"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Gel de şu sosyal medyanın gücüne inanma

CİHANGİR’de renksiz olan merdivenler gökkuşağı renklerine boyanıyor. Bir anda mahalleye canlılık geliyor. Merdivenler buluşma noktası oluyor, adreslerin yeri değişiyor, yeni evlenenler fotoğraf çekmek için burayı tercih ediyor. Bugüne kadar kimsenin dikkatini çekmediği, sıradan merdivenler bir anda popüler oluyor. Çekilen fotoğraflar paylaşıldıkça; Cihangir’in bu renkli görüntülerini herkes bilir hale geliyor.
Bir sabah mahalleli kalkıyor ki...
Merdivenler eski halini almış, yani griye boyanmış buluyorlar.
Ve bir mesajla sosyal medya dünyasına bırakılıyor.
Bir anda yüz binler bu notu paylaşıyor.
Ne Suriye, ne Mısır; Türkiye’nin gündemi bir anda Cihangir’in merdivenleri oluyor.
Belediye “Biz yapmadık, araştırıyoruz” diyor.
Ama kimseyi tatmin edemiyor.
Elbette, her konuda olduğu gibi Türkiye ikiye bölünüyor.
“Gri...” diyenler, “Hayatın rengi...” diyenler...
Ama mahalleli ve Türkiye sabah bir kalkıyor ki, merdivenler yeniden boyanmış.
Eski haline benzemiyor, eski renk uyumu, eski canlılık yok ama...
Boyanmış işte...
Gel de şu sosyal medyanın gücüne inanma...


Alsancak’ın siloları da çok tartışılmıştı

CİHANGİR’de boyanan merdivenler tartışması bana Ahmet Piriştina’nın Alsancak’taki Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silolarını boyama fikrini hatırlattı. Hiç unutmuyorum, 2000 yılıydı. Piriştina, dönemin İzbeton Genel Müdürü Hüsamettin Ender ile gazeteye gelmiş, elindeki dosyayı masanın üzerine “Bakalım beğenecek misiniz?” diye bırakmıştı.

Gel de şu sosyal medyanın gücüne inanma

Dosyada Türkiye’nin en ünlü ressamlarından, Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adem Genç’in silolar için önerdiği çizimler vardı. Bazıları pastel renklerle boyanmış, bazıları da bir gökkuşağı gibi tasarlanmıştı.
Çaylarımızı içerken, Hürriyet Ege’nin yazı işleri bir öneri ortaya attı.
“Bir kampanya yapalım, halkın fikrini soralım” dedik. Piriştina da bize destek verdi. Ertesi gün kampanyaya başladık, okuyucular fakslarla, telefonlarla, maillerle bize ulaştı. Herkes fikrini söyledi.
Elbette, zevkler ve renkler tartışılmaz.
Kimisi “şu renkler olsun”, kimisi “çok beğendik”, kimisi “sadece silolar değil, kentin farklı yerlerinde de bu tasarımlar olsun” dedi.
Kimileri de “İstemeyiz, istemiyoruz” dediler, her zaman olduğu gibi “istemezükçü” olduklarını ortaya koydular.
Kampanyayı bitirdik, çoğunluk siloların boyanması fikrinin çok orijinal bulduklarını, kente çok yakışacağını, bir an önce yapılması gerektiğini söylüyordu.
Ahmet Piriştina, bir sabah basın toplantısı yaptı.
Ve dedi ki...
“Alsancak girişi, gökkuşağının tüm renklerini yansıtacak silolar, tarihi binalar ve yeşil dokusuyla İzmir’in çehresinin değişiminde köşe taşı olacak...”
Silolar boyandı, gökkuşağı gibi oldu.
Fena mı oldu?
Soruyorum size...
Her gün önünden geçtiğimiz o gri, o cansız, kentin tam göbeğindeki o uzun yapı boyandı da kötü mü oldu?

Twettlerden

BOYA tartışması sosyal medyaya da ayrı bir renk kattı.
İzmir Kalkınma Ajansı Kalkınma Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu, şöyle demiş:
“Her isteyen, her yeri boyayabilir mi? Belediyeden izin almadan, İzmir Saat Kulesi’ni rengarenk boyasam olur mu? Merdiven boya işi baştan yanlış!” demiş önce...
Çok haklı...
Sonra bir tweet daha atmış.
“Boyamaya, rengarenk olmaya karşı değilim. Ama kamusal alanda, her işin bir prosedürü var! İzin al boya... İzin alma, evini rengarenk boya!”
Çok haklı...
Yüz kere haklı, bin kere haklı...
Ama Kemal abi, çok da güzel olamamış mı, çok da renkli olmamış mı, çok da farklı olmamış mı?
Biliyorum, herkes aklına geleni yapsa, kaos olur.
Ama yapmıyorlar ki...
Gride ısrar ediyorlar, renksiz olmayı sürdürüyorlar, farklı olmaya izin vermiyorlar.
Aynı şeyleri düşünüyoruz.
Kaos olmasın...
Ama hayatımız da gri olmasın.

GÜLÜMSEYİN

CİHANGİR’de merdivenin boyanması, palalı arkadaşımızın serbest bırakılması...
Ve daha buna benzer, düşündüren, tartışılan birçok olay...
Her seferinde aklıma Sezen Aksu’nun o şarkısı geliyor.
“Gülümse hadi gülümse... Bulutlar gitsin yoksa ben nasıl yenilenirim, hadi gülümse... Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda... İklim değişir, Akdeniz olur. Gülümse...”
Gülümseyin...
Bir gün bir film gelir, bakarsınız sizin hayatınız da gökkuşağı gibi rengarenk olur.

X