Gazete, ne işlere yarar?

Hürriyet Haber
15.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

Yavuz GÖKMEN

Gazetenizin okunmak dışında ne işlere yaradığı konusunda ilk kez çocukluğumda fikir sahibi olmuştum. O zamanlar deliler gibi Aziz Nesin düşkünüydüm ve Aziz Nesin'in bir kitabında birkaç bıçkın delikanlının konuşmalarını okumuştum. O zamanlar Türkiye şimdiki gibi değildi. Bıçkınların ceplerinde Marlboro sigarası yoktu. Çoğu, Birinci sigarası bile bulamıyor, atık izmaritlerden topladıkları tütünleri gazete kâğıtlarına sarıp içiyorlardı. Bu arada bir tanesi diğerine şöyle diyordu:

‘‘Ben bir tane gavur gazetesi buldum, adı Times. Yaprakları çok ince. Bununla sardığın sigara çok iyi içiliyor.’’

Gazetelerin okunmak dışında başka ne işlere yaradıkları konusundaki tefekkürüm bu kadarla kaldı. Ancak dün sabah Serdar Turgut'un, ‘‘Haddimi bildim’’ başlıklı enfes mizah yazısını okuyunca daha derin düşüncelere daldım. İlk düşüncem, ‘‘İyi ki Serdar Turgut var’’ şeklinde oldu. Serdar yazısında manavdan maydanoz istediğini ve maydanozların Hürriyet'in dördüncü sayfasına sarılmış olarak evine geldiğini yazıyordu. Bu sayfada Serdar'ın yazısı vardı ve bu olay, anlattığı kadarıyla Serdar'a dokunmuştu.

* * *

Yazıyı okuduktan sonra, yıllar yılı geriye gittim. Mapustan çıktıktan sonra İstanbul'da gazetelerde nasıl iş aradığımı hatırladım. O zamanlar Koray Düzgören'in evinde kalıyordum ve Koray bir yandan beni barındırıp besliyor, bir yandan bana iş arıyordu. Bir gün onunla, karısının ayakkabılarını almak üzere tamirciye gitmiştik. Tamirci ayakkabıları o zamanlar Koray'ın çalıştığı ve sonradan beni de aldıracağı Günaydın Gazetesi'ne sardıktan sonra şöyle demişti:

‘‘Bu gazeteyi seviyorum; çok sayfası var, çok iyi paket kâğıdı oluyor.’’

O zaman, bu sözlere çok gülmüştüm. Çünkü gerçektiler ve Türkiye'nin gazetesel filozofisini yansıtıyorlardı.

Türkiye'de evinize gelen gazete kâğıdına sarılı bir pakette yazınızı bulmak her an olasıydı. Ben bunu Serdar gibi infialle karşılamaz, bilakis sevinirdim. Ama daha çok sevineceğim şey, benim yazılarımın beni hiç okumayan, hatta Hürriyet Gazetesi bile almayan evlere birkaç limon ya da bir kilo pırasayı sarmış olarak gitmesiydi. Paket açılınca evdekilerden biri tesadüfen yazıyı okuyabilir ve sonra Hürriyet tiryakisi olabilirdi. Ya da belki Hürriyet almaktan ebediyen vazgeçerdi.

* * *

Ben Hürriyet'i çok fonksiyonel kullandığımı hatırlarım. Ortanca oğlum Yağız'ı birbuçuk yaşındayken Marmaris'te bir motor gezintisinde rüzgârdan korumak için Hürriyet Gazetesi'ne sarmıştım. Yavrucak bu barınağın içinde mışıl mışıl uyumuştu. Askerdeyken Isparta'nın acımasız soğuğunda sırtıma ve göğsüme gazete sokar ve üşümezdim.

Ama artık gazeteyi önce okuyorum ve üzerinde derin derin düşünüyorum. Sözgelimi dün Şemdin Sakık'ın yakalandığı ve sorgulamaya alındığı haberini okuyunca daha da derin düşündüm.

Bizim görevimiz bütün bilinmeyenleri açığa çıkarıp gazeteye yazmak olmalıydı. Tarihin perde arkasını araştırıp bulmak olmalıydı. Verilenle yetinmeyip, asla verilmek istenilmeyenleri yakalayıp yazmak olmalıydı.

Ancak o zaman paket kâğıdı olmayı gerçekten hak edebilirdik.

Ya da asla paket kâğıdı olmazdık.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı