Gazi ve Süreyya beylerden özür diliyorum(!)

TÜRKİYE Cumhuriyeti Hükümeti 1999 yılının sonunda IMF ile üç yıllık stand-by düzenlemesine girdi.

Verilen niyet mektubunun altına zamanın ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel imza koydular. Bu da yetmedi. Koalisyonun üç lideri bir başka mektup yazarak niyet mektubunda yazılan her şeyi yapacaklarına söz verdiler.

Söz verilen konuların başında döviz kurunun 2000 yılında yüzde 20 artacağı ve 2001 yılının ilk yarısında ise aylık kur artışlarının 2000 yılından da daha düşük tutulacağı geliyordu. Bu çerçevede, Merkez Bankası, dalgalı kura geçene kadar gerektiğinde döviz alarak, gerektiğinde döviz satarak söz verilen çerçevede döviz kurundaki artışları sağladı.

KRİZLER

2001 yılının Şubat ayında Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın kavga etmesi sonucunda asabı bozulan piyasa döviz almaya kalkınca, döviz kurları yükselmesin diye, IMF programı çerçevesinde, Merkez Bankası döviz satmak zorunda kaldı. Şimdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Gazi Erçel'i döviz satıp devleti zarara uğrattığı gerekçesiyle mahkemeye veriyor.

2000 yılının Kasım ayında çıkan krizde Merkez Bankası'nın piyasaya likidite vermemesini bu köşede çok eleştirdim. Yetmedi. Mahfi Eğilmez ile birlikte kasım ve şubat krizlerinin nasıl çıktığını ve ne yapılsaydı çıkmayacağını anlatan bir kitap yazdım. O da yetmedi. IMF'nin Merkez Bankası'nın elini kolunu bağladığını savunarak Merkez Bankası'nın piyasaya likidite vermeyip krizin çıkmasına neden olduğunu anlatan yabancı bir gazetede yazı yazdım.

Şimdi anlıyorum ki, ben yanılmışım. Eğer o dönemde Merkez Bankası doğruyu yapıp piyasaya likidite vermiş olsaydı, şimdi döviz sattığı için yargıç önüne çıkarılacak olan Gazi Erçel'in, vatan hainliğinden idamı istenecekti. O doğruyu yaptı. Kellesini kurtardı. Gazi Erçel'den geçmişteki haksız eleştirilerimden dolayı özür diliyorum(!).

VE SONRASI

Dalgalı kur sistemine geçtikten sonra Merkez Bankası'nı bu köşede çok eleştirdim. Kurlardaki istikrarın ekonomi için çok önemli olduğunu ihale yöntemi ile döviz satışının bir işe yaramayacağını savundum. Merkez Bankası'nın dövizde gerektiğinde alıcı, gerektiğinde satıcı olarak döviz kurlarını öngörülebilir bir istikrara kavuşturması gerektiğini vurguladım. Merkez Bankası bunların hiçbirini yapmadı.

Haklılarmış(!). Yapsalardı, şimdi onlar da yargıç önüne çıkacaklardı. O nedenle, geçmişteki eleştirilerimden dolayı Süreyya Serdengeçti'den de özür diliyorum(!). İktisadi açıdan yanlış yapmış olabilirler, ama hiç olmazsa yargıç önüne çıkıp avukatları zengin etmekten kurtuldular.

Yarın, yüksek faizlerle borçlanıp devleti katrilyonlarca lira zarar uğrattığı gerekçesiyle Hazine yöneticileri de mahkemeye verilebilirler. Verildiklerinde hiç şaşırmayacağım. Onlar da şaşırmasınlar. Eğer kendilerini sağlama almak istiyorlarsa, bundan sonra borçlanma ihalesi yaptıklarında Yargıtay, Sayıştay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerden görüş sorup Başbakan'dan yazılı onay alsınlar.

‘‘Temiz toplum’’ sloganıyla Türkiye giderek yönetilemez bir ülke haline gelmektedir. İlgilenenlere duyurulur.
Yazarın Tüm Yazıları