Gençlerin gözlerindeki ışık için

YILLARINI eğiteme adamış bir nefer...

Atatürk’ün emaneti cumhuriyetin örnek kadınlarından. Uzun yıllar öğrencilerini çağdaşlık ve uygarlık ışığında yetiştirme yolunda emek vermiş bir duayen... Bu hafta, eğitimci Huldiye Demir ile cumhuriyet, kadın ve eğitim üzerinde söyleştik.

Bir eğitimci gözü ile Cumhuriyet kadınını nerede görüyorsunuz?

Bugün bunu tam olarak tanımlamak çok zor. Çünkü, Atatürk’ten sonra kadınlar üzerine oturmuş bir politika olmadı. Kadınlar, popülist söylemler arasına hep sıkıştı kaldı. Ne yaptılarsa da, hep kendi başlarına yaptılar. Bu süreçte, çok önemli örneklerle gurur duyduk. ’İşte cumhuriyet kadını böyle olur’ dedik. Ancak tam bu anda da, geride kalan, şartların altında ezilen kadınların sessiz, bir o kadar da kulakları sağır eden çığlıklarını hep birlikte duymadık mı? Bence, kadınların çoğunluk anlamında tüm katmanları ile hak ettiği yere gelmesi için daha çok ve bir o kadar da zorlu bir yolu var. Cumhuriyet kadınlığının, cumhuriyet çocukları yetiştirmekle başladığını hiç aklımızdan çıkarmamamız lazım. Tabii ki, burada, kadınlara büyük iş düşüyor. Kadınlar, bu sıfatı özümsemiş ve gereken yerde yani Atatürk’ün Türk kadını için gösterdiği yerde olmak durumunda. Bu nedenle de, mevcut zorluklara rağmen yılmadan mücadele etmek zorunda. Birbiri için de mücadele vermek durumunda. cumhuriyet kadını için ülkemizde kendisini bugünlere getiren Atatürk cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmak işte bu noktada hayati önem taşımaktadır. Tabii unutmadan şunu da belirtmek istiyorum; Ülkemizde sorunlardan biri de, cumhuriyet kadınları ile birlikte cumhuriyet erkeklerinin de sayısının artmasıdır. Çünkü, cumhuriyet kadınlarının ve erkeklerinin giderek arttığı bir Türkiye, o hepimizin özlediği Atatürk’ün cumhuriyetini oluşturabilir. Bu iş, ne sadece cumhuriyet kadınları ile, ne de sadece cumhuriyet erkekleri ile başarılabilir. Herkese ihtiyaç var. Bugün ülkenin geçtiği kritik süreçte buna ne kadar ihtiyacımız olduğu ortada değil mi?

41 yıllık ödüllü eğitimci

İstanbul Yeşilköy’lü olan Huldiye Demir, rahmetli eşi Cemal Demir ile 41 yıl önce geldiği Edremit’te ilk günden bu yana öğretmenlik heyecanını kaybetmeyen ve daha yıllarca da bu azmini kaybetmeyecek bir cumhuriyet öğretmeni. Derece ile mezun olduğu Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulu’ndan bu yana da kimya öğretmenliğini hep gururla yapmıştır. O, Edremit İlçesi’nden çıkıp, TÜBİTAK’ın Türkiye 6 özel ödülünü alan Atatürk’ün laik cumhuriyetinde yaşamaktan gurur duyan bir nefer, dünyaya yine gelse yine öğretmenliği seçecek, her gece hala ertesi güne ders hazırlayan, öğrencilerine ’daha yeni neler verebilirim’ telaşında olan bir eğitimcidir.

KadIn elİnİn hamuruyla deĞİl, zekasIyla çalIŞIyor

Sivil toplum örgütlerinde ve yönetimde kadınlar yeterince temsil edebiliyor mu? Neler yapılmalı?

Eğer zaten bir kadın sivil toplum örgütünde ya da yönetimde yer alabiliyorsa gözle görülür ölçüde bir şeyler yapabilir demektir. Bu kapasitesi de, diğer kadınların önünün açılması ve onlara destek olması anlamında kullanılabilir. Bugün, TÜSİAD gibi ülke için önemli bir yapıda başkan koltuğunda Arzuhan Yalçındağ oturuyor. Yaptıklarına ve kadınların içinde olduğu sivil destek projelerine verdiği samimi destek işte bu düşüncemin en canlı örneklerinden. Siyasette, akademik dünyada, iş dünyasında ve her yerde bugün kadınların sadece ’elinin hamuru’ değil ’zekası’ ile de neler yapabileceği kanıtlanıyor. Fakat, bunu tüm katmanlara yayabilmek için katmanlardaki kadınların gücünü ve yapabileceklerini ’sıkışmış diğerleri’ için seferber etmesi çok hayati.

HER ÖĞRENCİYE AYRI BİR DEĞER OLARAK BAKMALIYIZ

Eğitime yıllarını vermiş birisi olarak yeni meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz nelerdir?

Türkiye’nin önünü açacak en önemli unsur kaliteli birikimli ve her şeyden önemlisi mesleğini, öğrencilerini seven öğretmenlere sahip olmasıdır. Geleceğimizin temelleri, okullardaki öğrencilerimizin, gelecek nesillerimizin nasıl yetiştirileceğine doğrudan bağlı değil mi? Bugün okullar açmakla birlikte o okullarda ne kadar iyi öğretmenler de bulunduğu kritik bir öneme sahip. En iyi okul binaları inşa edebilir, en iyi laboratuvarları açabilir, en lüks okul sıralarını sınıflara yerleştirebilirsiniz. Ancak, o sıralarda işlemeye hazır, öğrenmeye aç tertemiz çocuklara ne verebileceğiniz, bunu mesleğini ne kadar seven öğretmenlerle yapabileceğiniz gerçeği hepimizin karşısında duruyor. Cumhuriyetin kuruluşunda bu hep temel mantık olmuştu. Öğretmenlerin Atatürk’ün çizdiği yolda gelecek nesilleri nasıl yetiştirdiğini hep birlikte gördük. Ama sonrasında üzülerek söylüyorum, öğretmeliğe devlet öyle bir küçümseyerek bakar hale geldi ki, insanlar, ’Çocuğum hiç bir şey olmazsa bari öğretmen oluversin’ der hale geldi. Böyle mi olacaktı? Bugün, terörden, hırsızlıktan, işsizlikten, gerginliklerden, saygısızlıktan ve temelsizlikten yakınırken, acaba geçmişte nesilleri özensiz yetiştirmemizin bunlarda payı yok mu? Doğrudur, bugün öğretmenler bin bir mali ve manevi zorlukla mesleklerini icra etmeye çalışıyor. Ama bugün gösterecekleri fedakarlık ileride öğretmenlerin de kendi çocuklarının da refah içinde yaşayacağı müreffeh bir Türkiye’nin temellerini atacak nesilleri yaratacaktır. Ben 41 yıllık meslek hayatımın tecrübeleri ışığında genç meslektaşlarıma, mesleklerini, öğrencilerini sevmelerini, çocukların mayalarının oluştuğu dönemlerinde her bir öğrencisine birer değer olarak bakmalarını tavsiye ediyorum. Gözlerini öğrencilerin gözlerindeki ışıklardan hiç ayırmasınlar. O ışığı bir tek biz öğretmenler görebilir. Öğretmelik unutulmasın yalnızca, bir şeyler öğretmek değil çocukları topluma faydalı birer birey olarak eğitmekten de geçiyor. Çocuklar, varsın İtalya’da Po ovasını bilmesin. Denklemleri geç öğrensin. Ama ülkesini seven bir kişi ve aidiyet hissine sahip olsun. Bu olunca zaten akademik başarı da gelir. İşte tam burada öğretmenliğin kutsal misyonu da kendini gösteriyor.
Yazarın Tüm Yazıları