"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Fuar gelmiş neyleyim?

Biliyorum, hepiniz, Şekip Ayhan Özışık’ın Nihâvend bestesini hatırladınız:
“Bahar gelmiş neyleyim?/Neyleyim baharı yazı?”
Yazıyı okuyanlar arasında, bu şarkıyı, Manolya Bahçesi’nde, Zeki Müren’den dinlemişler vardır muhakkak!
Söylemek istediğim de tam böyle bir şey işte...
Bakmayın Fuar’ın, İzmir’den bir sonbahar esintisi olarak geçtiğine.
Tasarımındaki “uyanış” fikri, tümüyle bir “ilkbahar” beklentisidir aslında.
Özünde bu “tazelik ve tazelenme” olmasa, “geçmişin yangın, bugünün bayram yeri” betimlemesi, kulağa bu kadar hoş gelir miydi?
Zaten, fikrin içindeki, “her dem taze” âlâmeti yüzünden, bu yıl “81’lik delikanlı” diye tutturmadı mı medya?
Buraya kadar tamam. Popüler kültürü bu kadar yelpazelemek yeter.
Ama siz kentte, bu silkinişe, bu devrimci bakış açısına yakışan, kentlinin sahip çıktığı, “bahar gelmiş” gibi bir heyecan, “Fuar gelmiş” gibi bir seferberlik hali gözlemliyor musunuz?

Birkaç yıl önce yazmıştım, Fuar’ın “kurumsal dokusu” için, öncelikle “3 harften oluşan sıradan bir kısaltma”dan fazlasına, her yıl “temaya uygun” tasarlanan küçük bir eklentiden önce, “değişmez, sabit bir İzmir Fuarı logosu ve sembolü”ne ihtiyacı var.
Tıpkı, “Oscar Heykelciği” gibi...
“Apple” gibi, “facebook” gibi, “Yeni Rakı” gibi, “Berlin’in ayısı” gibi, ne bileyim? Belki Matruşka gibi...
Fuar geldiğinde, bütün kentin, yakasına takabileceği, arabasına yapıştırabileceği, “puzzle”ı, “LEGO”su bile üretilmiş, eliyle tutup, gözüyle görebileceği bir anımsatıcı...

Fuar’ın, kendisine ait bir müziği de olmalı! Dev bir yarışmayla seçilmiş.
Bir cıngıl; meselâ “zeybek tadında çağdaş bir senfonik düzenleme” ama kalbinde, Fuar zamanı, bütün kentin, ıslıkla çalabileceği kadar basit, özgün, vurucu ve akılda kalan bir tema... (-Tüpçüler kadar olamadık- diyeceğim, ayıp olacak.)

Bir de gönlümden geçen, Bedia Muvahhit’in adını bir sokağa vermekten fazlası...
“Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülü”nü, “Türkiye’nin en büyük tiyatro ödülü” haline getirip, (davet ve uzlaşı içinde, bence asıl yakışacağı yere) İzmir’e taşımak. Fuar zamanı, kenti, bir “tiyatro kenti”ne (de) dönüştürmek...
Yoksa, “Fuar gelmiş neyleyim? Zaten Zeki Müren de yok...”

X