Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Genelkurmay neden açıklamıyor?

Emekli Albay Arif Doğan öyle sözler söylüyor, öyle açıklamalar yapıyor ki inanılacak gibi değil. 32.GÜN’deki sözleri şaşkınlık yarattı. Ya abartıyor ya da doğruyu söylüyor. Tanık olarak da Genelkurmay Başkanlığı’nı gösteriyor. Her konuda açıklama yapan Genelkurmay ise susuyor. Yoksa Doğan’ın anlattıkları doğru mu?

GENELKURMAY ARİF DOĞAN KONUSUNDA NEDEN SUSUYOR?
  
Perşembe akşamki 32. Gün programında, son günlerin sürprizler yaratan tanığı  Emekli Albay Arif Doğan vardı. Bilmem izleme imkanınız oldu mu? Ben ne anlatacağını çok merak ediyordum ve ağzım açık dinledim.
 
Acaba abartıyor mu, yoksa gerçeklerin ta kendisini mi söylüyor, tam çıkaramadım.
 
Eğer siz de izlediniz ve bir fikriniz varsa, bana email  (info@mehmetalibirand.com.tr) gönderin.
 
İnandınız mı, inanmadınız mı, söyleyin.
 
Öylesine müthiş hikayeler dinledim ki, çok şaşırdım.
 
Kendi kendime, Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle olaylar yaşanabilir mi, diye sormadan edemedim.
 
Ancak, karşımdaki insan son derece net konuştu.
 
Tarihler verdi.
 
İsimler verdi.
 
Şimdiye kadar da, ne Genelkurmay Başkanlığı’ndan, ne de Jandarma Komutanlığı’ndan, Arif Doğan’ın söyledikleriyle ilgili hiç bir açıklama yapılmadı. Oysa asker, yalan yanlış bilgileri hemen yalanlar.
 
Sustuklarına göre, acaba doğruluyorlar mı ?
 
Baksanıza, Doğan herşeyin komutanların bilgisi dahilinde yapıldığını iddia ediyor.
 
Tüm gözler Genelkurmay’ın üstünde...

HRANT’A  NİHAYET BİRİ SAHİP ÇIKTI...

Bu hafta en güzel haber, Cumhurbaşkanı’nın Strasboug gezisi sırasında çıktı. Gül, geziye katılan gazetecilerle yaptığı konuşmada, Hrant Dink  cinayetine sahip çıktı. Dosyanın yeniden açılması ve sorumluların cezalandırılması için harekete geçilmesini istedi.
 
Cumhurbaşkanı, bir defa aklına koydu mu, yapar.
 
Uzunca bir süredir, kamu böyle bir çıkış bekliyordu. Aslında, İçişleri Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerekirken, orası derin bir sessizliğe boğuldu. Kimsenin umurunda değilmiş gibi bir hava vardı. Oysa, kamuoyundaki tepkiler her geçen yıl biraz daha artıyordu. Devlet bunu görmedi. Aksine, zaman içinde unutulacağı sanıldı.
 
Şimdi, gerçekten yepyeni bir inceleme gerekiyor.
 
Nedim Şener’in çok doğru şekilde dikkatleri çektiği gibi, eldeki raporlar üzerinden sonuca gidilmemeli. İnceleme sıfırdan başlamalı ve yeni isimler tarafından gerçekleştirilmeli.
 
Dink’i Türk Devleti’nin sorumsuzluğu ölüme mahkum etti.
 
Biri aymazlık etti, diğeri işini takip etmedi, bir başkası da görmezden geldi. “Şu Ermeninin ölmesi, o kadar da üzülecek birşey değil” diyenler bile oldu.
 
Sonuç ortada.
 
Şimdi, devletin bir ayıbının temizlenmesi imkanı doğdu.
 
Cumhurbaşkanı, ondan bekleneni yaptı.

ANITLAR KURULU AKM’Yİ YIKMALI!

Anıtlar Kurulu’nun İnönü Stadı’nın yıkılması için verdiği karar beni çok şaşırttı. Zira bu kurul kadar muhafazakar, bu kadar eski yapıtları koruma ve kollama konusunda titiz davranan başka bir kurul yoktur. Bu kurul, hiç beklenmedik şekilde, 1947 yılından beri İstanbul’un en önemli anıtlarından biri sayılan İnönü Stadı’na yıkım izni verdi.

O İnönü Stadı ki, Amerikan TİME dergisi tarafından, İstanbul’un en değerli anıt binası olarak anılır ve dünyanın en güzel stadları listesinde yer alır. İnönü için yıkım kararının, henüz bilmiyoruz ancak,  mutlaka inandırıcı bir gerekçesi vardır.

Benim merakım, İnönü’ye yıkım kararı veren Anıtlar Kurulu’nun, neden Taksim’deki o felaket AKM’yi korumada tutuğudur.

Doğru değil mi?

Eğer İnönü’nün korunması gerekmiyorsa, AKM’nin haydi haydi korunmaması gerekmez mi?

Üstelik, AKM kadar kullanışsız bir başka yapı da yoktur. Yerine yapılması planlanan bina, hem Taksim’i güzelleştirecek, hem de sanatseverlerin çok ihtiyaç duyduğu bir sanat merkezi yaratacak.

Hadi beyler, bir defa daha düşünün lütfen. Aksi halde, içinizdeki Beşiktaşlıları aramaya başlayacağız.

YAZICIOĞLU’NU DEVLET ÖLDÜRMÜŞ DE FARKINDA DEĞİLİZ
    
Muhsin Yazıcıoğlu, kelimenin tam anlamıyla pisi pisine ölmüş.

Son rapor bunu gösteriyor.
 
Helikopteri düştükten sonra yaşananları okuduğunuzda, tüyleriniz diken diken oluyor.
 
Devlet örgütleri birbirlerine girmişler. Her kafadan bir ses çıkmış. Saatler boyunca yanlış yerlerde aranmış. Boşu boşuna konuşmalar yapılmış.

Sonunda da  Yazıcıoğlu dayanamamış ve mücadeleyi bırakmış.
 
Ne kadar yazık değil mi?
 
Peki, biz neden böylesine beceriksiz bir bürokrasiyi besliyoruz?
 
Bunun hesabı sorulmayacak mı?
 
Bu vurdum duymazlığı kabullenecek miyiz.
 
Büyük Birlik Partisi’ne şimdi son derece önemli bir görev düşüyor. Bu bürokrasiyi didik didik etmeli ve gerçek sorumluların bulunmasını sağlamalılardır. Bu kadarını da yapamazlarsa, kapılarına kilit vurmalılar.

RTÜK BAŞKANI DOĞRU YOLU GÖSTERDİ...

Muhteşem Yüzyıl konusunda en doğru yaklaşımı, RTÜK Başkanı Dursun Davut gösterdi. Bunun bir dizi olduğunu, bir film, bir senaryo olduğunu söyledi.
 
Yani, şikayet edenlere ders verdi.
 
Yani, RTÜK üyelerine de bu şikayetleri öylesine ciddiye alıp, bu tip dizilerin gerçeklerle karıştırılmaması gerektiğini, ceza yağdırılmamasını söyledi.
 
Başkan’ın bu yaklaşımı son derece önemli.
 
Yine şikayetler gelecek, ancak RTÜK üyeleri bu defa daha farklı davranmak isteyecekler. Zira onlar da  her şikayete ceza yağdırmak istemiyorlar.
 
Ne olursa olsun, toplum olarak, gerçek hayat ile sinema ve TV’yi birbirinden ayırmadığımız sürece bu tartışmaları yaşayacağız. Yine de, Dursun Davut bir ilk adım atmış oldu.
 
Bu bile önemli...

2B YASASI  BÜYÜK HAKSIZLIKLARI ÖNLEYECEK

Kim ne derse desin, ben 2B’yi büyük bir memnuniyetle karşıladım.
 
Düşünebiliyor musunuz, adam devlete ait, harika manzaralı bir arazi üstündeki ormanlık bölgeye ev yapmış, sonra yanına bir başkası gelmiş ve bir süre sonra koca bir kasaba ortaya çıkmış.
 
Tabii iş bununla da bitmemiş.
 
Belediye göz yummakla kalmamış, elektrik, su getirmiş . Yollar yapılmış ve sanki normal bir inşaatmış gibi, gecekondulara kat çıkma hakkı dahi vermiş.
 
Ormanlık bölge yok olmuş, kentleşme başlamış.
 
Şimdi devlet geliyor ve “Haydi arkadaş, buraya kaçak inşaat yaptın, devletin hakkını gaspettin, bari parasını ver. Ben de buna karşılık iskan ve oturma izni vereyim.” diyor.
 
Doğrudur, hiç değilse bu çarpıklık devlete gelir şeklinde geri dönmelidir.
 
Kabul ediyorum ama, şimdi başka yerlerdeki ormanlara da saldırı başlayabilir. Oraları korumak da devletin görevi olmalı.
 
Şimdi göreceksiniz, bazı pişkinler para ödememeye kalkacak. Malın üstüne yatmaya kalkacak. İşte buna müsaade etmemek gerekiyor. Eğer ödeyemeyecek durumdaysa, yerini satar ve rahat yaşayabileceği bir yere gider.
 
Bu kadar basit...Artık oy için topraklarımızı peşkeş çekmekten vazgeçelim.

KİTAP KÖŞESİ

TANRI'NIN ENFORMASYONU

Eski başbakanlarımızdan Tansu Çiller'in eşi Özer Uçuran Çiller'in son kitabı “İnfoteizm – Tanrı'nın Enformasyonu” Doğan Kitap'tan çıktı. Özer bey kitabında, inanç, din, evrenin oluşumu ve materyalist düşünceler gibi kavramları açıklıyor. Ayrıca yüzyıllardan bu yana merak içinde olduğumuz varoluşun nasıl gerçekleştiği sorusuna dinsel, felsefi, tarihi ve bilimsel olgular ile birlikte cevap aramaya çalışıyor. Kitap, ilgilileri için çok iyi bir çalışma. Çiller kitabını Şems-i Tebrizi'nin “Aranılan son mertebesi, arayandır” sözleriyle açıklıyor. (0212 373  77 00)
      *
YOLCU

Enis Batur'un son kitabı “Yolcu” Kırmızı Yayınları'ndan çıktı. Batur, kitabını “Bir tür entelektüel otobiyografi denemesi” olarak niteliyor. Yolcu, son derece güzel bir çalışma olmuş. Yazarın dili ve yaklaşımı çok etkileyici. Size kitabın arka kapağından bir alıntı yapayım; Yolcu, “Şiiri, yazıyı, yazmayı, yazını, duruşu ve yer değiştirişi, yerine arayışı ve yitirişi konu edinen” bir çalışma olarak anlatılıyor. Bence okunası bir çalışma. (Kırmızı Yayınları:  0212 253 53 25)

X