Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gazi’nin masmavi gözlerini unutamam

Namık Kemal’in torunu, Türkiye’nin ünlü diplomatı Turgut Menemencioğlu, bugün 97 yaşında. 88 yaşındaki eşi Nermin Hanım’ın baktığı Turgut Menemencioğlu, Churchill, Roosevelt ve İnönü’nün katıldığı ünlü Kahire Konferansı’nın yaşayan son tanığı. Eşi Nermin Hanım, tarihe tanıklık etmiş ortak anılarını Yener Süsoy’a anlattı.

- Her yaz olduğu gibi kardeşim Ekmel’le birlikte o yaz da, babamın senelerden beri aza olduğu Büyükada Yat Kulübü’ne tatilimizi geçirmek için gitmiştik. 26 Haziran 1938 günü akşam yemeğine bir okul arkadaşımı davet etmiştim. Galatasaraylı bir arkadaşımızı bize kavalyelik yapması için bekliyorduk. Bir iki çift dans etmeye başlamıştı ki, birdenbire ışıklar yanıp sönmeye başladı.

Birden neşeli çığlıklar koptu; "Gazi geliyor, Mustafa Kemal Paşa geliyor" diye. Garsonlar telaşla oyun binasına koşup briç masalarını içerdeki camlı kapıların önüne dizmeye başladılar. Birdenbire bahçe tarafından yavaş yavaş içeriye kalabalık bir grubun ortasında Gázi Mustafa Kemal Paşa girdi. Hepimiz ayağa kalktık. Bembeyaz giysiler içindeydi. Gömleği, pantolonu, ayakkabıları, ceketi bembeyazdı. Çok şık, ince, genç ve çok yakışıklıydı. Saçları altın gibi parlıyordu.

O oturunca, hepimiz alkışladıktan sonra oturduk. Bütün kapılar kapatıldı, önlerinde de süngülü askerler nöbet tutuyordu. Kavalyemiz içeri girememişti. Gazi’nin karşısında oturuyorduk. Çok heyecanlıydım, sanki rüya görüyordum. Müziğin tekrar çalmasını emrettiler ve yavaş yavaş dans edenler dönmeye başladı. Bir müddet sonra Mustafa Kemal Paşa etrafına bakmaya başladı. Birdenbire ateş gibi, masmavi iki göz bize dikildi. Yanındakilerle konuşmalar oldu, Heybeliada Bahriye Okulu’nun amirali de koştu geldi. Sonra danslar ve sohbetler eskisi gibi devam etti.

Aradan belki 15 dakika geçti, içeriye beyaz bahriye üniformalı iki yakışıklı genç girdi. Gazi’nin önünde selam durup, elini öptüler. Gázi bizi gösterdi, bahriyeliler dosdoğru yanımıza gelip bizi dansa kaldırdılar. Dans ederken anlattılar; "İskeledeki pastanede dondurma yiyorduk. Birdenbire babamız geldi, bizi faytona bindirdiği gibi buraya getirdi" dediler.

Meğer, Gazi, bizim dans etmeyip oturmamızı fark etmiş. "Bu genç kızlar neden ötekiler gibi dans etmiyor" diye sormuş. Kavalyelerimizin içeriye alınmadığı söylenince, "Hiç burada oğulları olan kimseler yok mu" demiş. Amiral de bir faytona binip oğullarını getirmiş. Böylelikle neden bütün hanımların ve genç kızların Gazi’ye hayran olduklarını daha iyi anlamış olduk. Büyük bir gurur ve iftiharla, ömrümün sonuna kadar bu müstesna geceyi hep hatırlayacağım.

Prens Philip’in Ağrı Dağı sorusu

- Turgutcuğum, Washington Büyükelçiliği’nden sonra 1968’de CENTO Genel Sekreteri oldu. 1972’de ise Londra Büyükelçisi olarak tayin edildik. Bir gün haber geldi ki, Kraliçe Elizabeth bizi kendi evi olan Windsor Sarayı’nda akşam yemeğine ve gece yatısına davet ediyor. Doğrusu büyük onur, o daveti almak öyle kolay değil. Tabii muhteşem bir saray, muhteşem bir yemek salonu. Ben Prens Philip’in sağında oturuyordum. Turgut da Kraliçe’nin yanındaydı. Turgut, Kraliçe Elizabeth’i, CENTO Genel Sekreterliği yaptığı yıllardan beri tanıyordu. Masada Prens Charles da vardı, o zaman bekardı. Bir ara "Ben arkeoloji okudum, araştırma yapmak için Anadolu’ya gelmek istiyorum" dedi. Prens Philip’in çok keskin bir şakacı olduğunu biliyordum. O yüzden hazır bekliyorum, bakalım ne gelecek diye. Bana "Sizin memlekette Ararat Dağı var değil mi" dedi. "Evet" deyince, devam etti. "Madem ki, Allah’ın kainattan kurtulmak için böyle bir fırsatı vardı, ne diye bir ruhsat daha verdi?.." Suale bakın, ben o zamandan beri düşünüyorum, neden acaba?
X