"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Gel de Antalya’yı hatırlayıp kıskanma!

SOĞUK savaş yıllarının en çok tekrarlanan tekerlemelerinden biri de “Rusların sıcak denizlere inme isteği” idi.

Türkiye’deki antikomünist propagandanın iç mantığına uygun bir tezdi. “Ruslar sıcak denizlere ineceklerse, nereden geçecekler?” sorusunun yanıtı, Amerikancı politikaların da temelini oluşturuyordu.


Aradan yıllar geçti, Sovyetler Birliği tarihe karıştı ve şimdi görüyorum ki Ruslar yine akın akın “sıcak denizlere” koşuyorlar.
Dubai’de kaldığım otelde en çok konuşulan dil Rusça.


İki ay önce Antalya’da kaldığım tatil köyünde de aynı durum geçerliydi. Demek ki “sıcak denizler” özlemi mevsim şartlarına göre giderek daha güneye kayıyor!

Japonlar nasıl fotoğraf çekme meraklısı ise, Ruslar da fotoğraf çektirme meraklısı.


Otelde en çok işi yapan, elinde kamera ile bahçede ve havuz kenarında gezinip fotoğraf çekenler gibi görünüyor.


Ayrıca her Rus ailesinde de bir fotoğraf makinesi var. Ve ağaçların altında, havuzun başında, barın köşesinde, lokantanın terasında, golf arabalarının direksiyonunda, aklınıza gelebilecek her yerde fotoğraf çektiriyorlar. Bitmek bilmez bir deklanşör şakırtısı içinde yaşıyorsunuz.


Bu otelde en ucuz oda 650 dolardan başlıyor. Her ailenin en az iki oda tutması gerektiğini, odalara konulan iki şişe su haricindeki her şeyin (kahvaltı, yemek, içki vs.) oldukça cüretli fiyatlar ile “ekstra” olarak satıldığını da düşünürseniz, burada bir tatil için servet gerekiyor.


Bizim güzelim Antalya, “her şey dahil” ile bu lüksün aynısını, aynı insanlara neredeyse onda bir fiyatına satarken, gel de kıskanma!


Denizi deniz değil, kumu kuma benzemiyor, ama oteller tümüyle dolu, deve yüküyle de hesap ödeniyor üstelik!


Bir yerde yanlış bir şeyler yaptığımız kesin ama düzeltecek bir “ortak akıl” ne yazık ki bir türlü ortaya çıkamıyor!

 

Marinada eksik olan şey

 

DUBAİ’de kaldığım otelin önünde bir “marina” var. Her sabah perdemi açtığımda önce marinayı görüyorum.


İlk günden beri o manzarada bir eksiklik hissediyor, ama neyin eksik olduğunu bir türlü çıkartamıyordum
.


Yanıtımı dün sabah buldum: Bu marinada boyları 25 metrenin üzerinde bir sürü motor yat var. Daha küçüklerini de yan yana ayrı bir yere bağlamışlar. Ama bir tek yelkenli tekne yok!


Manzarada eksik olanın o yelkenlilerin direkleri olduğunu fark ettim. Bir marinayı uzaktan baktığınızda göz alıcı hale getiren şey teknelerin direkleridir aslında.

Yüzlerce direk, üzerlerinde ipler, halatlar! Onların belli belirsiz sallanışının yarattığı atmosfer sizi içine doğru çeker.


Bu marinada bir tek direk yok! Onun için de tıklım tıkış olan marina, boş gibi görünüyor.
Boşluk hissi, aslında bu eksiklikten kaynaklanıyor.


Bunun ülkenin denizcilik kültürü ile bir ilgisi var mıdır diye düşündüm, böyle bir şey olabilmesi olanaksız. Dizel ya da benzin motorlu teknelerin icadının geçmişi ne ki?


Sorun denizcilik kültüründen ziyade “ülkenin kültürü” ile ilgili olmalı. Sonradan kazanılmış büyük paraların şişirdiği egoları ancak böyle pahalı oyuncaklar tatmin edebiliyor sanıyorum.

 

Galiba balon sönüyor

 

PAKİSTAN’dan yeni gelmiş acemi bir taksi şoförünün eline düşünce, bir lokantayı bulmak için bütün Dubai’yi gece vakti dolaşmak zorunda kaldım.


Devasa kuleler, duvarların arkasındaki villaların oluşturduğu kent, gece olunca gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor diye düşünüyorum
. Aradaki farkı yaratan şey “ışıklar”. Gündüz, hangi binada insan yaşıyor, anlayabilmek mümkün değil. Ama gece olup da apartmanlardaki dairelerin, villaların ışıkları yanınca gerçek tablo ortaya çıkıyor!


Şunu söyleyebilirim: Bitmiş büyük binaların neredeyse onda sekizi boş. Villalar için durum daha da vahim görünüyor. Eğer bu evlerin sakinleri bütün geceyi sokaklarda gezerek geçirmiyorlarsa oralarda yaşayan insanların sayısı da bir hayli az.


İnşaatı süren
binalar ise ışıl ışıl parlıyor! Güzel görünsün diye değil elbette, işçiler rahat çalışsın diye olmalı. Çünkü kenti ışıkla süslemek fikrinde olsalardı, bitmiş binalardaki katların ışıklarını da gece olunca yakarlardı. Yapılan iş merkezlerine, bütün bu Arap yarımadasında yaşayanları toplayıp, doldursak yine de boş yer kalacakmış gibi bir görüntü var.


Bu ülkenin ekonomisi ile ilgili ayrıntılı bilgim yok, sizi yanıltmak istemem. Ama öyle görünüyor ki dünyayı büyük bir ekonomik krizin içine sokan zihniyet sayesinde burada büyük bir ekonomik patlama yaşanmış ve ama şimdi balon yavaş yavaş sönüyor!


Bitmiş binaların neredeyse tümünün karanlıklar içinde olması bana bunu düşündürttü. 

X