GeriSpor GALATASARAY - FENERBAHÇE Derbisİ (1) ATKILAR Ve… MENDEBUR BİR FIKRA! Sezon yeni başlamıştı... Fenerbahçe aynı maçta 4 gol attı! Ertesi gün, cumartesi idi.
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

GALATASARAY - FENERBAHÇE Derbisİ (1) ATKILAR Ve… MENDEBUR BİR FIKRA! Sezon yeni başlamıştı... Fenerbahçe aynı maçta 4 gol attı! Ertesi gün, cumartesi idi.

GALATASARAY - FENERBAHÇE Derbisİ (1) ATKILAR Ve… MENDEBUR BİR FIKRA! Sezon yeni başlamıştı... Fenerbahçe aynı maçta 4 gol attı! Ertesi gün, cumartesi idi. Sabahın köründe uyandım. Yazılara son şeklini verdikten sonra, Hürriyet'in sabah servisine yetiştim. Ohh, çok şükür… Hava serin, kedici komşum Mine Hanım'ın müzmin bronşiti azmasın diye, ona gazete, ekmek, vs. servisi yapacağım. O da ne? Her sabah 06.30'da asker misali hazırola geçen bakkal esnafımız nâmevcut??? Bir tek, Şenol Bakkal ayakta. Ama, o da, akıllı tospağa, takım tutmuyor!?.. Şaşkın halde mahalleyi turladım. Nihayet, "Ah! Of! Ayy, aman of!"lar ile kepenkleri açmaya koyulan tüm esnaf kardeşlerimizle dalgamı geçmeyi de asla ihmal etmedim. "Nedir yahu? İyi ki, 4 gol atabildiniz… Gole de amma susamışsınız, yani… Her şey iyi hoş da, hayat karıştı, servis aksıyor, anacığım." Hepsi önüne bakarak vaziyeti -yani, beni- idare ediyor. "4 gol zaferi"ni alkol banyosuna kapılarak, ya da, uykunun labirentlerine teslim olarak mı kutlamışlar, nedir? Baktım, olacak gibi değil. Derhal, tuhafiyeci Mustafa Bey'in dükkânına daldım. Henüz evde mışıl mışıl uyumakta olan Canım için, sarı-lacivert yün aldım. Cümle âlem, fanatik Galatasaraylı olduğumu bilir. "Ne iş?" diye sordular, elbet. Elcevap: "Vallahi, ben de pek anlamadım. Fener 4 gol attı ve ben atkı örüyorum. Galiba, bu işte bir terslik var?.." Kendi takımlarımızın renklerinde kukuleta ve eldivenlerimizi, geçen sene hazırlamıştım. Ama, kış günü Fenerbahçe stadına gitmeye kalkarsa, uyumlu atkısı da olmalıydı. Atkıyı tamamladım. Sonra, Beylerbeyi iskelesindeki çay bahçesinin has adamı, kadim dostum Mazhar'a da bir atkı örüp hediye ettim. Mazhar kardeşim bir tanedir. En iğne atsanız yere düşmez kalabalıkta bile, ne zaman gittiysem, allem eder kallem eder, bana deniz kenarında bir masa ayarlar; öyle sanırsınız ki, gökten zembille masa düşüvermiş; dünyanın en nefis midye tavalarını hazırlatır. Ben de kıyağımı çekip mutlu oldum. Ne yazık ki, Fenerbahçe sevenlerini bugüne kadar bol bol üzdü. Fenerliler tarifsiz kederlere gark olsalar da, ben, bir Galatasaraylı olan Mustafa Denizli'ye çok güvendiğim için, hiç istifimi bozmadım. Bir taraftan da, eni konu korkuyorum. Ya, Mustafa Hoca Fener'i şampiyon yapıverirse? İşin şakası yok vallahi, yapar mı yapar! İşte, o zaman papazı bulduk, demektir. Neyse efendim, gün geldi, fena halde kafam bozuldu; "Ben de ana-baba çocuğuyum. Niçin, benim de bir atkım yok?" Derhal, kallâvî bir Galatasaray atkısı ördüm. Resmen, Edirne'den Ardahan'a vatan sathında uzanıyor, öyle görkemli bir şey. Ancak, şekilde görüldüğü üzere, bana atkı falan ören yok; kendi göbeğimizi hep kendimiz kesiyoruz. Kavanoz dipli dünya, n'olacak! Son kıyağım, yazı zarflarımı sabah servisiyle gazeteye taşıyan, sevgili Rıfat için. Kendileri, Hürriyet'in en eskilerindendir. Öyle çok ortak anılarımız var ki… Kemal Sunal'ın ömrü vefa etseydi, kesinlikle Rıfat Baylam'dan esinlenerek, bir adet "Çayçılar Kralı" filmi çekerdi. Ne de güzel olurdu… "Ölümüne Fener'liyim…" diye böbürlenen Rıfat'ı atkısız bırakamazdım. Netekim, "5-2"den sonra, kendisini özel olarak arayıp kutladım. Arkadaşlar, bir yanlış anlamaya meydan vermeden, derhal belirtmeliyim ki, atkı öykülerim asla tanıtım amaçlı değildir. Bu yıllık "atkı örme" istihkakımı çoktan doldurmuş bulunuyorum. Kıyaklara son! Sırada bir adet kazak projesi var, ki onunla da kışın sonunu getiririm, herhal… Günlerden 25 Kasım, öğlen 13.00 suları… Ekranda, Avrupa Şampiyonlar Ligi maç özetleri. Milan'a karşı, iki şık golle 2-0 önde iken, ikinci yarıda yediğimiz koftiden golleri görünce, gene sinirim bozuldu. O maç verilir miydi be kardeşim? Bu arada, "terakki"ye dikkatinizi çekmek zorundayım. Eskiden Avrupa'da sahaya çıkarken, "Çok gol yemesek bari…" diye dualar ederdik. Bugünse, "Pisi pisine berabere kaldık" diye hayıflanıyoruz. Nereden nereye?!.. Şimdi, nefesimizi tuttuk, pazar günkü GS-FB derbisini bekliyoruz. Skora bağlı olarak, evde arbede çıkmaması için, epeyi zamandır ertelenmiş olan, yatak odasına muşamba serme operasyonu gündeme alındı. İş yorgunu olursak, oyuncuların maçtan düşmesi gibi, suyu sıkılmış limonlar olarak biz de kavgadan düşeriz diye hesapladık. Bakalım… Ancak, daha sabahın ilk saatlerinde, Kral TV'de DJ Onur'un anlattığı bir Fener fıkrası yüzünden benim nevrim döndü bile! Efendim, malumunuz, bu Fener tuhaf bir takım. Gider gider, mahalle takımlarına yenilir, yerlerden jiletle kazınır. Sonra, karşısında Galatasaray'I görünce arslan kesilir. Oysa, arslan olan biziz. Kedi krallığını Fener'e bırakacak halimiz yok herhalde. Fıkraya göre, işte gene Fener'in Galatasaray karşısında şaha kalktığı bir maçtan sonra, Fatih Terim'in kafasının tası atmış. "Nedir yahu, bu Fener'in bize ettiği?" diye söylene söylene, Dereağzı'ndaki Fener tesislerine dayanmış. "Şeytan" Rıdvan'ı (Dilmen) bulmuş. "Yaa, Rıdvan Hoca, yenilmediğiniz takım kalmadı. Bir bakıyoruz, gelip bize patlıyorsunuz. Niçin böyle oluyor?" Rıdvan, iki kaşınmış, bir düşünmüş, cevap vermiş: "Fatih Hoca, galiba bizim çocuklar, sizinkilerden daha akıllı…" "Deme yahu?" "Denemesi bedava. Bak şimdi, sana göstereceğim" diyen, Rıdvan hemen Baliç'i yanına çağırmış: "Baliç evladım… Söyle bakayım, babanın oğlu olup da kardeşin olmayan kimdir?" Baliç şipşak cevap vermiş: "Benim…" Rıdvan iftiharla Fatih Hoca'ya dönüp "Gördün mü?" diye hemen havasını atmış. "Vay bee…" diye hayretlere garkeden Fatih Hoca, hemen Florya'daki Metin Oktay tesislerinin yolunu tutmuş. Hakan Şükür'ü yakalar yakalamaz, kritik soruyu sormuş: "Hakan oğlum, bil bakalım, babanın oğlu olup da senin kardeşin olmayan kimdir?" Hakan zor durumda. Bir iki kaşındıktan sonra, "Hoca, güç bir soru bu. İzin ver, ikindi idmanına kadar düşüneyim." İzni alan Hakan Şükür, telefona sarılıp Fener'in kalecisi Rüştü'yü bulmuş. "Gözünü seveyim Rüştü'cüğüm. Fatih Hoca bir soru sordu, işin içinden çıkamıyorum. Allah aşkına söylesene, babanın oğlu olup kardeşin olmayan kimdir?" Rüştü, ossaat cevabı yapıştırmış: "Benim." Derin bir nefes alan Hakan Şükür, gönül rahatlığı ile ikindi idmanını yapmış. İdman çıkışı, Fatih Hoca Hakan'ın ensesinde bitmiş tabii. Ama, Hakan'ın nasıl olsa, bileceğinden emin. "Düşündün mü evladım? Babanın oğlu olup da senin kardeşin olmayan kimdir?" Tüyoyu alan Hakan Şükür, kendinden pek emin cevap vermiş: "Rüştü"! Siz gelin, Fatih Hoca'nın yüzünün ne hal aldığını hesap edin. Başını elleri arasına alıp yüzünü buruşturan Fatih Hoca, esefle haykırmış: "Hiç olur mu be oğlum!?.. Baliç! Baliç!!!…" Nasıl? Zekice, değil mi? Zekice, zeki olmasına da, ben sinir oldum. Münasip bir misilleme düşünüyorum. Bulur bulmaz, geciktirmeden, bildireceğim. Sarı-kırmızılı kardeşlerime bir teselli verir… Maça saatler kala, bir adet FOTOMAÇ alacak oldum. "FOTOMAÇ almak gafletinde bulundum" desem, daha doğru olur. Baş sayfada, son derece etkileyici, Hakan Lokanoğlu imzalı bir "Photoshop" uygulama. Sayfanın üstünde, sağ ve sol yanlara dizili yıldız futbolcuların isimleri: Gheorghe HAGI     Samuel JOHNSON Kennet ANDERSON    Mario JARDEL Mircea LUCESCU    Mustafa DENİZLİ Kıyafetini tarif en zor olan, Hagi. Başında, iki noktadan yamulmuş, hafif tertip de eğik takılmış bir kasket. Sol eli -kalın parmaklı, kaba yapılı elleri, nedense, bana hep bir rençberin ellerini hatırlatıyor- sigara içer gibi, ağzını kapatıyor. Hagi'nin ardında, uzun, öfkeli yüzüyle "Kale" Andersson. Çaprazında, kafası asker tıraşlı, kravat-takım elbiseli Jardel. Sağ başta, meşin ceketi, isyankâr beresi ile, Harlem'den fırlamış kılıklı Johnson. En geride, artık üniformaya dönüşen pardösüsü ile Lucescu ve her zamanki pastel renklerle oluşturduğu şıklığı ile Mustafa Denizli. Gelelim, manşete… Üst manşet: Yılın galası Galatasaray & Fenerbahçe sunar Ana manşet: KAPIŞMA Snatch Alt manşet: Kafa vurmaca, Gol atmaca, Puan almaca… Veeeee… Kadro: YÖNETMEN: EROL ERSOY OYUNCULAR (G.SARAY): Kerem, Fatih, Popescu, Bülent Korkmaz, Ergün, Okan, Suat, Emre, Hagi, Jardel (F.BAHÇE): Rüştü, Mustafa, Uche, Mert Meriç, Mirkoviç (Lazetiç), Ogün, Ohnson, Rapaiç, Abdullah, Baliç, Andersson. GÖSTERİM YERİ: Ali Sami Yen Stadı SEANS. 19.00 TV: TELEON Guy Ritchie'nin vizyona yeni giren filmi "Kapışma / Snatch"in gazete ilanından mülhem bir baş sayfa kompozisyonunu, ancak, Galatasaraylı bir beyin akıl edebilirdi. "Mücevher çalmaca, kemik kırmaca ve kafa patlatmaca" ana temalı filmin yıldızı, genç kızların gözdelerinden Brad Pitt. (Ne yazık ki, yakışıklı delikanlımız bana hiçbir şey ifade etmiyor. Nâcizâne, Hagi'yi bin defa tercih ederim.) FOTOMAÇ'a Allah söyletmiş, sanki. "Kafa vurmaca, gol atmaca ve puan almaca"nın, sadece ve sadece, "kafa vurmaca" kısmı gerçekleşebildi. O da, kafayla topa çıkmak anlamında değil, düpedüz kafa kırmaya yönelik kasdi hareket anlamında. Filmdeki gibi, mücevher çalınmadı belki, ancak, kemikler kırıldı, kafalar patlatıldı bol bol. Kaleciler, Kerem ve Rüştü hariç, yıkılan ümitlerimiz ve kırılan kalplerimizin hesabını kim verecek, şiddetle merak ediyorum. İki büyük (????) takımın, ligin ilk yarısında yalnızca fare doğurarak patlattığı balonun detaylarına geçmeden, maç sırasında sergilenen pankartlara biz göz atalım. Çok büyük bir hayal kırıklığına yol açan GS-FB derbisinin "pankart savaşı" da gerçek bir kör dövüşünü andırıyordu. Bazı pankartlarda, Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye sayısal üstünlük sağladığı noktaların vurgulanmasına eyvallah da, komik bile sayılamayacak, dahası düpedüz ırkçı söylemlere ne buyrulur? "Söyleyin, en büyük kim?" "UEFA ile Süper Kupa şampiyonu biziz!" Bu iki yazının altında sayısal döküm yer alıyor: GS    FBŞampiyonluk     14    13 Cumhurbaşkanlığı Kupası    10    6 Başbakanlık Kupası     5    8 Türkiye Kupası    13    4 "P.S.G. Milan. Deportiva… Başarılar…" "Unutmayın, unutturmayın, MTK, Pendik, Sigma." "Dürülülü Mustafa" (Bunu anlamadım, ne demek?) "Bu sene yürüyüş ne zaman?" "Ne işin var sahada, otur Fener bostanda!" (Futbol mantığına aykırı.) "Sırplar'ı da, sizi de sevmiyoruz!" (Rekabet değil, husumet…) "Soydaşlarımızın katillerini lanetliyoruz!" (İyi de, burası yeri mi? Hem, hani centilmenlik?) En abuk-ötesi, en sonda: "Yer: Mecidiyeköy, Davacı: Fenerbahçe, Davalı: Galatasaray, Yargıç: Baliç, Karar: İdam" (???) Galatasaray taraftarının maça had safhada "bilenmiş" geldiği iddia edildi, ama, "idam"dan dem vuranlar, Fener'liler! 2000 yılının son derbisi idi, Galatasaray-Fenerbahçe müsabakası. İki ezeli rakip bugüne kadar 339 kez karşılaşmış, Fenerbahçe 124 galibiyet ve 109 mağlubiyet alırken, 105 maç da berabere sonuçlanmıştı. Tam 468 gol atan FB, kalesinde de 434 GS golü görmüştü. Ligde yapılan 84 karşılaşmanın 30'unda FB, 25'inde GS galip. Mustafa Denizli GS'da iken, FB ile oynadığı 6 lig maçından birini kazanıp 4'ünü kaybetmesi ilginç. Hep biliriz, Fenerbahçe Rüştü Saraçoğlu Stadı'nda iyidir. Bu sene FB, deplasmanda oynadığı 6 maçta 3 yenilgi, 2 beraberlik ve 1 galibiyet aldı. FB Başkanı Aziz Yıldırım, GS derbileri açısından hayli şanssız. Kanaryalar, Aziz Yıldırım döneminde GS ile yaptığı 7 karşılaşmanın sadece 1'ini kazanabildi; 3'ünü GS kazanırken, 3 maç da berabere bitti. Bu maçlarda, FB'nin attığı gol 8, yediği ise 13. 91 senedir, eskimeyen bir dostluk ve rekabet sürdüren GS ile FB'nin futbol müsabakalarının özel bir önemi var. Her ne kadar, futbol geçmişimize, 3 büyük takım, son otuz yıldır da Trabzonspor'un katılmasıyla, 4 büyük eki yön verdiyse de, GS-FB karşılaşmalarının yarattığı heyecan, "en büyük!.." GS, genel klasmanda, FB karşısında yenik! Ancak, Ali Sami Yen'deki maçlar, 13'ünü Cim-Bom, 8'ini FB alırken, 14 mücadele de berabere sonuçlanmış. GS'ın "efsane" kalecisi Turgay Şeren, şanlı geçmişinde, "FB'ye karşı en çok forma giyen Cim-Bom'lu unvanına da sahip. Kalitesiz son derbi ertesinde, en kaliteli maç kritiğini de, gene Turgay Şeren yazdı. Genç ve istikbal vaat eden GS kalecisi Kerem, bu derbide FB'ye karşı ilk kez forma giyiyordu. Ama, FB'li Rüştü gibi, çok başarılı bir performans gösterdi. Turgay Şeren, "Kerem çok genç, ama soğukkanlı. Hataları oluyor, hemen uyarıyoruz. Ancak, ben Kerem'den çok ümitliyim. İleride çok iyi bir kaleci olacak" demiyor boşuna. FB aşkına rağmen, Canım'ın, Fener aşkına rağmen, hep söylediği, resmen dualar ettiği gibi, nâmı dünyayı tutacak, Taffarell ayarında bir Türk kalecinin yetişmesini dört gözle bekliyoruz. Galatasaray, Faruk Süren'in başkanlık döneminde, Fener ile 17 maç yaptı. Sonuç: 7'sinde GS, 5'inde FB galip, 5 maç da berabere. F.Süren, bu durumda, A.Yıldırım'a kıyasla daha şanslı görünüyor. Ne yazık ki, hayali ihracata ilişkin bomba listenin yarattığı zelzelede çok daha fazla şansa ihtiyacı olacak gibi. Faruk Süren İsviçre'ye uçarken, "3 Aralık'ta döneceğim" dediği halde, Bayan Süren'in alelacele eşinin ardından İsviçre'ye uçması pek manidar! GS için görüşme yapılırken, eşin ne gereği var? Alışverişini yapacak idiyse, o zaman paşa paşa ilk etapta beraber giderlerdi. Orhan Aslıtürk'ün yaptığı hayali ihracat -ki, toplam 1.7 milyar $ ile, ülkemizin yıllık ihracatının yüzde 6.5'I- listesinde, Faruk Süren'in de yer alması, gerçek bir şok! Köklü bir ailenin, beyefendi oğlu ile hayali ihracat nasıl kabil-i telif olacak? Jülide ERGÜDER - 8 Aralık 2000, Cuma