Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Genişleme startı

Hadi ULUENGİN

Start tabancası patladı. Dün Brüksel'de noktalanan AB Konseyi Kıbrıs'a ek olarak on Doğu ve Orta Avrupa ülkesiyle üyelik müzakerelerini resmen başlattı.

Ancak, sürecin başlaması bu devletlerin otomatik bir takvim çerçevesinde ve yağdan kıl çeker biçimde Topluluk'a dahil olacağı anlamına gelmiyor.

Kıbrıs'ı bir kenara bırakırsak, eski Sovyet Bloku başkentlerinin Birlik'e girebilmeleri için hem bunların kendilerine radikal biçimde çekidüzen vermesi, hem de bizzat Ortak Pazar'ın o oranda radikal dönüşümler uygulaması gerekiyor.

Köprünün altından çok suların akacağı kesinlik taşıyor.

Şimdi yukarıdaki genel durumu inceleyelim.

* * *

HER şeyden önce, istatistik açıdan Topluluk ortalamasına en yakın durumdaki Macaristan ve Çekya dahil istisnasız bütün Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin iktisadi performans ve işleyişleri Brüksel kıstaslarına çok uzak.

Polonya'nın antika demir çelik sektöründen tutun da Litvanya'nın arızalı nükleer santralına kadar aday devletlerin mevcut sosyal dokuyu da sarsacak büyük atılımlara girişmesi üyeliğin olmazsa olmaz şartlarını oluşturuyor.

Kuşkusuz, atılım faturasının belirli bir miktarını Ortak Pazar ödeyecek.

2000 - 2006 yılları için AB bütçesinden bu işe ayrılmış para 21 milyar ECU'ye tekabül ediyor. Oysa, zorunlu reformların devasalığı göz önüne alındığında bu rakkam son derece az. Eski genişlemelere oranla devede kulak kalıyor.

Üstelik, kemer sıkma politikası uygulayan Brüksel parayı bol keseden dağıtmaya niyetli değil. Her aşamada yoğun denetleme gerçekleştirerek ve gıdım gıdım vereceği kredileri bile yalnız ‘‘iyi talebelerin’’ cebine koyacak.

Dolayısıyla, dün başlayan müzakereler büyük ihtimalle uzun bir sürece yayılacak; inişler, çıkışlar, krizler, pazarlıklar aynı süreci biraz daha yavaşlatacak; bugün ön plana çıkmış adayların beklenmedik bir şekilde geride kalması olasılığı her an gündemde duracak ve en önemlisi de, tam üyeliklerin hayata geçebilmesini bizzat Ortak Pazar'ın kendi iç dönüşümleri tayin edecek.

* * *

ÖZELLİKLE Alman dayatması sonucunda genişleme kararı alarak ileriye kaçış siyasetini benimseyen AB öz itibariyle böylesine bir genişlemeye hazır değil.

Hem iktisadi, hem siyasi, hem de yapısal açıdan değil...

İktisadi açıdan hazır değil, çünkü hem işsizliğin tavana vurmasından, hem de tek para birimi ‘‘avro’’nun külfetinden dolayı Topluluk devletlerinin Doğu ve Merkezi Avrupa'ya büyük krediler akıtması zor. Hatta imkansız...

Zira Ortak Pazar'ın bugünkü bütçenin yarısından fazlasını götüren tarım ve bölgesel yardım sübvansiyonları politikasını terketmesi gerekiyor ki, bilhassa güneyli başkentlerin buna kolay kolay he demesi beklenmiyor.

AB genişlemeye siyasi açıdan hazır değil, çünkü yine aynı güneyli ülkeler Almanya'nın Doğu eksenli yaklaşımından huzursuzluk duyuyorlar ve üyeliklerin Bonn'u daha da ağırlıklı kılmasından çekiniyorlar. Yeni dengeler arıyorlar.

Ve nihayet Brüksel genişlemeye yapısal açıdan hiç ama hiç hazır değil, çünkü mevcut on beş temsilciyle dahi işleyişi felç olan Topluluk'un yirmi veya yirmi beş üye edindiği takdirde hareket yeteneğini tamaman yitireceği kesin.

Bu yüzden de AB mekanizmalarının mutlaka ve mutlaka dönüşmesi gerekiyor.

* * *

PEKİ, yukarıdaki çetrefil tabloya ek olarak gerçekleşecek bu mekanizma dönüşümü aslında bizzat Ortak Pazar'ın da dönüşümünü getirmeyecek mi ?

Genişleme hayata geçtiği takdirde AB Avrupa ütopyasının AB'si kalacak mı?

Yeni yapılanma özünde yaygın bir serbest pazara tekabül etmeyecek mi ?

Start tabancası patlamış olsa da bu soruların cevabı henüz belli değil.

Çünkü dün Brüksel'de başlayan koşunun parkur çizimi belli değil...













X