Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Geçti bayram haftası, başlamasın seçim kavgası!

Cüneyt ÜLSEVER

Mübarek Ramazan Bayramı münasebeti ile uzun bir bayram haftası yaşadık. Haliyle böyle bir hafta atalet ve hoşgörüyle öne çıkardı. Bugün hepimiz işlerimizin başına dönüyoruz. Hırgür yeniden başlayacak ve büyük bir ihtimalle yeniden gerilen sinirler artık ruhumuza işleyen çekişmelere bir kez daha davetiye çıkaracak.

Bu hafta ile birlikte seçim havasına da iyiden iyiye giriyoruz!

Seçimler haliyle bir yarış ve her yarış da gerginlik demek!

Ancak 18 Nisan seçimlerinin olası gerginlikler açısından ayrı bir özelliği var. Bu seçim, adına 28 Şubat süreci dediğimiz bir müdahale ortamından sonra yapılacak ilk seçim! Eğri oturup doğru konuşalım, bu süreçte, ama postmodern bir yöntemle, ama yarı darbe ile milli iradeye müdahale edildi. Bazı partiler -birisi kapatıldı-, bazı siyasiler ve hatta vatandaşların bir bölümü haklarına müdahale edilen, iradelerine ipotek konulan bir dönem yaşadılar, hâlâ da yaşıyorlar.

* * *

Hepimizin beklentisi Türkiye'nin 18 Nisan ile yeniden normal bir ülke haline gelmesi ve herkesin sade ve eşit birer vatandaş olarak yaşadığı bir ülkeye kavuşmak!

Doğal olarak, 28 Şubat döneminde dışlanan siyasi partiler ve taraftarları, başta Fazilet ve DYP olmak üzere, seçim programlarında demokrasiyi sahiplenecekler ve diğer partileri bu dönemdeki tavırları nedeni ile devlet partileri olmakla suçlayacaklar. Hatta bu suçlamalardan bazı medya, iş çevreleri ve işçi sendikaları da nasiplerini alacaklar.

Ben ilk gününden beri 28 Şubat sürecinin dayatmacı ve demokrasi dışı uygulamalarına karşı oldum. Bu bağlamda da bu ülkede siyasi ve sosyal boyutları ile örülmüş bir liberal demokrasiye omuz veren herkese destek olmaya hazırım.

Ancak bir uyarım ve bir önerim var!

Lütfen, bu seçimlerde hiçbir siyasi parti ve vatandaş kendisini sütten çıkmış ak kaşık zannetmesin! Demokrasimiz 28 Şubat sürecinde 3.5'uncu defa bir ‘‘kaza’’ yaşadı ise bu esasında demokrasiden topyekûn nasibimizi alamadığımızın göstergesidir. Herkes elini vicdanına koysun ve ‘‘sosyal genlerine’’ demokrasinin ne kadar yerleştiğine kişisel bir karar versin!

* * *

Herkesin kendisine ait bir ‘‘demokrasisinin’’ olduğu bir ülkede yaşamıyor muyuz?

Laikler, ‘‘çağdaşlaşma’’ taleplerinde ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, vatandaşlarının bir bölümünün, hem de önemli bölümünün, kültürel kimliğini inkâr, anayasal haklarını gözardı ederek nasıl ‘‘muassır medeniyetler’’ seviyesine ulaşabileceğimizi sorgulasınlar.

İslamcılar, ne kadar gadre uğramış olsalar, ne kadar kastetmeseler dahi, niye bu ülkenin kahir ekseriyetini, gelecek ile ilgili olarak ve hatta muhayyel bile olsa, ‘‘korkuttuklarını’’ oturup bir irdelesinler. Haksız olsa bile 28 Şubat'ın meşruiyetini nereden aldığını kendilerine sorsunlar. Üstelik, akıl ve izan sahibi her İslamcı, bu ülkenin geleceği ile ilgili hangi ‘‘projeye’’ sahip olduğunu önce kendi vicdanına anlatsın.

Dilerim, ileride 18 Nisan seçimleri, 28 Şubat sürecini, ‘‘her mihnetten bir nimet doğar’’ şiarı ile hatırlatır!

Çarşamba günü ‘‘özeleştiri’’ açısından siyasi partileri irdeleyeceğim.



X