor. Atatürk'ün dehası bu. Bir şeyi daha hatırlatmakta fayda var, Sovyet Devrimi evet büyük bir devrimdir ama yanlış bir deneyimdir çünkü çökmüştür. Türkiye Cumhuriyeti kör topal, hortumcularıyla, üçkağıtçılarıyla, kötü politikacılarıyla hálá yürüyor ve yürüyecek.n Öİ: Emre senin bu cümlenle konuşma bitti.n EK: Hayır bombayı patlattık şimdi açıklayacağız. ATATÜRK SOVYET DEVRİMİ’NİN YIKILACAĞINI DAHA O ZAMANDAN GÖRDÜn Öİ: Atatürk anılarında ‘‘Biz niçin Bolşevik olamayız?’’ diye tartışır hatta galiba birilerine de bu konuyla ilgili mektup yazar. Der ki ‘‘Bizde Tolstoy, Gorki gibi yazarlar olmadığı için bizde bir entelijansiya yok. İşçi sınıfı yok, entelektüel sınıf yok nasıl sosyal devrim yapabilir ki.’’ Bence Atatürk'ün toplumsal yapılarımızdaki benzerliklere rağmen Sovyet tarzı bir rejimi benimsememesinin bir nedeni de daha o zamandan yıkılacağını görmesiydi. Zaten başka bir konuşmasında da Orta Asya Türki Cumhuriyetleri hakkında böyle bir düşüncesi olduğunu ifade eder.n EK: Bu arada unutma ki devrimi yapan Rusya, Büyük Petro denilen adamın reformlarıyla gelişmiş bir Rusya ve Osmanlı'dan çok daha fazla endüstrileşmiş. Ciddi bir işçi sınıfı var. Dolayısıyla Rus mujiği ile Türk köylüsü arasında belki bir fark yok ama Rus toplumunun endüstrileşme düzeyi ile Türk toplumunun endüstrileşme düzeyi arasında çok fark var. Nitekim Lenin'in özel olarak yetkilendirip Türkiye'ye yolladığı Büyükelçi Aralov'un anılarından da söz edebiliriz. Mustafa Kemal'le ilgili şunu yazıyor: ‘‘Beni aldı savaş siperlerini gezdirdi ve 'Bak Aralov' dedi. 'Siz Bolşevik Devrimi’ni yapabildiniz çünkü sizde işçi sınıfı vardı. Bak bu evlatlarımın hepsi köylü, bunlarla sosyalist devrim falan olmaz olsa olsa yeni bir devlet bir cumhuriyet kurulur.’’ Dolayısıyla Mustafa Kemal'in hem Osmanlı'ya koyduğu teşhis hem de geleceğe yönelik kararları doğrudur kanıtı da Sovyet Devrimi'nin başarısızlıkla sonuçlanması Türk Devrimi'nin hálá devam ediyor olmasıdır. Herkesin unuttuğu bir başka deneyimi daha hatırlayalım. Konuştuğumuz yıllar 1920'li yılların başı. Avrupa'da Hitler çıkıyor. Ciddi bir demokrasi yok. Mustafa Kemal, Hitler ve Mussolini faşizmini de reddediyor. Önünde pek çok yol var. Birinci olarak diyorlar ki: ‘‘Sen halife ol. Çünkü halifelik çok büyük bir siyasi örgütlenme, dolayısıyla bu güç bizde olsun. Halifeliği lağvettiğimize göre TBMM halifelik görevlerini üstlensin sen de TBMM Başkanı olarak Halife'nin görevlerini yüklen. Şahıs olarak değil ama TBMM Başkanı olarak bu görevi yüklen.’’ En kolay yol bu. Üstelik çok etkili de bir yol. Buna hayır diyor. Bu arada Sovyetler Birliği yepyeni bir deneyim yaşıyor üstelik Türkiye'ye de yardım etmişler yani ikinci seçenek Bolşevik olmak. Hayır onu da uygun görmüyor. Üçüncü olarak Avrupa'da yükselen faşizm, Hitler örneği. Mustafa Kemal diğer bir kolay yol olan faşizmi, ‘‘Führer Kemal’’ olmayı da reddediyor. İnanılmaz birşey yapıyor ‘‘Beyler’’ diyor ‘‘Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Ben de bu devletin Cumhurreisiyim.’’ Bu Ataürk'ün sadece müthiş bir tarih bilincine sahip olduğunu değil geleceğe dönük çok gelişmiş bir irdeleme gücünün varlığını da kanıtlıyor.n Öİ: AB ile sıcak temas başladığından beri Atatürkçülük, Kemalizm ve Cumhuriyet tartışma konusu yapılıyor. Cumhuriyet'in temel ilkeleri çağdışı ilkeler midir?n EK: Sevgili Özdemir İnce bu beni gerçekten çıldırtan bir iddiadır. Cumhuriyet'in temel ilkeleri, Atatürk devrimleri, Kemalizm, Atatürkçülük hepsi aynı şeydir. Hepsinin işaret ettiği bir tek hedef vardır. O hedef de çağdaş uygarlık hedefidir ve şu anda Avrupa Birliği olarak görülüyor. Mustafa Kemal'i yaşamasaydık, Cumhuriyet'i kurmasaydık AB'ye aday değil Amerika tarafından işgal edilen Irak olurduk. Sevr'i, Lozan'ı unutmayalım.n Öİ: Öyle bir tablo çiziliyor ki özellikle Özal döneminden bu yana Cumhuriyet ekonomik açıdan başarısız olmuştur, çabalar boşa gitmiştir. Özellikle tek parti dönemi eleştiriliyor ancak buradan yola çıkarak 1923-46 arasını topyakün eleştirenler de var. Bu bağlamda Cumhuriyet başarısız mı kendisine koyduğu hedeflere ulaşamadı mı ya da hangilerine ulaşamadı?n EK: Bir defa Cumhuriyet bu eleştiriler anlamında fevkalade başarılı, o döneme ait rakamlar ortada. Özal, Türkiye'yi 1980'den sonra dışa açabildiyse bu Cumhuriyet'in ekonomik alandaki kazanımlarına dayanarak yapılmıştır. Cumhuriyet bu Soğuk Savaş'tan dolayı demokrasinin temelini oluşturan endüstrileşme sürecini ve bu süreçte üretmesi gereken kentli sınıfı yani işçi sınıfı ve sermaye sınıfını, üretmeye yeterince vakit bulamadan, yeniden dinci ve milliyetçi ideolojilerin saldırısına ve egemenliğine girdiği için demokrasisinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmiş halde işlemesi hedefine varmakta malesef biraz gecikmiştir. Ama bunun nedeni cumhuriyetin temellerinin yanlışlığı değil tam tersi bu temellerden Soğuk Savaş döneminde sapılmış olmasıdır.n Öİ: Son sorumu sorayım. Cumhuriyetin en büyük hedeflerinden biri Türk kadınını en yüksek düzeye çıkarmaktır. Yani kadını bir nesne olmaktan kurtarıp onu özne haline, edilgenlikten çıkarıp çalışan üreten bir etken haline getirmeyi amaçlamıştır. Bütün hatalarına rağmen 1926'da çıkan Türk Medeni Kanunu dünyanın en modern ve kadına en çok özgürlük veren medeni kanundur. Şunu sormak istiyorum cumhuriyet kadını cumhuriyeti gerçekten anladı mı?n EK: Tabii ki anladı. Bir defa şunu tespit edelim. Mustafa Kemal feodal bir toplumdan endüstriyel bir toplum yaratmak istediği için, feodal toplumun en belirgin özelliği erkek ve yaşlı egemenliğine karşı çıktı. Dolayısıyla Cumhuriyet, Türkiye'de kadınların ve gençlerin önünü açan bir devrimdir. Gençlere ve kadınlara karşı pozitif ayrımcılık uygulamıştır. Ne zamanki Soğuk Savaş devreye girmiş, dinci ideolojiler egemenliğini hissettirmeye başlamış, o zaman Atatürk'ün bel bağladığı gençler ve kadınlar kendilerine verilen bu haklardan feragat etmeye başlamışlardır. Bu dönemden itibaren ‘‘Türban modernliktir’’, ‘‘Başörtüsü çağdaşlıktır’’ gibi söylemlerle kadınlarımız oxymoron yani yaşayan ölü gibi bir konuma dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bunlar Soğuk Savaş ürünü olan ve çöken Sovyetler Birliği'nden düş kırıklığına uğramış olup, şimdi köylü faşizmine kayan, totaliter çoğunluk baskısına kayan bir takım yanlış düşüncelerdir.Soğuk savaşta Cumhuriyet'i mahvetmişiz yani 1945'ten 1997'ye kadarn Öİ: Geçmişe dönüp baktığımız zaman demokrasi kavramı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çıktı. Şimdi ben dönüm noktası olan bir yere gelmek istiyorum. Soğuk Savaş kavramı Türkiye'de yalnızca söz olarak var. Soğuk Savaş silahlar yerine casuslarla savaş olarak algılanıyor. Yani Türk sosyolojisinde Soğuk Savaş kavramının içeriği yok. Sen 1945-46 ile 1997 arasındaki 51 yılı Soğuk Savaşın yörüngesinde yaşandığını söylüyorsun. Bunun içine neler giriyor?n EK: Öncelikle taşları yerli yerine oturtalım, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi bilerek yanlış okutuluyor. Bireylere göre okutuluyor. Atatürk Dönemi, İsmet Paşa Dönemi... İşte Atatürk iyiymiş de İsmet Paşa kötüymüş, Menderes demokratmış... İlgisi yok. Menderes demokrasiyi rafa kaldıran adam. 1950'den itibaren demokrat olarak seçildiği 10 yıllık sürede demokrasiyi geliştirseydi şimdi AB üyesiydik. Şu anda AB üyesi olamamamızın en önemli nedenlerinden biri Menderes'in demokrasiyi çöpe atmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nde 1919-1945 Kuruluş Dönemi'dir. 1945-1997 Soğuk Savaş Dönemi, 1997'den günümüze kadar da Soğuk Savaş Sonrası Dönem ya da benim tabirimle İletişim-Bilişim Devrimi Dönemi'dir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Sovyetler Birliği ile ABD arasında dünyayı paylaşma savaşı başladı. Sovyet tehtidinden korkan Türkiye Batı’ya yaklaştı ya da bir anlamda Batı’ya yamandı. Soğuk Savaş 1989'da sona erdi ancak komünizme karşı tüm dünyada yükselen dincilik ve milliyetçilik akımları 1997'ye kadar Türkiye'de etkisini sürdürdü. Yani Türkiye'de Soğuk Savaş 1997'de sona erdi. Türkiye antikomünizme o kadar şartlanmıştı ki Soğuk Savaş bitti, Sovyetler çöktü ama Türkiye bunu farketmedi. Ancak 1997'de MGK'da askerler farketti. Baktılar ki milli güvenlik konseptinde komünist tehlike yok dolayısıyla antikominizme gerek yok.n Öİ: Peki siviller farketmiyor mu?n EK: Farkettiler ama işlerine gelmedi. Görmemezlikten geldiler. 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu'nda milli güvenlik konsepti değişti. Komünizm tehlike olmaktan çıkınca, dinin ve milliyetçiliğin anti komünizm propagandasında kullanılması gerekliliği ortadan kalktı ki bu dönemden itibaren İmam Hatip ve YÖK tartışması ortaya çıktı. 1945'te Soğuk Savaş başlar başlamaz İsmet Paşa malesef kendi başlattığı o güzelim köy enstitülerini kapatıp İlahiyatları açmaya başladı. Arkadan Menderes tamamen bir Soğuk Savaş politikası uygulayarak İmam Hatipleri geliştirdi. Ardından Süleyman Demirel geldi İmam Hatipler arttı. Neden? Çünkü tüm Batı dünyasında din yükselişte. Hatırla biz Ankara'daydık başkentin göbeğinde anti kominist cuma namazları kılınırdı. Öİ: Yani Cumhuriyet'i mahvetmişiz.EK: 1945'ten 1997'ye kadar.Öİ: Yani Soğuk Savaş dönemi Atatürk Cumhuriyeti'nin tahrip edildiği dönem oluyor.EK: Evet. Soğuk Savaş'ı anlamadan ne İmam Hatipleri, ne ilahiyatı, ne şeriatı, ne Uğur Mumcu'nun, Ahmet Taner Kışlalı'nın neden öldürüldüğünü, ne Menderes'i ne de İsmet Paşa'yı anlayabiliriz.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı