Galiba Obama da çapulculardan yana

Taksim Gezi Parkı’ndaki patlak veren olayların dış cephedeki en önemli sonuçlarından biri, Obama yönetiminin yaptığı bir dizi açıklamayla göstericilere kuvvetli bir destek vermesi ve bu durumun Ankara ile Washington arasında soğuk bir havanın esmesine yol açmış olmasıdır.

Haberin Devamı

Dün Washington temsilcimiz Tolga Tanış, geçen hafta Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen rutin basın brifinglerinde Taksim olaylarının gündeme geldiği soru-cevaplara ait dökümleri gönderdi. İçinde yalnızca Taksim olayları geçen soru cevaplar 13 sayfa tutuyor. Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin açıklamalarını da eklerseniz 14 sayfa.
Sonuçta geçen hafta Washington brifinglerinin en sıcak gündem maddelerinden birinin Taksim Gezi Parkı direnişi olduğunu söyleyebiliriz.

***

Bu açıklamaları istatistiki veriler üzerinden analiz etmek gerekirse, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri’nin tarafından Taksim olayları bağlamında gösteri özgürlüğüne verilen desteğin 12 kez, polisin “aşırı güç kullanımı”na dönük eleştirinin ise 11 kez kayda geçirildiği belirtilmelidir. Bu toplama Biden, Kerry ve Ankara’daki ABD Büyükelçisi Frank Ricciardone’nin açıklamalarını dahil etmiyorum.
Bu arada, Beyaz Saray değil ama ABD Dışişleri’nin polisin tutumunu “aşırı güç kullanımı”nın yanı sıra zaman zaman “polis şiddeti” (police brutality) gibi daha ağır bir ifadeyle tanımlaması da dikkat çekici.
Bütün bu açıklamalar incelendiğinde Beyaz Saray ile Dışişleri’nin büyük ölçüde aynı dili kullandıklarını, bu çizginin Büyükelçi Ricciardone tarafından da aynen tekrarlandığını görüyoruz. Bütün bu açıklamalarda altı çizilen ilke, “Barışçıl gösteri yapma ve ifade özgürlüğünün demokrasinin temellerinden biri olduğu”dur.

***

Washington’un tutumu açısından çarpıcı bir adım, doğrudan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin yaptığı bir açıklamayla “Barışçıl protesto hakkı dahil olmak üzere ifade ve toplanma özgürlüğüne” destek vermekle kalmayıp, “Polisin aşırı güç kullandığına ilişkin haberlerden kaygılıyız. Bu olayların kapsamlı bir şekilde soruşturulacağını ve polisin bu tür hadiselerde tam anlamıyla kontrollü bir şekilde davranacağını ümit ediyoruz. Hem gösteri yapanları hem de hükümeti, şiddete dönük provokasyonlardan kaçınmaya çağırıyoruz” çağrısında bulunmasıydı.
Kerry’nin buradaki çizgisi daha sonra Beyaz Saray ve Dışişleri sözcüleri tarafından daha detaylı bir şekilde işlenerek tekrarlandı. Burada altını çizmemiz gereken nokta, Obama yönetiminin göstericilerle Türk hükümetini eşit bir düzleme oturtmuş olmasıdır
Bir başka önemli nokta, özellikle Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney’nin “Protestocuların çok büyük çoğunluğunun (vast majority) barışçı bir şekilde, haklarını kullanan, yasalara saygılı normal vatandaşlar olduğuna inanıyoruz” şeklindeki sözleridir. Bu açıklama, aslında Obama yönetiminin Taksim Gezi Parkı’nda burada inşaat yapılmasını önlemek üzere nöbet tutup geceleyen göstericilere gönderdiği çok kuvvetli bir destek olarak görülmelidir.

***

Bu noktada göstericilerin nasıl teşhis edilmesi gerektiği konusunda Washington ile özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında uzlaştırılabilmesi güç bir görüş ayrılığının belirdiğini söylemeliyiz. Hükümet göstericiler hakkında “çapulcu” ve “terörist” dahil olmak üzere hangi suçlamaları kullanırsa kullansın, Washington gösterilere katılanların büyük çoğunluğunu demokratik haklarını kullanan barışçıl insanlar olarak görüyor.
Ayrıca, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yerleştirmeye çalıştıkları itidal çizgisi Washington’daki açıklamalarda olumlu bir karşılık bulmuştur. Bir anlamda Ankara’da iki ayrı zihniyetin bulunduğu kayda geçirilmiş olmaktadır. Bu haliyle Başbakan Erdoğan’ın krize karşı gösterilerle yanıt verme stratejisinin “duruma yardımcı olmayan retorik ve açıklamalardan kaçınılmasını” ümit eden Washington’da nasıl karşılanacağını tahmin etmek hiç de güç değildir.
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kerry’ye yaptığı açıklamadan dolayı tepkisini ifade ederken telefonda “İkinci sınıf demokrasi değiliz” şeklindeki çıkışının da bu brifinglerde gündeme geldiği anlaşılıyor. Dışişleri Sözcüsü Jennifer Psaki, gazetecilerin “Türkiye ikinci sınıf bir demokrasi olarak görmüyorsunuz değil mi?” şeklindeki sorusu üzerine “Hayır” yanıtı vermiş, “Peki birinci sınıf mı?” sorusu üzerine ise “Burada sıralama yapmak üzere bulunmuyorum. Ama bana böyle bir imkân tanımış olmanızı takdirle karşılıyorum” diye konuşmuştur.
Ancak, sergilenen tutum yine de Washington’un Türkiye karşısında tutarlı olduğu anlamına gelmiyor. Nedenini yarın açıklamaya çalışacağız.

Yazarın Tüm Yazıları