Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gerçek bir entelektüel asker portresi

İDDİA ediyorum Genelkurmay tarihinde dünkü gibi her kesimden medya mensubunun yer aldığı bir ’yıllık değerlendirme’ daha olmamıştır.

Aslına bakarsanız böyle bir iddia için ne yaşım uygun ne de tecrübem.

Fakat dün sabah 10.15’de Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u dinlemek üzere Harp Akademileri Komutanlığı’na girdiğimde gördüğüm manzara gerçekten etkileyiciydi.

Sadece akreditasyon sorunu yaşamış ideolojik olarak çok farklı yerlerde duran gazetecilerin çağrılmış olmasından bahsetmiyorum.

Ama inanın sabah sabah bu renklilik bile içimin açılmasına yetti.

Fehmi Koru-Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen-Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan-Oray Eğin, Ali Bayramoğlu-İsmail Küçükkaya, Ahmet Hakan-Can Dündar... Yok yok.

Aynı masa etrafında zor biraraya gelecekler bir arada.

Dahası sadece siyaset yazarları değil Güngör Uras gibi ekonomi Doğan Hızlan gibi sanat, Ali Saydam gibi iletişim yazarları da oradaydı.

Allah’tan imdadıma güvenlik konularında uzman Ercan Çitlioğlu yetişti.

’Haklısın şimdiye kadar bunca farklı insanı biraraya getiren bir toplantı olmadı’ dedi. Bu güzel tabloda benim gördüğüm bir tek Taraf ve Zaman eksikti!

***

Askeri toplantılarda en çok hoşuma giden şey her şeyin inanılmaz dakik olmasıdır.

Hakikaten de bir basın ordusunun fotoğraf ve görüntü almasından sonra İlker Başbuğ 10.35’de konuşmasına başladı.

İlk sözü biraz önce sağında ve solunda oturan komutanlaraydı: ’Bu toplantıya katılan büyük saygı duyduğum sayın komutanlarım...’

Egenekon davası dolayısıyla haklarında spekülasyonlar üretilen değerli komutanlara Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olarak sahip çıkması önemliydi.

Nitekim güncel konulara girmemekle birlikte bu mesajı çok net verdi.

Dikkat ettim Başbuğ’dan önceki genelkurmay başkanları da oradaydı.

İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Yaşar Büyükanıt.

Fakat bu sıralamada bir genelkurmay başkanının eksikliği dikkat çekti: Hilmi Özkök.

’Herhalde bir mazereti vardır’ diye düşündüm.

***

Saat 12.30’a gelirken Başbuğ normal süresini 10 dakika aşan (bundan dolayı birkaç kez ’affınıza sığınırım’ dedi) yaklaşık 2 saatlik konuşmasını bitirdi.

Merak etmeyin Huntington’dan Weber’e en arka sayfasında 16 adet dipnotu olan 55 sayfalık alabildiğine akademik ve kuşatıcı bir konuşmayı özetlemeye kalkışmayacağım.

Fakat bence Başbuğ hem toplantının düzeni hem de bu kapsamlı konuşmasıyla bir yandan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, ’kırmızı çizgilerini’ yeniden tanımladı diğer yandan çok cesaretli bir tartışmaya zemin açtı. Hiç değilse ben 4 önemli noktayı aktarayım.

***

1-’Sivil-asker’ ilişkilerinde hem haklı olarak ’uzmanlığımıza saygı gösterilsin’ mesajı verdi hem de hukukun içinde ve siyasetçinin sorumluluğunda bir hiyerarşi tarif etti.

2-Demokrasi ile laikliği karşı karşıya getirenlere apaçık ’yanlış yapıyorsunuz’ dedi.

Öyle ki bir genelkurmay başkanının konuşmasında ben, ilk defa bu kadar kapsamlı bir demokrasi vurgusu ve analizi gördüm.

3-’TSK hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır.’ Başbuğ bu cümlenin altını ısrarla çizdi. ’Peygamber Ocağı’ vurgusu yaptığı konuşmada ’gerçek mütedeyyinler’ ile dini ’çıkar amaçlı’ kullananları net ayırdı.

’Dini cemaatlerin sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmek güçtür’ derken, analizlerini Weber’e dayandırdı. Aslına bakarsanız bu konu Avrupa ve Amerika’da da tartışılıyor. Weber’den farklı olarak Esposito ve Touren gibi düşünürler dini cemaatlerin modern dünyada sivil toplum işlevi gördüğünü söylüyor.

4-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının asla etnik temelli olmadığını belirten Başbuğ, Atatürk’ün ’Cumhuriyeti kuran Türkiye halkı’ tanımlamasına özellikle dikkat çekti.

Başbuğ iki saati bulan derinlikli konuşmasında sorunların farkında, analitik bakış açısına sahip, çözümcü, gerçek bir entelektüel asker portresi çizdi.
X