Gündem Haberleri

    Gerçek Türkiye Gezi Parkı’ndakiler

    Zeynel Lüle
    23.06.2013 - 00:00 | Son Güncelleme:

    O geceyi anlatırken heyecanlanıyor, zaman zaman ayağa kalkıyor ve sesini yükseltiyor: “Bunlar, uluslararası insan hakları kurallarına aykırı!” Türkiye’ye gelir gelmez Gezi Parkı eylemcilerine destek vermek üzere parka giden ve aynı gün polisin yoğun gaz ve tazyikli sulu müdahalesine maruz kalan Alman Parlamenter Claudia Roth, sığındıkları Divan Oteli’nin içinde yaşadıklarını anlattı.

    Alman Parlamenter Claudia Roth’u, Avrupa Parlamentosu’na ‘yeşil milletvekili’ olarak seçildiğinde tanımıştım. Sene 1987’ydi.
    O, yeşil hareketin içinden gelen bir militandı. Avrupa Parlamentosu’na seçilmeden iki yıl önce ‘Caretta-Caretta’ kaplumbağaları için sırt çantasını kapıp Türkiye’nin Akdeniz bölgesine gitmiş, kumlar üzerinde ‘doğayı koruma’ mücadelesi vermişti. Ve Roth’un Türkiye’ye ilgisi, o sevimli kaplumbağalar sayesinde başlamıştı.
    Avrupa Parlamentosu’nda da yıllarca, Türkiye’nin ‘demokratikleşmesiyle’ ilgili mücadelesini sürdürdü. Bu mücadelesi, çoğu zaman Türk siyasetçileri kızdırdı, öfkelendirdi.
    Öylesine ki, eski bakanlardan Ayvaz Gökdemir, İngiliz Parlamenter Pauline Green, Fransız parlamenter Catherine Lalumière ve Claudia Roth’a ‘Fahişeler’ demiş, Roth ise bu sözleri mahkemeye taşımıştı. Davayı kazandıktan sonra da elde ettiği tazminatı bizzat hayat kadınlarına destek veren derneklere bağışlamıştı.

    ÇİÇEKLİ BAHÇEDEN DEMOKRASİ MEZARLIĞINA

    Gezi Parkı’na yönelik tepkilerin giderek ‘eyleme’ dönüştüğü bir dönemde Claudia Roth’un Türkiye’ye geleceğini duyduğumda, uzun yıllardan beri tanıdığım bu siyasetçinin, eylemcilerle el ele vereceğini, demeçleriyle hem Türkiye hem de dünya kamuoyuna mesajları olacağını tahmin ettim. Ama onun bizzat polis gazı altında kalıp, ‘Gezi mağduru’ olacağını hiç düşünmedim.
    Küçük bir grup, bir akşam yemeğinde bir araya geldiğimizde çok öfkeliydi. “Bu güzel ülkeyi demokrasi mezarlığına çevirdiler” dedi. Roth, yaşadıklarının, gerçek Türkiye olmadığını belirtti ve “Gerçek Türkiye, Gezi Parkı’ndakiler. Gerçek Türkiye, 81 ilde bizim değerlerimizi paylaşanlardır. Ben bu Türkiye’nin tarafındayım. Berlin, Brüksel ve tüm Avrupa ailesi de bu Türkiye’nin yanında olduğunu açıkça dile getiriyor, getirmeli” dedi.
    Ve devam etti: “Demokratik bir Türkiye’nin yanında olduğumuzu göstermek için buradayız. Avrupa’nın Türkiye’ye kapılarını kapatmasını istemiyoruz. Türkiye’nin halen ve her zamankinden daha çok Avrupa’ya ihtiyacı var. Türkiye’nin 80 küsur ilindeki eylemlere katılan insanlar, bizim inandığımız değerleri, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğünü savunuyorlar. Türkiye’de artık yepyeni bir ortam var. İlk kez, mevcut siyasi partilerin yönlendirmesi olmadan halkın sivil toplum ruhuna sahip olduğunu gördük. İşte biz bu Türkiye’den yanayız.”
    Roth, otelinin penceresinden, bahçedeki Türkiye’nin bayrağının renklerini içeren kırmızı-beyaz çiçekleri gördüğünü söyledi ve “İşte o gece yaşananlarla, bu güzel çiçekli bahçeyi demokrasi mezarlığına çevirdiler” dedi.

    MASKE İSTEMEDİM YANILMIŞIM

    O geceyi anlatırken heyecanlanıyor, zaman zaman ayağa kalkıyor ve sesini yükseltiyordu: “Türkiye’ye gelir gelmez (15 Haziran) ilk işim Gezi Parkı’na giderek oradaki kişilerle görüşmek oldu. Park bir festival havasındaydı. Kadınlar, yiyecek ve içecek ikram ediyordu. Hatta içlerinden biri bana gaz maskesi isteyip istemediğimi sordu. ‘Mendilim var, yeterli’ diye güldüm. Ama yanılmışım… Aniden gaz bombalarıyla saldırılar başladı. Büyük bir panik yaşandı. Su sıkıldı. Ama herhalde içinde kimyevi bir madde vardı. Yanmış vücutlar gördüm. Saldırılarda üstelik bilerek insanlar hedef alınıyordu. Divan Oteli’ne sığındık. Oradaki personel herkese canla başla yardım etti. Eylemciler, marşlar, Atatürk posterleri ve bayraklarla, polise adeta ‘Türkiye bizim’ diye haykırdılar”. Roth, beraberindekilerle sığındığı Divan Oteli’ne, polisin girerek biber gazı sıkmasına ise çok öfkeliydi. “Uluslararası insan hakları kuralları var. Yaralı insanlara böyle muamele yapamazsınız. Bu kurala uyulmadı.”

    TÜRKİYE AB’YE GİREMEZ” DEMEK BÜYÜK HATA

    Claudia Roth, bu olaylar sonrası AB’nin Türkiye’ye yönelik tutumu konusunda ise net ifadeler kullandı. “Demokrasi mücadelesi verenlerin yanında yer almak sorumluluğumuzdur. Türkiye’nin Avrupa’ya ait olmadığını söylemek büyük hata ve yıkıcı olur. Çünkü Erdoğan, Türkiye değil. O Türkiye’yi temsil etmiyor. AB’nin yapmaması gereken şey, ‘Türkiye AB’ye giremez’ demektir. Bu şekilde Erdoğan aradığını bulacaktır. Avrupalılar için yeni Türkiye çok önemli. Biz Avrupalılar, ‘daha özgür, daha bağımsız bir yaşam istiyoruz’ diyen gençlerle bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Artık sokaklarda gösteriler, eylemler yapılıyor. Korku bitti. Gösterilere tek bir parti hâkim değil. Taksim Platformu, 130 ayrı gruptan oluşuyor. Mühendisler, doktorlar, sendikalar, yeşilciler vs. Heterojen ve demokratik. Önemli olan bu…”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı