Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gelişmiş ekonomilerde eğilimler

Başta Amerika olmak üzere birçok gelişmiş ülke ekonomileri bocalıyor. Küresel düzeyde son otuz yıldır gelişmekte olan ülkeler sorundu. 2000’li yılların ilk on yıllık bölümüne gelişmiş ülkeler damgasını vuruyor.

Enerji fiyatlarının rekorlar kırdığı, gıda fiyatlarındaki artışların durdurulamadığı, dünyanın üreticisi konumuna gelmekte olan Çin’de fiyat artışlarının hızlandığı bir dönemde, geçmişten gelen gevşek para politikalarının da etkisiyle küresel düzeyde bir enflasyon tehdidi yaşanıyor. Tehdit bu aşamada gelişmiş ülkelerde daha fazla hissediliyor. Aslında, şimdiye kadar çok fazla hissedilmemiş olsa da, küresel ekonomilerde arz yönlü bir şok yaşanıyor.

POLİTİKA TEPKİSİ

Amerika
’da bu yıl kendini iyice hissettiren "kredi krizi" her şeyin üzerine tuz biber ekti. Kredi krizinin iki yönlü etkisi olacak gibi görünüyor. Birincisi, varlık fiyatlarının düşme eğilimine girmiş olması. Son altı yıldır Amerika’da yaşanan talep patlamasının önemli bir kaynağı varlık fiyatlarının artması yoluyla yaratılan "servet etkisi" olgusunun tüketime yansımasıydı. Varlık fiyatlarının düşme eğilimine girmesiyle, Amerika’da olumsuz yönde "talep yönlü bir şok" yaşanacak gibi görünmektedir.

Kredi krizinin ikinci etkisi arz üzerine olacaktır. Kredi bulmak zorlaşmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki kredi piyasasında risk iştahı radikal bir biçimde değişmektedir. Kredi darlığı bir başka arz yönlü şok olgusunun kaynağı durumundadır.

Şirketlerin karlılıkları düşmektedir. Yani, şirketlerin öz kaynak yaratabilme kabiliyeti de azalmaktadır. Halbuki, gelişmekte olan ülkelerde tüketim büyümesindeki düşüşün yatırım talebindeki artışla dengeleneceği düşünülmekteydi. Yeni durumda, tüketim eğiliminin yavaşlamasının yanında yatırımların da azalmasıyla bir başka talep yönlü şok yaşanabilecektir.

Bütün bu yaşanabilecek olası sorunlara şimdilik para politikası yoluyla çözümler aranıyor. Halbuki, para politikası bu sorunların hiçbirine deva olabilecek durumda değildir. Aksine, gevşetilen para politikasıyla enflasyonist beklentiler azdırılıyor. Dikkat edilirse, Amerika’da kısa vadeli faizler düştüğü halde, orta-uzun vadeli faizlerde bir kıpırdanma olmadı, hatta biraz arttı. Bu gelişmede enflasyon beklentilerinin oynadığı rol küçümsenemez.

Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) takındığı tavır kısa vadeli faizlerin düşürülmeye devam edeceği izlenimi veriyor. Önce faizleri artırmaktan vazgeçerek durumu idare etmeye çalışan Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) üzerinde faizleri düşürme yönünde baskılar artıyor. Euro’nun değerinin rekorlar kırmasıyla Fransa faizlerin düşmesi için bastırıyor. Bir aşamada, AMB faizleri indirmek durumunda kalabilir. Ama, FED’de faiz indirmeye devam edecek diye beklenmelidir.

HATA CEZASIZ KALMAZ

Kısacası, enflasyonist baskıların arttığı, enflasyon beklentilerinin gevşeyen para politikalarıyla bozulduğu bir dönemde, olumsuz arz ve talep yönlü şoklar gelişmiş ekonomilerde, "düşen ekonomik büyüme ve yükselen enflasyon" olasılığını giderek artırmaktadır.

Gelişen ekonomiler bu sorunu 1970’lerde ağır biçimde yaşamışlardı. O dönemde de, arz yönlü şoklara para politikasını gevşeterek çözüm aranmıştı. Çözümün yanlışlığı anlaşıldığında, gelişen ekonomiler çok yüksek faizlerle yaşamak zorunda kalmışlardı. Yüksek faizler o dönemde gelişmekte olan ekonomileri de vurmuştu.

O dönemden çıkan ders şuydu: para politikasında yapılan hatalar cezasız kalmaz.
X