Ege Haberleri

    Gazi'ye veda...

    Banu ŞEN / HÜRRİYET
    19.06.2013 - 18:51 | Son Güncelleme:

    Bu mesleğin belki de en acı taraflarından biri bu...

    Çok sevdiğiniz, çok yakınınız fark etmiyor. Bir gün önce sohbet ettiğiniz bir dostunuzun, bir yakınınızın acı haberini yazarken buluyorsunuz kendinizi. O haber, işte başka hiçbir habere benzemiyor. O haberi yazmak, görüş almak, sayfaya dökmek... Tarif edilmez bir duyguya dönüyor.
    Kim derdi ki Gazanfer ağabeyin de ardından yazacağım... Daha iki gün önce sohbet ettiğimiz, anılar dinlediğimiz Gazanfer ağabey için onun dostlarından görüş toplayacağımı kim bilebilirdi ki? Hayat böyle işte, bir varmış bir yokmuş insan. Ama anılar ve yaşananlar hep var. İnsan anılarla yaşar. İki gün önce kalp krizinden kaybettiğimiz meslek büyüğümüz, birçok gazetecinin ustası, çalışma arkadaşımız Gazanfer Karpat’ı gazeteci dostları, arkadaşları, kardeşleri anlattı.
    Usta’yı bugün Güzelyalı Hoca Arif Camisi’nde kılınacak öğle namazından sonra Bornova Mezarlığı’nda sonsuzluğa uğurlayacağız.

    Gaziye veda...

    Yanınızda o varsa korkmazdınız

    İlyas ÖZGÜVEN: Acı haberi duymak da duyurmak da çok zordu. 1986 yılından beri tanıdığım, yanında çıraklık yaptığım, acı, tatlı, heyecanlı, öfkeli, mutlu anları paylaştığımız insan artık yoktu. Telefonda “Usta’yı kaybettik” dediğimde hiç kimse, “Usta kim” diye sormadı. Çünkü tartışmasız O İzmir basınının son “ustalarından” biriydi. Kişiliğine, insanlığına zaten kimse bir şey diyemez ama, işindeki profesyonelliği de tartışılmazdı. Onun gittiği işlerde tüm foto muhabirleri pozisyonlarını Gazanfer Karpat’a göre alır, fotoğrafı çekilen başbakansa, cumhurbaşkanıysa önce onun objektifine gülümserdi. Tabii fotomuhabirleri ertesi gün ilk onun çalıştığı gazeteyi açar, hangi fotoğrafı vermiş diye bakardı. İşte halk deyimiyle, “Babasını tanımaz”dı. En yakın arkadaşı Celal Yılmaz’a hayatını teslim eder, ama makinasını teslim etmezdi. Haber anında bu iki büyük usta ve arkadaşın birbirleriyle nasıl mücadele ettiğini görmek de meslek derslerinden biri oldu. Onunla işe gitmek benim için ne büyük şanstı. Fotomuhabiri olarak yanınızda Gazanfer Karpat varsa kormazdınız. Sizin görmediğinizi görür, uyarır, yazarken atladığını hatırlatır, tek sütuna girecek haberi bir kare fotoğrafla birinci sayfaya taşırdı.
    Marmaris Okluk Koyu’nda yüzen Turgut Özal’ı takip ederken onlarca gazetecinin bulunduğu ortamda kulağıma eğilip, “Bak bottaki korumada sadece bugün uzun namlulu silah var” diye uyaran, bir gün önce koyda köpek balığı görülmesi nedeniyle korumanın silah taşıdığını öğrenip bana aktaran, böylece Hürriyet’in birinci sayfasına taşıyan da oydu.
    İzmir’den uzun süre ayrıldığında tek derdi eşi Nuriye Abla’dan, kızı Gamze’den, oğlu Gökhan’dan ayrı kalmak olurdu. Dönüşte İzmir’in ışıklarını gördüğünde gözleri parlar, “Şükür vatan topraklarına ayak bastık” derdi. Son yıllarda vedalaştığı sigara dışında sağlık konusunda son derece titizdi. Hasta olmaktan, hele yatağa bağlanmaktan son derece korkardı. Hepimiz için kaçınılmaz son, onu bizden ayırdı. İzmir basınının son çınarlarından birini kaybettik. Hem de ayakta kaybettik. “Çınarlar ayakta ölür” sözü hepimizin tesellisi olsun. Nur içinde yat, büyük USTA. 

    Babasını da Avrupa’dayım  diye kandırdı

    Mehmet Ali OKUMUŞ: 1960’dan beri meslek icabı çok yakınız. Bu yaşlara kadar geldik. Hürriyet’te beraber çalıştık. Yeni Asır’da birlikte çalıştık. Benden üç yaş küçüktü. Biz birbirimizi seven, hep destek veren meslektaştık. Gazanfer’le hep birbirimizle rekabet halinde, hangimiz daha iyi fotoğraf elde ederiz diye çalışırdık. Aramızda seneler içerisinde büyük hatıralar var. Rahmetli babasının İkiçeşmelik’te manav dükkanı vardı. O zaman evli değildi. Babasına Avrupa’ya görev için gideceğini söylemiş. O sırada da yine rahmetli Erhan Ünver manavlarının oradan geçerken Gazanfer’in babasına rastlamış, alışveriş etmiş. Babası Avrupa’ya görevli gittiğini söyleyince de Erhan “Yapma ya o Bodrum’da arkadaşlarıyla dinleniyor” demiş. Babası “Olmaz öyle şey Avrupa’ya göreve gitti” demiş, ama yalanı meydana çıkmış. Gazanfer her şeyi abartarak, beyaz yalanlar katarak anlatırdı. Bizim de hoşumuza giderdi onun anlatımları. Hüseyin Baradan’ın öğrencisiydi. 1980 zamanı çok olaylar vardı. Birçok olayın içerisinde hep beraber bulunduk. Mertebe kaydetmek, iyi yapıya sahip olmak için hep birbirimize destek verdik. Allah’ın bir tecellisi. Arkadaşımız gitti... Allah herkese sabır versin.


    Bir tek biz görüntüledik

    Aydın ATAR: Tanıştığımızda Gazanfer Yeni Asır Gazetesi’nde çalışıyordu. Ben Hürriyet’te idim. Uzun bir süre sonra Ege Ekspres’e geçti. Oradan kısa müddet sonra da Hürriyet’e geldi. Yaklaşık 20 yıl birlikte çalıştık. Ben emekli oldum 1993 yılında. Gazanfer kardeşim bir iki sene daha çalıştı, sonra o da emekli olup ayrıldı. Emekli olunca önce Güneş, ardından da Gazete Ege’de çalışmaya başladı. Bir müddet sonra tekrar Hürriyete döndü. O zaman yollarımız ayrılmıştı. Dostluğumuz hiçbir zaman bitmedi. Unutulmaz anlarımız geçti. Arkadaş değil, kardeş gibi olmuştuk. Hürriyet’te bir aile gibiydik. Çok anımız oldu, ancak bir tanesi tarihi değerde... 1980 öncesi, Türkiye’nin karışık olduğu yıllardı. Gazanfer Yeni Asır’da, ben Hürriyet’teydim. Mahir Çayan’larla ilgili İstanbul’dan bir olay haberi geldi. Sibel Erkan’ı, Mahir Çayan’lar rehin almıştı. Gazanfer İzmir’den görevli olarak oraya gitti. Ben de Hürriyet’ten görevlendirildim. Bütün dünya basını, İstanbul basını herkes oradaydı. Üç gece nöbet bekledik. Ya operasyon yapılacak ya da rehine serbest bırakılacaktı. Silahlı bir operasyon yapıldı. O arada Mahir Çayan yakalandı. Hüseyin Cevahir ise yaralı olarak ele geçti. Oradan kaçırılırken tesadüfen bir Gazanfer bir de ben vardım. Yaralıyı kanlar içinde kaçırırlarken sadece ikimiz görüntüledik. Tüm İstanbul medyasını atlatarak, yüzlerce gazetecinin olduğu yerde İzmir’den iki gazetecinin bunu yapması çok önemliydi. Görüntü birinci haber olarak dünya basınında yayınlandı. Gazanfer’in resmi de tam sayfa yayımlandı. Hepimizin başı sağ olsun.

    Gaziye veda...


    Demirel bize dokundurtmadı


    Mehmet Ali VARIŞ: Benden iki yıl evvel, 1967’de Demokrat İzmir’de gazeteciliğe başlamış. Ben de 1963’te Demokrat İzmir’de başladım. Birçok olayda, maçta birlikte çalıştık. Çok iyi bir gazeteciydi. İyi bir arkadaştı. İyi bir Arnavut’tu. Farklı gazetelerde çalıştığımız zamanlarda da cumhurbaşkanı, başbakan takibine Göcek’e, Marmaris’e giderdik. Hep didişirdik, birbirimize hep haber atlatmaya çalışırdık, ama birbirimizi çok severdik. Süleyman Demirel İzmir’e gelmişti. 24 açılış yaptı. Biz de onu takip ediyoruz. Niyazi Ersoy İş Merkezi açılışında kimseyi sokmadılar, hatta polisler engel oluyordu. Demirel de bunu gördü. “Mehmet Ali ve Gazanfer’i ellemeyin. Onlar yıllardır beni takip eden arkadaşlarım” demişti. Bir gün de sezonun son maçıydı. Bir üçüncü lig maçıydı. Beyaz çorap, beyaz ayakkabı, beyaz pantolon, tişört giymeyi çok severdi. O zaman “Tepecik, Eşrefpaşa külhanbeyleri böyle giyinir” dedim. Bir daha da giymedi. Rahmetli Celal Yılmaz ona “Kıvırcık” derdi. Buluştular. Bizim kuşağımızdan çok iyi bir dostu, çok iyi bir arkadaşımı kaybettim. Geriye kaç kişi kaldı ki? Hepimizin başı sağ olsun.

    Meslek azmi ve ahlakı beni çok etkilemiştir

    Erdal İZGİ: Gazanfer Karpat, İzmir’den yetişen gazetecilerin Türk basınını yönettiği dönemlerde; sezgileri, yeteneği, sanatı ve meslek ilkeleriyle imzasını bırakan kişidir. Bir haberi, ilk karede tüm ayrıntılarıyla görebilirsiniz. Muhabir haberi yaparken, flaşını, girişini, anlatımını ve sonucunu kalemle yazmaya çalışırken, o yüreğini üstüne koyduğu objektifiyle öylesine bir çekerdi ki, o haberin altındaki yazıyı okumaya gerek kalmazdı. Mehmet Ali Okumuş, Aydın Atar, Aykut Fırat, Mehmet Ali Varış gibi ellerine su dökülmeyecek rakiplerinin arasında farklı bir yeri vardı ve bu acımasız mesleki rekabet içerisinde hep ön planda olmayı isterdi. Sessiz, kişiye saygılı yapısı altında farklı bir hırs ve çalışma azmine sahipti. Türk Sanat Müziği’nin Sanat Güneşi Zeki Müren’in Bodrum’da kalp krizi geçirip İzmir’e getirilişinde, yoğun bakımda fotoğrafını çekmek çabası ve çektikten sonra da mesleki ahlaka dayalı hareket etmesi, unutamadığım olaydır. Tüm gazetecileri atlatmış, yoğun bakında sanatçının çıplak resmini çekmişti. Ancak çektiği resmi doktorlarının ricası ve kendi değerlendirmesiyle basıma uygun olmadığına karar vermiş, “Bizim ahlakımız Türkiye’nin en önemli sanatçısının bu şekilde yayınlanmasına karşıdır. Mümkünse bu resmi basmayalım” demiş, başta ben olmak üzere yöneticileri ikna etmiş ve bu güzel davranışı sergilemiştir. Azmi ve ahlakı aynı anda ortaya koyması beni çok etkilemiştir.


    Papağanlı  fotoğrafın hikayesi

    Gaziye veda...

    Aykut FIRAT: İyi bir ustaydı. Habere gittiğinde olayı hemen görürdü. İyi fotoğraf çekerdi. Fıtığı vardı. Ameliyattan, iğne olmaktan çok korkuyordu. Herkes gırgır geçerdi. Ben de bir gün boş şırınganın içine su koydum. “Gel seni bayıltacağım burada ameliyat edeceğiz” dedim. Gazetenin içinde koşmuştuk. Bana ne haber A.F derdi. O zamanlar karanlık odada filmler için banyoya ben girerdim. Önemli işlerde bazen şaka yapardım. Turgut Özal’ın papağanlı resminde de filmleri ben yıkamıştım. O da heyecanla bekliyordu. Boş film götürdüm. Yüreği ağzına gelmişti. “Nasıl yıkadın” diye heyecanlanmıştı. Sonra gerçek filmleri gördüğünde keyiflenirdi rahatlardı. “Ver bir sigara yakalım” derdi.


    Hem iyi arkadaş  hem rakip olduk

    Ergun ULCAY: Gazanfer Karpat’ı 1968’den bu yana tanırım. O yıllarda Gazanfer Yeni Asır’da çalışıyordu. Ben de Ege Telgraf’ta işe başlamıştım. Ben Gazanfer’le hiç birlikte çalışmadım. Hep ayrı gazetelerde çalıştık. Bizim dönemimizde fotomuhabirliği çok önemliydi. Onunla çok iyi arkadaş olduk, ama aynı zamanda da birbirimize rakip olduk. Ben by-pass ameliyatı olmuştum. O zaman devamlı beni aradı. Çünkü ikimiz de çok sigara içerdik. Sigarayi bırakmam için sürekli arar, “Bırak şu sigarayı, bırak şunu” derdi. Sonra o da kalbiyle aynı sorunu yaşadı ve sigarayı bıraktı. 

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı