Gündem Haberleri

    Gelen hiçbir kadını dışarıda bırakmam

    Hürriyet Haber
    27.01.2011 - 00:00 | Son Güncelleme:

    SHÇEK Başkanı İsmail Barış, sığınma evi değil, ‘konuk evi’ diyor ve gerektiğinde otel kapatarak başvuran insanlara yer sağlayacağını söylüyor. Ancak, sorunun büyüklüğünün de farkında: “30 yıl geriden geliyoruz. Şu anda 15 yıl önce gelmemiz gereken noktadayız.” Birleşmiş Milletler ise Avrupa Birliği desteğiyle tam donanımlı yedi sığınma evi yaptırdı.

    “HERHANGİ bir şekilde şiddet görüp de ben sığınmak istiyorum diyen her kadına açık benim kapım ve başvuran her kadını konuk edebilecek durumdayım. Bünyemizde her kadının korunabileceği bir imkân tesis edildi. Bir güçlükle karşılaşan hemen beni arasın.”

    Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Başkanı İsmail Barış bu iddialı sözlerin sahibi. Barış, şiddete maruz kalmış kadınları ve çocuklarını barındırma konusunda iddialı ama Türkiye’nin bu konuda Avrupa ile kıyaslandığında 30 yıl geriden geldiğini söylemekten de çekinmiyor: “Şu anda ancak 15 yıl önce gelmemiz gereken noktadayız.”

    Önce İlk Adım

    Arkasından da bütün Türkiye’de sayıları 150’yi bulan İlk Adım İstasyonları’ndan söz ediyor. “Buraya başvuran her kadın mutlaka bir yere yerleştiriliyor” diyor /images/100/0x0/55eb4ff6f018fbb8f8b92973Barış ve şöyle sürdürüyor sözlerini: “Tabii ki herkesi her yerde konuk edemeyiz. Ama İstanbul’dan başvuran bir kadını diyelim ki, Kocaeli’nde, Kocaeli’ndekini Bursa’da, Bursa’dakini Mardin,’ Mardin’dekini Konya’da koruyabiliyorum. Resmi kadın konuk evlerimizde olduğu gibi, ‘İlk Adım İstasyonları’ adı altında da koruyabiliyorum. Buraya başvuran kadınlarımızı mutlaka bir yere yerleştiriyoruz. Konuk evinde yer yoksa, otele yerleştiriyoruz. Hatta icap ediyorsa otel bile kapatabiliyoruz, o da olmazsa evler kiralıyoruz. Arkasından da konuk evlerine sevkediyoruz.”

    ‘Kıstasım, kendi kızım’

    SHÇEK’ye bağlı 40 Kadın Konuk Evi mevcut. İsmail Barış, 2011 bütçesinde 50 yeni konuk evi öngörüldüğünü, ancak kendilerinin 75’i aşacaklarını düşünüyor. Almanya’da 499, İspanya’da 293 kadın sığınma evi bulunduğu düşünülürse, bu sayılar yine de çok az. Kıstasının kendi kızı veya gelini olduğunu söyleyen Barış, “Benim kızım ve gelinim dayak yemiş olarak gelse ne hissederdim diye düşünüp empati yapıyorum ve bunun nasıl büyük bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha anlıyorum” diyor ve asıl çarpıcı projesinden söz ediyor:/images/100/0x0/55eb4ff6f018fbb8f8b92975

    “Alınması gereken çok mesafe var elbette. Ancak bence en ideali stüdyo evler uygulaması. Kadının ailesine gitme imkânı yok, kocasına dönmesi mümkün değil. Meslek sahibi olduktan sonra ayaklarının üzerinde durabilecek konuma gelene kadar kendilerine stüdyo evler tahsis etmeyi planlıyoruz. Bir veya iki yıl burada kalabilecek bu insanlar. TOKİ ile bunun için anlaştık. Bize stüdyo evler yapacak. İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Ankara’da örnekleri var bunun. Amacımız kısa sürede yaygınlaştırmak.”

    Kadınlar memnun

    Durumu yerinde görmek için soluğu SHÇEK’ye bağlı bir Kadın Konuk Evi’nde alıyoruz. Hakikaten konuk evi gibi bir bina çıkıyor karşımıza. Psikologlar, danışmanlar, sağlık görevlileri, rehberler. Çocuk karyolalarından battaniyelere kadar her şey neredeyse yeni. Kalan kadınlar da son derece memnun durumdan. Öyle ki, uluslararası bir nitelik bile kazanmış ziyaret ettiğimiz sığınma evi. Orta Asya’dan, Orta Doğu’dan kalkıp gelmiş ve bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile evlenme veya birlikte olma hatasına düşmüş insanlar bu konuklar.

    Tek eksik kreş

    Konuk Evi yöneticisi Ebrû, kendilerine gelen kadınları ve çocukları en iyi koşullarda barındırmaya, arkasından da iş sahibi yapmaya çalıştıklarını söylüyor. Gerek çocuklar, gerekse kadınlar için grup terapisi yaptıklarını, insanların topluma kazandırılması işin çabaladıklarını ekliyor sonra. Konuk Evi’nin en önemli eksikliği, bağımsız bir kreşe sahip olmaması. “O kadar çocuğumuz yok, çocuk sayısı artınca, katlardan birisini kreş haline getireceğiz” diyerek bu eksikliğin farkında olduklarını hatırlatıyor Ebrû.

    İstanbul’a dönerken, SHÇEK Müdürü İsmail Barış’ın aktardığı sorunlar da zihnimizde dönüp duruyor. “İsrail’de 13 bin sosyal hizmet uzmanı var, biz de ise sadece üç bin tane. Düşünün ki, 1961’den 2000’e kadar 33 öğrenci bu konuda doktora yapmış. Artık nüfusa da siz oranlayın. Ama eksiği gediği sayarak sorumluluktan kaçmıyoruz. Bütçemiz üç yılda 30 kat arttı. Şikâyet yerine iş üretiyoruz...”

    Birleşmiş Milletler 7 sığınma evi yaptı

    BİRLEŞMİŞ Milletler (BM) Nüfus Programı Koordinatörü Meltem Ağduk, Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son Kampanyası’na da aktif olarak katılmış bir isim. Diyanet’te imamlara verilen eğitimlere de aktif olarak katılıyor. Ağduk’un söylediklerinden önemli bölümler:

    - Ben biraz bardağın dolu tarafını görenlerdenim. Bir arkadaşım şöyle bir şey söylemişti: ‘Kadın Hareketi 30 yıl önce mısırları tencereye atmıştı, 30 yıl sonra mısırlar patlamaya başladı.’ Gerçekten de böyle, özellikle son altı-yedi yılda duyarlılıkta inanılmaz bir artış var. Son yıllarda şiddet artmış gibi görünüyor ama bence şiddet değil, farkındalık arttı ve kadınlar konuşmaya başladı. Polis 2006’dan bu yana bu konuya çok fazla eğildi, eğitildi ve eğitilmeye devam ediyor. Dört yıl içinde emniyet içinde bir aile içi şiddetle mücadele birimi kurulması konusu tartışılıyor ve kurulma aşamasında.

    Sekiz diye yola çıktık

    - BM’nin sekiz Kadın Sığınma Evi projesi Kasım sonu itibariyle bitti. Bu proje üç ana bölümü olan bir projeydi. Birinci bölümü sığınma evi inşaatlarıydı, ikinci bölüm sığınma evlerinin tefrişi ve son bölüm de kapasite geliştirme. Biz Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu olarak bu son bölümden sorumluyduk. Proje AB fonu ile gerçekleştirildi. Bizim bölümde bir problem yaşanmadı ve tüm görevler tamamlandı fakat inşaat kısmında birçok problem yaşandı ve normalde başlaması gereken inşaatlar neredeyse bir-bir buçuk yıl gecikmeli başladı. Sonuçta İstanbul Zeytinburnu’nda yapılacak sığınma evi arsa problemi yüzünden yapılamadı. Sekiz sığınma evi diye yola çıkan proje maalesef yedide kaldı.

    Hürriyet’in katkısı büyük

    - Şunun altını çizmem gerek, bu bir zihniyet meselesi, ataerkil zihniyetle savaşarak davranış değişikliği yapmaya çalışıyoruz. Bu da uzun zaman alacak bir süreç ama bence Türkiye’de bu işler diğer ülkelere göre çok daha da hızlı yol alıyor. 40 bin polis, 75 bin sağlık personeli, 100 bin din görevlisi, tüm aile mahkemesi hâkimleri ve bir o kadar savcı 2015 yılına kadar eğitiliyor. Bunlar önemli sayılar. Tabii Hürriyet’in kampanyasının da görünürlükte önemli katkı sağladığının altını mutlaka çizmeliyim.

    BİTTİ
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı