Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gel de nasıl gelirsen gel

TÜRKİYE’deki bankacılık sisteminde bir güven bunalımı yok. Buna karşılık, Avrupa ve Amerika’da finans kurumlarına karşı ciddi bir güvensizlik oluştu. Güvensizlik, hem kurumların birbirine karşı hem de mevduat müşterilerinin finansal kurumlara karşı söz konusu.

Önümüzdeki dönemde, küresel düzeyde ve Türkiye ekonomisine yönelik olarak döviz bolluğunun biteceği tahmin ediliyor. Önlem olarak da, Avrupa’daki bankacılık sistemine güvensizlik duyan yurtdışındaki mevduat müşterilerinin Türkiye’ye çekilebilmesinin yolları aranıyor. Aranırken, ileride Türkiye’yi zor durumda bırakabilecek bazı unsurlar göz ardı ediliyor. "Kaş yapmaya çalışırken, göz çıkarma" durumu yaratılıyor.

ÖNLEMLER

Dövize sıkışıldığı dönemlerde ya da kaynak arayışının yoğunlaştığı dönemlerde aklımıza birkaç şey geliyor. Birincisi, yurtdışında oturan vatandaşlarımızın birikimlerini Türkiye’ye çekmek. 1970’li yılların ikinci yarısında bu girişim başladı. Kriz dönemlerinde önemi arttı. Otuz yıllık deneyimi gözden geçirdiğimizde, yurtdışındaki vatandaşlarımızın buraya kara kaşımız, kara gözümüz için birikimlerini göndermediğini görüyoruz.

Piyasanın çok üzerinde faiz verince yurtdışındaki birikimlerin bir bölümü geliyor. Buraya gelen birikimler yurtdışındaki vergi otoritelerinden saklanınca, vatandaşlarımız faiz gelirlerini beyan etmek zorunluluğu da hissetmiyorlar. Dolayısıyla, Türkiye’ye birikimlerini göndermek yurtdışındaki vatandaşlarımız açısından daha da cazip oluyor. Ama, Türkiye’ye yurtdışından gönderilen birikimler toplam içinde yine de çok küçük kalıyor.

Olağanüstü dönemlerde akla gelen bir başka önlem, devletin altın sertifikaları ihracı yoluyla vatandaşların ellerindeki altınları toplamak, toplanan altınları satmak ve döviz elde etmek. Vatandaşlar kağıt parçasını altına tercih ettiklerinden 1990’lı yıllarda yeniden gündeme gelen bu proje de hiçbir zaman hayata geçirilemedi.

PANİKLİYOR MUYUZ?

Son yıllarda kara paranın aklanmasını önlemeye yönelik uluslararası denetim çok sıkılaştırıldı. Uzun yıllar direndiysek de, biz de istemeyerek bazı önlemleri devreye sokmak zorunda kaldık. Şimdi, kör-topal bazı uygulamaları başlattık. Son yıllarda, kara paranın aklanmasını önlemeye yönelik gündeme getirilen uygulamaları denetleme ve düzenleme konumundaki MASAK (Maliye Bakanlığı’na bağlı mali suçları araştırma kurulu başkanlığı) özellikle finansal kurumlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Uluslararası düzeyde öyle bir hava yaratıldı ki, kara para ile yeterince mücadele etmeyen ülkeler uluslararası terörizmi desteklemekle suçlanmaya başlandı.

Bu şartlarda, yurtdışından gelebilecek mevduatları MASAK kuralları çerçevesinde incelenmeden Türkiye’deki bankaların (bavullarla) kabul etmesi birkaç açıdan sırıtacaktır. Birincisi, dünyada kara para oldukça fazladır. Türkiye gözlerini kapatarak böyle paralara kapısını açarsa, vatandaşların emekleriyle kazandıkları birikimlerden çok, uyuşturucu ve terör paraları (kara para) gelebilir. Vatandaşlarımız bilmeyerek buna alet olabilirler. Türkiye uluslararası düzeyde çok zor durumlarda kalır. Bunun neden olabileceği maliyetlerin altından kalkmak çok zor olabilir.

MASAK Türkiye’de oturanların finansal işlemlerini kara para açısından sıkı bir biçimde denetlerken, yurtdışından aynı kurumlara gelen paralara farklı bakacak. Türkiye açıkça yurtdışından kara para avlamaya çalışan bir görüntü verecek. Bu yaklaşım, MASAK gibi bir kurumun oluşumuna yıllarca gösterdiğimiz dirençten daha da kötü.

"Gel de, nasıl gelirsen gel" yaklaşımı bu yolla gelecek paraların vereceği kısa dönemli rahatlığın çok üzerinde rahatsızlık yaratacaktır. Tüm bunların üzerine, kara para mevzuatını hiçe sayan bir yaklaşımla paniklediğimiz görüntüsü vereceğiz.
X