« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Gece yarısı duaları

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Huysuz İHTİYARDün gece, tam uykuya dalarken kulağıma mırıl mırıl sesler gelmeye başladı. Tek gözümü aralayıp başucumdaki radyoya baktım, kapalıydı. Yastığı kaldırdım, ama altında kimsecikler yoktu. Tamam dedim kendi kendime... Bir gün hoplatacağın belliydi. Eskiden uyanıkken sadece hayal görüyordun, artık, gaipten sesler de duymaya başladın. Biraz daha dikkatli dinledim, birileri dua ediyordu. İnce sesli bir adam Allah'a yakarıyordu.‘‘Allah'ım bizim ihaleye taş koyan o müsteşarın belasını ver. Herif 2 milyon dolar komisyonu beğenmedi. Ne olur, bizim ihale işine bakan bey, hıı desin. Sana da yüzde 10 vereceğim. Tövbe tövbe!.. Yani sana 10 kurban keseceğim. Hem de nah böyle at gibi on kınalı koç! Yok yok, davar keseceğim. Hatta deve bile keseceğim. Yüce Rabbim, hikmetinden sual olunmaz. Ama Rüstem kulunu bugünlerde boşladın. Hiç olmazsa, şu prostatım iyileşsin.’’Allah'ın Hüsam kulu istek listesini sıralarken araya başka bir ses karıştı. Üstelik ben bu sesi bir yerden tanıyordum.‘‘Ulu Tanrım, ben sana ne yaptım? Ne günah işledim ki, beni böyle uzun boylu, geniş omuzlu ve yakışıklı yarattın? Niye bana bu kadar güzel bir ses verdin Yarabbi? Pavorotti kadarcık bir ses bana yeterdi. Şarkıcı olacağım ama, halkım beni bırakmıyor. Köşe yazılarıyla onları sonra kim kurtaracak?Bu kadın milletine günah değil mi? Karşılıksız aşkları yüzünden benim için kaç genç kızın hayatı kaydı! Ben bunca hayranıma nasıl yetişeyim?Hele, beni bir dahi olarak yarattığın için, herkes bana düşman kesildi. Çölaşan bile kıskançlığından hakkımda yazılar yazıyor. Her konuyu bilmek ve anlamak benim suçum mu? Futbolu kendisinden iyi bildiğim ve yazdığım için, Turgay da beni çekemiyor. Senin izninle ve futbol diyalektiğinin kavliyle Galatasaray bu yıl nasıl olsa şampiyon olacak. Ama ne olur, şu Fatih Terim'i takımın başında bırakma. Hatta Fener'e gitsin de kulübün başına o güzel sarışın kadın gelsin. Sana her gece şiir okurum yüce Tanrım!’’*Ben, bu tanıdık sesin kim olduğunu düşünürken, Türkçeyi tuhaf bir aksanla konuşan bir kadın sesi duydum.‘‘Oh may gard. Yu nov veri vel, hav ay lav yu so mac!.. Vay dont yu teyk beg. Mesut's end Hüsamettin's layf? Hav meni tayms sana başım örtülü dualar etmişimdir. Hem de Müslümanlar gibi ellerimi açmışımdır. To dı ap. Eğer Mesut'a bir şey yapmayacaksan, hiç olmazsa Antalya'da yeni gördüğüm 10 bin dönüm arsayı bana nasip et. Ay sver yu vallahi üstüne fakir çocukların kalabilmesi için beş yıldızlı bir otel yapacağımdır. İkide bir yüce divan deyip duruyorlar. Bu yüce divan güzel ve ipekli bir divan mıdır? Yüce kanepe veya yüce koltuk şeklinde olanı var mıdır? Kumaşı rengi yeşil olsun may gard. Bu yıl yeşil çok moda!’’*Bu sırada kulağımın içinde bir telefon çaldı.‘‘Aloo!.. Allah baba sana babamın cep telefonundan telefon ediyovum. Bilinmeyen numavalavın 118 numavasına sovdum. Senin numavanı vevmedilev, gizliymiş. Ama sen hev telefonu istevsen dinlevmişin. Demek ki beni de dinliyovsun.’’Ben, daha ağzımı açmaya fırsat bulamadan, kalın ve aksi bir ses Mustafa'ya cevap verdi:‘‘Ne diyorsun lan sen? Burası milletvekili Selami Bey'in evi. Ben Selami Bülbül.’’‘‘Sen çık avadan lan hıyav. Ben, Allah babayla konuşuyovum.’’‘‘Tövbe tövbe!.. Ulan piç kurusu, Allah'ın telefonu olur mu?’’‘‘Senin bile telefonun vav da, Allah babanın niye olmasın davav!.. Allah babacığım, sen o hıyav hevife bakma, beni dinle. Allah baba, ben hemen büyümek istiyovum. Büyüyeyim de okul bitsin. Okula hev sabahın kövünde gitmekten kuvtulayım. Ama büyümeden önce, üçüncü sınıftan ayı Şakiv'i üç keve döveyim. Hem, buvnu da kanasın. İpek de bana 'Aaa! Ne kuvvetli biv çocuk!' desin. Sonva beni yanına otuvtsun. Otuvuvken, bana doğvu da yaslansın. Hem de o gün kısa önlüğünü giysin. Sonva, biv kerecik de babamı döveyim. Ama benim gibi canı çok acımasın.’’‘‘Ulan salak velet! Allah, senin karate hocan mı? Onu bunu niye dövmek istiyorsun?’’‘‘Çünkü, onlav beni hep kafamdan ve buvnumdan dövüyovlav.’’‘‘Niye dövüyorlar?’’‘‘Çünkü, onlava küfüv ediyovum.’’‘‘Küfür edersen adamı tabii döverler salak piç!’’‘‘Bak sen de küfüv e diyovsun. Ama seni niye dövmüyovlav? Allah baba, şu şavap çanağına çıftığımının hevifini de biv döveyim.’’‘‘Ulan oraya bir gelirsem!..’’‘‘Neveye geliyovsun enayi? Buvasının Kınalıköy'deki Evol Usta'nın evi olduğunu neveden bileceksin hıyav adam?’’‘‘Şu İzmit'teki Kınalıköy mü?’’‘‘Bak, Kınalıköy'ün Silivvi'de olduğundan bile daha habevin yok salak adam!..’’‘‘Demek sen Kınalıköy'deki Erol Usta'nın oğlusun ha!..’’Mustafa'nın yüzünden Erol'un başı yine derde girecekti. Tam o sırada kalın ve otoriter bir ses duyuldu.‘‘Sen çık aradan artık!.. Çocuk benimle konuşuyor.’’‘‘Sen de kimsin be?.. Ailecek beni işletiyor musunuz?’’‘‘Bana bak sidikli Selami, askerde bile yatağına ettiğinden koğuş çavuşundan her gün sopa yerdin. Artık çişini tutabiliyor musun bari? Epeydir, ne halt ettiğine bakmamıştım. İş takibinden Meclis'e uğrayacak zamanın oluyor mu? Pencereye yaklaş da aşağıya bir bak. Komisyon parasıyla 25 milyara aldığın Mersedes'in cayır cayır yanıyor. Bak yine altını ıslattın. Çocuğa laf yetiştireceğine, helaya koşsaydın!..’’‘‘Amanın Mersedes'im!.. Mersedes'im yanıyor...’’‘‘Mersedes'i bana emanet edeceğine, kasko sigortası yaptırsaydın uyanık!..’’‘‘Aman Allah'ım!..’’‘‘Efendim? Benden bir isteğin mi var?’’*Selami'nin sesi kesilir kesilmez, şikayetçi bir yakarış başladı.‘‘Şu ülkücü Kürşat Yılmaz kulunu affet Allah'ım!.. Ne halt ettim de cezaevinden kaçtım? Şimdi, gavurun bu beş yıldızlı otellerinde sürünüyorum. Ne yemekleri yemeğe, ne karıları karıya benziyor... Nerede benim mapushanemin konforu?.. Nerede o güzelim iskender kebapları ve ince saz takımı?.. Valiler, danışmanlar bile ziyaret edip önümde dört takla atıyorlardı. Burada beni kimse iplemiyor. Beni bağışla da, yakalat, yakalanayım ve mapushaneme döneyim Yarabbim!.. Amiin.’’*Ülkücü çetebaşı bitirince, tıksırıklı ve öksürüklü biri duaya başladı.‘‘Ey kurban olduğum Yaradan'ım, bugüne kadar kimseye bilerek bir kötülük yapmadım. Karıncayı bile incitmekten korktum. Evet, itiraf ediyorum; bir Türk'e verilecek en büyük cezanın onu çalıştırmak olduğunu bile bile Gırgır'daki çocukları bir Alman gibi çalıştırdım. Bir de Bekir'in itlerine üç aydır uğrayıp tavuk kemiği götüremiyorum. Yoksa, onların ahı mı tuttu da, bu haftalık yazı yazma cezasını başıma sardın. Bu yazı dedikleri nasıl bir bela imiş!.. Bir gece bir gündüz, her deliğimden duman çıkıyor. Madem bana böyle bir ceza verdin, bari güzel akıllar, fikirler ve konular ihsan eyle ki, böyle abuk sabuk yazılar yazmayayım. Bu yaştan sonra beni okura maskara etme ulu Tanrım!..’’İnanmayacaksınız ama, milletvekili Selami ile konuşan otoriter sesi yine duydum.‘‘Burada sizin babanızın ırgatı mı var! Beni bedavadan çalıştırıp duruyorsunuz. Günde 24 saat çalışsam bile, hangi birinize yetişeyim? Durup dururken ortalığı berbat ediyorsunuz, sonra da gelip benim temizlememi istiyorsunuz. Ben sizin çöpçünüz müyüm?’’Tıksırıklı ihtiyar sesini tekrar duydum.‘‘Beni bu yazı belasından kurtaracak kimse yok mu ulu manitu?..’’
Bunları da Beğenebilirsiniz