Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gerçeği saklayanlar

<B>BUNDAN </B>bir süre önce, <B>Tansu-Özer Çiller </B>ikilisi adına yayın yapan <B>Öncü </B>isimli bir gazete çıkardı. Ben hayatımda gazeteci ve vatandaş olarak duymadığım yakası açılmadık küfürleri bu gazetede okurdum. Sadece küfür değil, yalan, hakaret, tehdit, şantaj, her şey bu gazetede vardı.

Tansu-Özer Çiller adına yayın yapan bu gazetede, bu ikiliye karşı çıkan, onları eleştiren herkese -karılarına, çocuklarına ve yakınlarına bile- dümdüz gidilirdi. Korkunç ve iğrenç bir şeydi.

Haklarında yüzlerce ceza ve tazminat davası açılmıştı. Ama gazeteyi çıkaranlar ortada yoktu. Tazminata hükmedildikçe gazetenin sahibi görünen şirketin ismini değiştirirler, yerine içi boş bir başka şirket gelir ve böyle Sülün Osman yöntemleriyle para ödemekten kaçınırlardı.

En sonunda pes ettiler. Dayanamadılar. Nisan 1999 seçimlerinde Tansu Hanım halktan nasihat alınca, ‘‘gazete’’ diye çıkardıkları bu káğıt parçasını kapamak zorunda kaldılar.

Arkalarında yüz milyarlarca liralık ödenmemiş tazminat bırakarak!..

Ve Tansu Hanım bu konuyu da vücut çalımıyla -ve kendince- atlatmayı bildi: ‘‘Ben o gazeteyi hiç okumazdım ki, ne yazdığından haberim bile olmazdı.’’ Biz de yuttuk!

* * *

Dinci bir gazete dün yayın hayatına son vermek zorunda kaldı. Birkaç günden beri ‘‘Hortumcular üzerimize geldi, onlarla baş edemedik, paramıza el koydular’’ diye yazıyorlardı. Öyle bir hava verdiler ki, sanki çok büyük haksızlığa uğramışlar! Oysa gerçekler tamamen farklıydı.

Dincilik yapmak, laik rejime sövmek bir yana, bunlar her ilerici insana dümdüz giderlerdi.

Bazen insanları açıktan hedef gösterirler ve o insanlar, Gümüşhane Barosu Başkanı gibi derhal öldürülürdü.

İnsanlara söverler, hakaret ederler, iftira atarlar, binbir yalan yazarlardı.

İşin püf noktası, bunların kapanmasına giden ve okurlarından gizledikleri süreç işte böyle başladı.

* * *

Bunların hakaretine uğrayan yüzlerce, belki binlerce kişi ve kuruluş, tazminat davaları açtı. Bu davalar nedeniyle mahkemeler, büyük tazminatlara hükmetti. Yargıtay bu kararları onadı.

Fakat gelin görün ki, bu ‘‘Müslüman’’ kardeşler işin kolayını bulmuştu!

Tazminatlar birikince gazeteyi çıkaran şirketin adını değiştirip hiç kimseye para ödemezler, kesinleşmiş yargı kararları böylece havada kalırdı.

Sonunda, bunların hakaretine uğrayanların avukatları çözüm yolunu buldu. Bu gazetenin resmi ilan gelirleriyle birlikte gazete dağıtım şirketinden aldıkları paraya hacizler konuldu... Ve bunların gelir kaynağı yasal yoldan kurutuldu.

Bu durumda bağırdılar çağırdılar ama gerçekleri yine saptırdılar.

Kapanmalarının tek nedeni, yukarıda anlattığım olaydır. Şimdi kendilerine sormak gerek:

Yayın hayatına girdiğinizden bu yana hakkınızda kaç tazminat davası açıldı? Kaybettiğiniz tazminat miktarı ne kadardı? Hiç tazminat ödediniz mi? Kesinleşip de ödemediğiniz tazminat miktarı nedir? Bu paraları ödememek için kaç şirket ismi değiştirdiniz?

Bu sorulara asla yanıt veremezler; çünkü ortada ‘‘Müslümanlık’’ adına oynadıkları bir oyun vardı. Aynen Öncü Gazetesi'nin Çiller'ler adına oynadığı oyun gibi.

Söv, küfret, hakaret ve iftira yağdır, hedef göster, yalan yaz, mahkeme kararlarını takma!

Zora girince gazetenin sahibi görünen şirketin adını değiştir, sonra da ‘‘kusura bakmayın abiler, o hakaretleri bizden önceki şirket yapmıştı’’ deyip işin içinden sıyrıl! O şirketler ki, içleri tamamen boş. Bir masa, bir sandalye bile yok!

Gazeteleri dün kapanırken, bütün bu gerçekleri okurlarından gizlediler. Olayı yine saptırdılar.

Şimdi aynı durumda olan bir dinci gazete daha var. Bizim nazlı entel liboş takımını bünyesinde barındıran o gazete de aynı yöntemi uyguluyor. Gazetenin sahibi görünen şirketin ismi değişiyor ve tazminatlardan böyle kurtulmaya çalışıyor.

Fakat onları da aynı akıbet bekliyor.

Dinci gazete dün kapanırken bile, Müslümanlık adına söylenen yalanlardan ve oynanan oyunlardan birine daha tanık olduk. İlginç bir oyundu!

DEVLETİN KÜRDİSTANI

Elimde, Kültür Bakanlığı, TRT, Dışişleri Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı gibi bazı devlet kuruluşlarının katkısıyla düzenlenen Ankara Film Festivali'nin broşürü var. Bir filmin tanıtımı yapılıyor. Küçük bir Kürt kız çocuğu ile yaşlı bir adamın dostluk ilişkisi. Türkçesinde böyle yazıyor. Şimdi İngilizce tanıtımına bakalım:

‘‘...a 5 year old girl from Kürdistan (Kürdistanlı 5 yaşında bir kız)...’’

Bir yabancı yayında Kürdistan sözü geçerse, biri bizim toprağımız için Kürdistan derse tepki veririz. Ama biz, hem de devlet kuruluşları tarafından bastırılan tanıtım broşürlerinin İngilizcesinde bu sözcüğü kullanıyoruz.

Demek ki, Türkiye'nin bir bölümünü artık ‘‘Kürdistan’’ olarak tanımlıyoruz. Oh oh, demokratikleşiyoruz, ne mutlu bize!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI