« Hürriyet.com.tr
MENÜ

GEÇ KALMA MAZERETLERİ (üzerine çeşitlemeler) Fiodor Mihailoviç DOSTOYEVSKİ... Rus insanının, Rus kültürünün 19. Yüzyıl'da insanlığa hediye ettiği en değerli

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
GEÇ KALMA MAZERETLERİ (üzerine çeşitlemeler) Fiodor Mihailoviç DOSTOYEVSKİ... Rus insanının, Rus kültürünün 19. Yüzyıl'da insanlığa hediye ettiği en değerli iki kişilikten biri. (Öbürü, dünya edebiyatının en büyük romancısı, Kont Tolstoy! İyi ki yaşamışsın...) İlmi ve askeri eğitimini Petersburg'da tamamlar. Ama, kayıt, kuyut sevmediğinden, o muhteşem beyni de asla sınır tanımadığından edebiyata sarılır. İlk romanı "İnsancıklar" (İçine doğmuş da, çarları kastediyor sanki!) müthiş sükse yapar. Ama, izleyen üç beş eseri azıcık sönük kalır. Morali bozulan Dostoyevski, genç liberallerin çevresine girer.Sen misin giren? Çar Nikola I'in polislerince tutuklanır, sekiz ay hücre hapsi yetmezmiş gibi, bir de üstelik idama mahkûm olur. Dünya tarihinin kaydettiği bu en okkalı ABUK'luk, Dostoyevski ve öbür mahkûmlar, tam da idam mangasının önüne beşlik simit gibi dizildikleri sırada, son saniye Çar'dan gelen af mektubu ile Sibirya'da dört sene sürgün cezasına çevrildi.Dostoyevski sürgün cezasını yıllar boyu ayakları zincirli geçirdi. Sar'aya tutuldu, kişiliği ağır sadmeler yedi. Ama, sağ kaldı. Faciayı düşünebiliyor musunuz, mektup gecikseydi, şimdi biz "Yeraltından Notlar"ı ya da "Karamazov Kardeşler"i okuyabilir miydik?Genç kızlığımdan beri çözemediğim bir mesele var: Çar'ın af mektubu Dostoyevski'yi kurtardı. Onun için geç kalmamıştı. Ama, affı duyan bazı mahkûmlar delirdi ya da yüreği dayanmayıp ölenler oldu. O bahtsızlar için, acaba af mektubu gecikmiş miydi, yoksa gene de vaktinde mi gelmişti?"Geç kalmak" ne demek? Sadece "dakik olmak" kastediliyorsa, tamamen saate, trafiğe ve sinire müteallik bir şey. İstanbul'da hepten unutun gitsin. Asap bozukluğu yüzünden taksi ve minibüs şoförlerinin saçları niye tez zamanda ağarmıyor ki?Bir de, "bekleneni veremeyen" geç kalışlar var. Deliren ya da ölen mahkûmlar için, Çar'ın af mektubu belki vaktinde ulaşmıştı, ama maksada hizmet etmedi.Ülkemizin müzmin hastalığı, "geciken adalet, adalet değildir" -bence- bunun en çarpıcı örneği. Başa çıkılamayışı da aynı ölçüde sarsıcı.Bir de, "onarılmazı zorlayan" geç kalmış çabalar var. Çoktan, "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç" diyen, batık evlilikleri kurtarmaya çalışmak gibi.Şimdi, bugünkü matrak konumuza gelelim. Cümlemizin başına tebelleş olan ortak derdimiz: gündelik geç kalışlar. Kimi masum, mazlumun bizzat biz olduğumuz geç kalışlar. Derdimize kimsecikler derman olmadığından, daima biz "kusurlu" sayılırız, kınanırız. Bir şey diyemeyiz, boğazımız düğümlenir, sıkıntımızı içimize atarız.Hınzır geç kalışlar da var. Sevgililer randevuya geç kaldıklarında -ki, nedense sık sık vuku bulur- ne mazeret uydursanız da olur. Zira, taraflar pek öfkelidir, biribirlerini ne dediğini duyacak halde değildir. Mevzuu fevkalade hassas; zaten her çiftin, kendine has "öfke dağıtma" yöntemleri vardır, bizi aşar.Gelelim, çapkın kocalara. Aslında, bu yazıyı onlara yazdırmak lazım. Şart olsun, bu konuda bir araştırma yapacağım. Ama, en klasikleri "İşim vardı" ya da "Toplantı uzadı." Koca, bir müddet arazi olmuşsa, yurtdışından gelen sürpriz misafirlere şehir turu ve ziyafet çekilmesi hikâyeleri devreye girer. Koca paralı biriyse, eve muntazam para giriyorsa, bu dandik yalanlar sineye çekilir. Vee, kocanın iş toplantıları sürer de sürer... (Sahi, işadamlarımız madem bu kadar çalışıyor, biz niye ülke olarak hâlâ yerimizde sayıyoruz?)Ahkâm kesmeyi bırakıp gündelik geç kalışlarımıza dönelim."Ayyyyy! ... yüzünde geç kaldım!????"Almanlar'ın ünlü "Bild" Gazetesi, dünyanın en meşhur "Geç kaldım" mazeretlerini yayınladı. Bir göz atalım:Saatim durmuş, vaktinde çalmadı.(Bunun bir varyasyonu: Küçük kızım saatin ayarı ile oynamış, geç kalktım, toparlanamadım olabilir.)Bankada işim vardı, tam benim işlemim yapılırken bilgisayar sistemi çöktü.(Bunun bir varyantı: Ödeme için bankaya gittim, bankayı soydular!? -Çok işe yaramaz... Devr-i anarşiyi çoktan geride bıraktık.)(Azıcık hayal gücü kuvvetli biri:)Futbolla ilgili bir rüya görüyordum ki, maç uzatmaya kaldı. (Fenerbahçeli olmalı, belki Sarı Kanaryalar yanılır da şans eseri bir gol atar ya da rakip takımın bir şaşkın oyuncusu kendi kalesini bombardıman eder diye nafile yere ümitlenmiştir, garibim.Köpeğimi gezdirirken, sokak köpekleri saldırdı. (Olur böyle vak'alar da, patronu durduk yerde 'köpek düşmanı' yapmanın âlemi var mı, be adam?)Otuz yıllık karımın beni kapıcıyla aldattığını öğrendim...(Alman halkı arasında oluyor böyle şeyler, can sıkıntısından... Rahat nazik bir yerlerine batıyor zira. Dahası, benim anlamadığım, karısı aldatıyor diye kendini dağıtacak delikanlı bir Alman erkeği kaldı mı, ona pek şaşırdım.)Yolda bir rejisörle tanıştım, bana film çevirme teklifinde bulundu.(Haydaaa, Yeşilçam'ın klasik siyah-beyaz günlerine şipşak dönüverdik. Almanya'da bu tür işlerin daha bir sistemli, profesyonel yapıldığını zannediyordum ben. Tühhh. Orada da millet sokaklarda şöhret aranıyor desenize...)Babamın benden başka dört çocuğu daha olduğunu öğrendim.(Bu olgu bize daha uygun. Geleneksel ve yerleşik kültür açısından. Sözün özü, umur-i âdiyeden!... Ama, buralarda da kimse böyle bir havadis yüzünden şoka falan girmez ki...)Gökyüzünde UFO gördüm. Caddenin ortasında UFO'ya bakarken, araba çarptı. (Yahu, UFO'ların çoktan cıcığı çıkmadı mı? Zavallı adam patrondan bir temiz sopa yiyecek besbelli...)Otobüs şoförü kalp krizi geçirdi. Otobüste benden başka kimse yoktu. Çaresiz, direksiyona geçip şoförü hastaneye götürdüm. (Bu adamı da, ancak, sıkı bir patron dayağı paklar. Yanlış anlamayın, geç kaldığı için değil. Patronu düpedüz ahmak yerine koyduğu için. Her kim ise, bu beceriksiz yalancı, ben bile şimdi yazarken aniden sinirlendim.)Polis çevirdi, alkol testi yaptı. Benden önce de, bir AIDS'li test olmuş. Bana da aynı aleti kullandılar, işler karıştı. Acele AIDS testine gittim.(Şu hayatın işine bakın? AIDS hep acı verecek değil ya? Salağın teki yüzünden, kaderde AIDS'li bir öyküye gülmek de varmış?????)Sahiden "geç kalanlar" da var. Yok değil. Ama, onların yazgısı kurunun yanında yanan yaş misali.Bir de, benim hâl-i pür milâl'ime bakalım mı? En ABUK durum bende çünkü. Bendeniz, "evden-çıkma özürlü"yüm. Yani, bir türlü, eve "Yettin artık!' deyip kendimi dışarı atamıyorum. Resmen, tıp literatürüne girmesi caiz bir vak'ayım. Abicim, evin işini bitiremiyorum, toparlanıyorum. İş zamanlama ölçümlerim fevkalade arızalı. Evden çıkmadan illaki her iş bitecek, ortalık bal dök yala olacak. Belli mi olur, belki akşam iş dönüşü çat kapı birisi geliverir? Zira, gece hayatım yoktur. Kendim, nereye olursa olsun, randevusuz gitmeyi aslında hiç sevmem. İşte bu yüzden, oldum olası, "Şu saatte gelirim" derken tüm samimiyetimle konuştuğum halde, mahçup olmadığım durum yok galiba.Ayrıca, THY mevzuu var, sabıka dosyamı kabartan... Üniversitede öğrenci iken, kısa bir süre THY'nda uçucu hosteslik yaptım. Veeee, sefer dönüşü sevgilime randevu vermek gafletinde bulundum. Bre akılsız mahlûk? THY'na cümle âlem boşuna mı, "Tehirli Hava Yolları" diyordu o zamanlar? Taksim Meydanı'nın dili olsa da konuşsa... Elinde gül demetleri ile, ilk gördüğünde beni hangi yöntemle katledeceğine dair planlar kuran bir genç adamın üzgün manzarasını anlatacaktır. THY'deki azap dolu tecrübemden sonra, kimseye meydanlıkta randevu vermedim. Hepsi, oturma yerlerdi. Ne yani, geç kaldıysam, içkisini söylesin, açsın kitabını okusun! Bu da mı dert?Geç kalıyorum işte! Mazereti falan yok. Marangoz hatası. GEÇ KALIYORUM! Vaaa mı bunun başka izah tarzı??? Öfffff.....Jülide ERGÜDER - 29 Mayıs 2000, Pazartesi
Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler